İçindekiler
12 Temmuz 2007
İÇİNDEKİLER
1.GİRİŞ II
2.KABUK: 2
3. TÜRLERDE KABUK VARYASYONLARı: 6
4. VÜCUT DıŞı YAPıLAR: 7
5. BESLENME ÖZELLIKLERI: 9
6. SUYUN KORUNMASı: 10
7. YAŞAM DÖNGÜLERI: 10
ŞEKİLLER DİZİNİ
Şekil 1: Kıvrımların sayılması methodu 3
Şekil 2: Kabuğun Genel Kısımları 5
Şekil 3: Salyangozun Morfolojik Yapısı 8
1.GİRİŞ
Genel olarak yumuşakcalar, bulundukları ortama yüksek uyum yetenekleri sayesinde; hava ortamı hariç tüm ortamlarda yayılış gösteren hayvan gruplarından birisidir. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda saptanan tür sayısı yaklaşık 100.000 kadardır. Bunlarda 80.000′i Gastropoda (=Salyangozlar) sınıfına aittir. (Demirsoy, 1999)
Çöllerde dahi yaşayabilmelerine rağmen, salyangoz ve sümüklü böcekler karasal yaşama böcekler ve örümcekler kadar adapte olamamışlardır. Nemli bir deriye sahiptirler ve mukus salgılayarak hareket ederler. Sadece kuru şartlara karşı inaktif hale gelmişlerdir. Yavaş hareket etmeleri herkes tarafından bilinir ve bu yavaş hareketle birlikte vücutları da orantılı olarak büyüktür. Bu yüzden predatörlere karşı savunmasız haldedirler. (Kerney& Cameron, 1979)
Gastropodlar yaşam yerleri ve belenme biçimleri yönüyle, genel olarak birincil tüketiciler grubuna girmektedirler ve beslenme zincirinin ilk halkalarında yer almaktadırlar. (Yüce, 1997) Gastropodlar karnivorluktan parazitliğe kadar pek çok yaygın beslenme şekilleri ve tabi buna paralel olarakta çeşitli yapılarda sindirim sistemleri görülmektedir. Genel olarak Pulmonatlar ise bitkisel materyallerle beslenirler.
Karasal ya da ikincil olarak suda yaşama uyum yapmış hayvanlardır. Torsiyon olayının görüldüğü grubun hepsi erseliktir. (Demirsoy, 1999)
2.Kabuk:
Sert sipiral biçimli kabukları vardır ve canlı bu kabuğun içine çekilebilir. Bu özellik Gastropodlar için orijinal bir özelliktir ve karakteristiktir. Bazı deniz kabuklularında kabuk halkasızdır ve koni şeklindedir. Salyangozlarda ise indirgenmiş ve kaybolmuştur. Salyangozların orjinlendiği denizlerde hayvanı predatörlerden ve denizdeki şiddetli dalga etkilerinden hayvanı korur. İnterdial zonlarda ve kara üzerinde görevlerine ilave olarak canlının kurumasını engellemek gibi bir görevi daha vardır. (Kerney& Cameron, 1979)
Kabuk bazı hallerde çok hantal bir korunma yoludur. Ağır ve biçimsizdir ve böceklerin sert kutikülasına benzemez. Maksimum korumayı sadece hayvan kabuğun içerisine girdiğinde sağlar. Spiral gelişmenin modeli şu şekildedir; kabuk şeklinde bir değişme olmaksızın devamlı olarak büyütebilir; yani tüy dökme ve bazı böceklerin yaptığı şeyleri yapmaya ihtiyaçları yoktur. Aksine bu tür periyotlar önemli derecede tehlike arz eder. (Kerney& Cameron, 1979)
Kabuğun gelişimi tamamen düzenli bir biçimde değildir. yeni doğmuş bir salyangoz daima kabukludur. Kabuk yumurtanın içerisinde biçimlenir; buna protoconch denir. Bu kısım hayvanın apeksine karşılık gelen kısımdır. Bu kısım diğerlerinden daha yumuşak ve incedir. Büyüteç veya mikroskop yardımıyla diğer kısımlardan kolayca ayırt edilebilir. (Kerney& Cameron, 1979)
Gelişme periyodu sırasında, halkalardaki oranlarda farklılıklar olabilir. Bu farklılıklar kış ayında olmalarından ve kuraklık gibi çeşitli faktörlerden kaynaklanmış olabilir. Bu gelişim değişiklikleri diğer düzenli halkalardan ayırt edilebilir. (Kerney& Cameron, 1979)
Salyangoz yetişkin hale geldiğinde gelişim biçimi değişir. Kabuk büyümez fakat kabuk ağzında genişleme, ve diğer çeşitli kalınlaşmalar meydana gelir. (Kerney& Cameron, 1979)
Kabuk iki farklı tabakadan meydana gelmiştir. İnce olan içteki tabakaya Ostracum denir ve kalsiyum karbonat ve çeşitli proteinlerden meydana gelmiştir. Dıştaki kısım ise Periostracumdur. Proteinimsi yapıda, boynuzumsu ve geçirgen bir yapıdadır. Ostracum cilaya benzer, hayvanın vücudunda parlak ve yumuşak bir yüzey sağlar. Periostracum boş kabuklarda tamamen yıpranmıştır. Canlı formlarda, özellikle aşınmanın fazla olduğu kumul alanlarda yaşayanlarda, ise kısmen aşınmıştır. Bu yüzden kabuk soluk ve mat gözükür. (Kerney& Cameron, 1979)
Şekil 1: Kıvrımların sayılması methodu (Kerney& Cameron, 1979)
Kabuğun kendisi ölü ve hareketsizdir, ve ilk önce periostracum hazırlanır. Jüvenil formlarda kabuğun sırtı diğerlerinden daha ince ve geçirgen bir özellik gösterir. (Kerney& Cameron, 1979)
Kabuğun rengi, yapısı, ebadı salyangozların teşhisinde oldukça önemlidir. Spiral kıvrımlar ya tek bir düzlem üzerinde bulunur ya da bir koni ya da bir kule oluşturacak şekilde merkezi bir eksen (Kolumella) etrafında bir yükselme gösterir. Çok nadir istisnalar ile kabuğun kıvrılması her tür için aynıdır. Sadece kabuğun ağzının bakış yönü farklıdır. Eğer kabuk ağzı sağ tarafa bakıyorsa dekstral, sol tarafa bakıyorsa sinistral olarak adlandırılır. Spiral kabukların çoğu dekstraldir. Yani tepeden başlayarak kabuk ağzına doğru gelinirken, soldan sağa dönülür. (Kerney& Cameron, 1979)
Spiral kıvrımların iç çeperleri ya tepe ile kabuk ağzından geçe eksen üzerinde birbirine dayanırlar ve bu suretle ortada iğ şeklinde bir kolumella meydana gelir ya da eksen üzerinde böyle bir dayanma olmaz ve bu yüzden eksen boyunca uzanan bir boşluk oluşur. Bu boşluğun dışarı açıldığı yere Umbo denir. Kolumellaya vücudu geriye çeken büyük bir kas bağlıdır. Buna Kolumella Kası denir. Spiralin birbirini takip eden her bir halkasına “Whorl” (Kıvrım) denir. Kabuğun en üst kısmı Apex’tir. Kıvrımlar arasındaki bağlantı noktası yani iki kıvrımın birbiriyle temas ettiği nokta Sütur olarak adlandırılır. Bunun altında son kıvrım halkası olan Umbilicus bulunur. Bazı türlerde umbilicus tıkanmış olabilir. (Kerney& Cameron, 1979)
Gel-git bölgesinde yaşayanlarda ve akarsularda yaşayanlarda kabuk spiral yapısını yitirmiştir. Bu, sarmal yapı gösteren genç kabuğun atılması son büyük kıvrımın diğerlerinin hepsini içine alması ve örtmesi; bir kısmında da sarmalın çözülmesi ile ortaya çıkar. Bazı türlerde kabuğun büyümesi süreklidir. Fakat birçoğunda, genellikle, büyüme bir zaman sonra durur ve yan karinalar ve çıkıntılar ile kabuk güçlendirilir. (Kerney& Cameron, 1979)
Kabuğun anlatılan bu kısımları salyangozların teşhisinde oldukça önemlidir. Kıvrımların kabuktaki sayısı genelde kullanılmaktadır. Sayma işlemi de apexteki yarım halkanın çapından bir hat çizilerek yapılır. Her bir tam halka bir yaşı ifade eder. Yarım halkalar ise çeyreğe yakın, yarıma yakın şeklinde hesaba dahil edilir. Whorlun şekli ve oranı genişler veya aşağıya iner ve böylece kabuğun tamamının şekli ortaya çıkar. Spir çökmüş olabilir. Eğer yükselmişse, konik veya konveks veya daha fazla ise silindirik veya fusiform tipte olabilir. Wohrl hızlı veya yavaş genişlemiş olabilir. Böylece konveks veya daha az sıklıkla düzleşmiş olabilir. (Kerney& Cameron, 1979)
s: Suture a-b: Palatal c-a: Parietal
u: Umbilikus b-c: Kolumellar
Şekil 2: Kabuğun Genel Kısımları (Kerney& Cameron, 1979)
Ağzın ve peristomun karakteristiği sıklıkla çok önemlidir ve bu karakterler sadece tamamen gelişmiş olgun kabuklardadır. Bazı türlerde kabuk basit bir peristomla biter. Ağzın açısı ve biçimi önemli olabilir. Bununla birlikte pek çok türde en azından indirgenmiş, ağzın hemen arkasında internal bir yarığa sahiptir. Peristom ağzın içerisinde kalınlaşmış durumdadır. Ağzın çerisinde başka kalınlaşmalarda olabilir. Ve bunlar dişler olarak bilinir. Dişleri ve ağzın etrafındaki diğer yapıları tanımlayabilmek için ağzın içinde ve peristom etrafında çeşitli bölümler ayrılmıştır. Ağı parietal, columellar ve palatal bölgelerine ayrılmıştır. Dişler ve diğer kalınlaşmalar ağız bölgesi etrafında olarak tanımlanır. Palatal bölgeyi çevreleyen peristom dış, Parietal ve columelları çevreleyen peristom içtir. (Kerney& Cameron, 1979)
Bunlar kabuğun karakteristik yapısında bulunurlar ve kalınlaşırlar. Bazı kabuklar kıllıdır, kıllar periostracumun uzantılarıdır ve genellikle absorbsiyonla kaybolur. Fakat mikroskop altında incelendiğinde izler görülebilir. Bu kılların katı sert olanlarına diken spin adı verilir. Kemik yüzeyi genellikle kemiksidir. Bu kemikler genellikle radialdir. (Kerney& Cameron, 1979)
Kabuk rengi çok çeşitlidir ve türlere göre değişebilir. Bu karakterler ostracuma bağlıdır. İnce ve az kalkerli ostracum cam gibi geçirgendir ve kırılgandır. Çoğu kabuk boşaldığında süt beyaz hale döner. Renk türler arasında değişen bir karakterdir. (Kerney& Cameron, 1979)
3. Türlerde Kabuk Varyasyonları:
Kabuğun büyüklüğü, rengi ve şekli türden türe değişiklik arz eder. Büyüklük ve şekildeki varyasyonlar genellikle süreklilik gösteriri. Genelde bu varyasyonlar teşhislerin yapılmasını çok fazla güçleştirmez. Büyüklük ve şekildeki yüksek sapma kalıtsal olabilir, veya bir felaket veya kaza sonucunda da meydana gelmiş olabilir. (Kerney& Cameron, 1979)
Biçim ve renkteki varyasyon ve koyuluk süreklilik arz etmez. Bu varyasyonlar kalıtsaldır. Bunun en basit formu, diğer normal olarak renklenmiş olanların arasında albinonun meydana gelişiyle görülebilir. Bu olay pek çok türde görülebilir. (Kerney& Cameron, 1979)
Ebat olarak en büyük salyangoz familyası olan Helicidae’nin pek çok türü renk ve ebat varyasyonlarına büyük oranda sahiptir. Kabuğun toprak rengi haricinde spiral bandın ve kabartıların dizilimi ve rengi çok sayıda çeşitlilik gösterir. Sonuçta bazı türler yüzlerce farklı varyasyonlara sahip olur. Türlerin lokal populasyonları çok değişik biçimler içerir, bunlara polimorfik denir, ve lokal populasyonda farklı biçimlerin meydana gelişi polimorfizim olarak isimlendirilir. Genellikle bu farklı biçimlerin oranı bir lokal populasyondan diğerine değişir. (Kerney& Cameron, 1979)
4. Vücut Dışı Yapılar:
Salyangozların ve sümüklü böceklerin vücutları çok yumuşak ve nemlidir. Vücutlarının dış yüzeyi mukus veya sümük tabakasıyla kaplıdır. Sümük tabakası sümüklü böceklerde genellikle ince ve fazla miktarda bulunur. Vücudun dış yapılarının tümü hayvan aktif olduğunda ve tamamen kendini kabuktan dışarı çıkardığı zaman görülebilir. Ön uç baştır ve tentaküller bulunur. Bu tentaküller ilkel Basammatophoran ve Prosobranchia familyalarında bir çift iken, Stylomotphoran familyalarında iki çifttir. Çok ilkel salyangozlarda gözler tentaküllerin dip kısmındadır, tentaküller bükülebilirler fakat ters düz olmazlar. İki çift tentakülü olanlarda gözler tentaküllerin uzun olanın uç kısımlarında bulunur. Ağız vücudun ön kısmındadır. Çene hayvanın beslenmesi sırasında üst dudak üzerinde görülebilir. (Kerney& Cameron, 1979)
Dekstral salyangozlarda sağ tarafta reprodüktif açıklık bulunur. Sinistralde bu açıklık sol taraftadır. Bu açıklığın her zaman görülmesi mümkün olmayabilir fakat flört sırasında karşı tarafa doğru uzatıldığı sırada kolayca görülebilir. (Kerney& Cameron, 1979)
Hayvanın yüzey üzerinde sürünmesi ayakların yan tarafındaki kasların faaliyetiyle gerçekleştirilir. Eğer sümüklü böcek veya salyangoz bir cam üzerinde hareketi gözlenirse hareket metodu anlaşılabilir. Kaslar önden arkaya doğru bir dalga şeklinde kasılır, hayvanı taşıyan bu kaslardır. Hayvanın yüzey üzerinde kaymasını mukus sağlar. (Kerney& Cameron, 1979)
Şekil 3: Salyangozun Morfolojik Yapısı (Kerney& Cameron, 1979)
Salyangozların ve sümüklü böceklerin üst kısmı birbirinden farklıdır. Salyangozlarda vücudun çoğu kısmı kabuk içerisinde yer almaktadır. Kabuğun ağız kısmında akciğerleri ve ya manto boşluğunu çevreleyen manto bulunur. Burası solunum açıklığıdır. Havanın giriş çıkışı buradan olur. Vücudun kabuğun arkasında kalan kısmına kuyruk denir. (Kerney& Cameron, 1979)
Salyangoz kabuğun içerisine geri çekildiğinde vücudun tamamı mantonun arkasında gizlenir, kabuğun ağzı tıkanır. Tekrardan çıktığında, ayak manto kıvrımlarının arasından uzatılır. Eğer salyangoz bazı zamanlar için in aktif hale gelirse, genellikle bir mukus tabakasıyla kabuğun ağzı kapatılır. Bu tabakaya epifragma denir. Epifragma kabuğun ağzını kapatır. Bu tabaka sadece solunuma izin verir ve salyangozun dinlenme sırasında herhangi bir objenin üzerine bağlanmasını sağlar. Bazı türlerde epifragma çeşitli granüllerle güçlendirilmiştir. Epifragma ince ve opak bir maddedir. Epifragma kış uykusuna (hibernasyon) yatan çoğu salyangozda bulunur. Prosobranchia’larda epifragma görülmez, operculumları vardır. Operculumda aynı şekilde hayvan kabuğun içerisine çekildiğinde kabuğun ağzını tıkar. Boynuzumsu ve kalkerimsi bir yapıdadır. Üzerinde konsantrik halkalar ve demetler bulunur. Bunlar gelişme dönemlerini gösterir. (Kerney& Cameron, 1979)
Sümüklü böceklerin (Testacellidae) dış yapıları genel yapı olarak salyangozlarınkine benzer, ancak kabuk ve mantonun vücudun ön tarafında bulunması farklılık arz etmektedir. Sümüklü böceklerde dış kabuk hariç vücudun ön yarısını kaplar. Kuyruk uzundur. (Kerney& Cameron, 1979)
Sümüklü böcek ve salyangozların derileri küçük çıkıntılar veya tüberküllerin varlığından dolayı pürüzlü bir yapıdadır. Tüberküller sümüklü böceklerde daha büyük ve çıkıntılı bir haldedir. Deri genellikle pigmentlidir ve diagnostik bir band veya büyük lekeler oluşturabilirler. Üst deri mukus ile kaplıdır. Bazı sümüklü böceklerde üst derinin mukusu tabanınkinden farklı renkte ve koyuluktadır. Derinin rengi ve ebadı, kabukta olduğu gibi çok farklı varyasyonlar gösterebilir. (Kerney& Cameron, 1979)
5. Beslenme Özellikleri:
Salyangozlar birincil olarak, zeminin yada bitkilerin üzerinde radulaları sayesinde beslenen hayvanlardır. Besinleri alglerden, bitki parçalarından ve kısmen küçük hayvanlardan oluşur. Taşların üzerindeki detrikusları, çökelti yada besin tabakalarını kazıyan salyangozlar, kuvvetli olarak uzamış ve helozoik olarak kıvrılmış bir radula ve bunun üzerinde dişçiklere sahiptir. Birçoğu bitkileri kazıyarak beslenir ve denizlerde belirli alglere özelleşmiş birçok salyangoz türü bulunur. Tatlı suda ve karada yaşayanların büyük bir kısmı güçlü yapılı radulaları ile yüksek yapılı bitkilerin yumuşak kısımları da dahil yerler. Sesil ya da yarı sesil yaşayanlar planktonları süzerek beslenirler. Bazı salyangozlar yırtıcıdır. Çoğu sesil hayvanları (Sünger vb. ) kazıyarak beslenirler. Diğer omurgasızları özellikle diğer yumuşakcaları avlarlar. Ayakla tutulan kurban, radula ile parçalanır. Bazıları da yutucudur. Bunlar avlarını izler ve hareketli olan avları bile tümüyle yutarlar. Bazı salyangozlar midyeler üzerinde ektoparazittirler. Bazıları da derisidikenlilerin, özellikle denizyıldızlarının, içerisinde endoparazittirler. Parazitlerde ayak büyük oranda kaybolmuş, ağız kısmı daha çok emici hale gelmiştir. (Kerney& Cameron, 1979)
6. Suyun Korunması:
Pulmonata kuraklığa karşı özel bir koruma sistemine sahip değildir. mukuslu salgılarıyla büyük ölçüde su kaybederler. Dolayısıyla nemli ortamları tercih ederler ya da çoğu gececidir. Kışın ya da yazın kurak dönemlerde, hayvanlar yaprak yığınlarının, taşların, kabukların altına girer ve orada bulunan cisimlere mukoz bir kordonla bağlanırlar. Gece hareket etmeleri ve kuraklıkta hareketsiz evreye girmeleri (estivasyon) onların kurak bölgelerde, hatta çöllerde yaşamasını olası kılar. (Kerney& Cameron, 1979)
7. Yaşam Döngüleri:
Çiftleşmeden sonra salyangoz ve sümüklü böcekler yumurtlarlar. Yumurtalarını toprağın çerisindeki küçük boşluklara, çürümüş ağaç kovuklarına, taş veya kaya yarıklarına bırakırlar. Yumurta sayısı çok çeşitlidir. Büyük türlerde 20- 50 civarındadır fakat diğerlerinde 100 veya daha fazla olabilir. Yumurta genellikle yuvarlaktır. Bazı türlerde çok yumuşak ve transparan, diğerlerinde ise sert, opak ve kalkerli bir yapıdadır. Gelişimleri sıcaklığa bağlıdır. Normal şartlarda 6 haftada yumurtadan çıkarlar. (Kerney& Cameron, 1979)
Yumurtlama olaylarının tüm detayları pek çok tür için bilinir. Genelde yumurtlama kışın değil, sonbahar ve yaz aylarında görülür. Fakat bu her zaman doğru değildir. pek çok sümüklü böcek ve salyangozlar kurak habitatlarda yaşar. Bunların yumurtlama mevsimi sonbaharın sonlarına doğrudur, yaz ortalarında kuraklık riski fazladır. (Kerney& Cameron, 1979)
Yeni yumurtadan çıkan bireyler yetişkinlerin birer minyatürü şeklindedir, gelişimleri direkt olur. Metamorfoz görülmez. Birey geliştikçe sondaki kabuğa yenisi eklenir ve bu şekilde devam eder. Çok büyük salyangoz ve sümüklü böceklerde 2 ile 4 yıl arasında sürmesine karşılık pek çok tür yaklaşık 1 yılda ergenlik dönemine ulaşır. Salyangozlarda belirli bir dönemden sonra gelişim durur ve kabuk ağzında kemiğimsi yapılar, dudaklar gelişmeye başlar. Bazı türlerde bu yapıları göremeyiz. (Kerney& Cameron, 1979)
Ölüm oranı yaşamın erken dönemlerinde çok kuvvetlidir. Yumurtalar ebeveynler tarafından korunmaz. Çoğu kurur, kaybolur veya predatörler tarafından yenir. Bazıları sinekler tarafından parazitlenir. Genç bireyler iklim ve düşmanlara karşı savunmasızdırlar. Büyük türlerde pek çok yetişkin yumurtladıktan hemen sonra ölürler. Bazı bireyler 8 - 10 yıl veya daha fazla yaşayabilirler. (Kerney& Cameron, 1979)
Ölümlerin çoğuna predatörler ve parazitlenmeler neden olur. En iyi bilinen predatörü ardıç kuşudur. Ardıç kuşu salyangozların kabuklarını kırmak için özel bir tekniğe sahiptir. Önce salyangozu ağzıyla yakalar ve kayalar üzerinde taşla vurarak kırar. Diğer kuşlarda salyangoz yerler. Yutulan kabuklar her zaman tamamen sindirilmez. Beyazlamış olan kabuk kırıntıları tülekler arasında bulunabilir. (Kerney& Cameron, 1979)
Kır faresi ve kirpilerde diğer bazı kemirgenler gibi salyangozları yerler. Küçük memelilerde kabukları dudaktan veya başka bir yerden başlayarak dişlerler. Kabuk kırıntıları fare yuvalarının ağzında veya salyangozlarla beslenen canlının beslendiği yerlerde görülebilir. (Kerney& Cameron, 1979)
Pek çok küçük hayvan salyangoz ve sümüklü böceklere saldırır. Karnivor salyangozlar sıklıkla diğer türlere, kanatlı böceklere ve özelliklede onların larvalarına saldırır. (Kerney& Cameron, 1979)
Kategori: Biyoloji