Solunum Sistemi 

12 Temmuz 2007



SOLUNUM SİSTEMİ 

Havayla yaşayan canlılarda , enerji oluşturmaya yarayan fiziksel ve kimyasal işlemleri gerçekleştiren sisteme solunum sistemi denir. Havayla yaşar (aerob) bir organizmanın , yaşam işlevlerini sürdürebilmesi için çevresindeki havadan yada sudan  oksijen alması gerekir. Oksijen (O?) alış ve hücresel atık ürünü karbondioksiti (CO?)çevreye salış sürecine, “ solunum” adı verilir. Bir hücreli çok küçük bir organizma, edilgen yayınım aracılığıyla  hücre zarından yeterli miktarda oksijen alabilir ve aynı anda karbondioksit salabilir. Buna karşılık, çok hücreli organizmalar, dokularına O? sağlamak ve CO? fazlasını atmak için , evrim geçirerek  özel solunum sistemleri geliştirmek zorunda kalmışlardır. Bu sistemler en az enerji harcayarak , geniş bir metabolizma gereksinmeleri dizisine ilişkin işlevleri yerine getirebilirler. Omurgasız hayvanlarda , temelde ilkel olan gaz alış veriş sistemleri vardır; bu hayvanlardan süngerler ve yassı solucanlar gibi en basitleri , solunum gereksinmelerini beden yüzeyinden gaz değiş tokuşuyla  sağlarlar. Toprak solucanı gibi daha karmaşık beden yapıları bulunan omurgasızlarda , beden yüzeyleri aracılığıyla gaz değiş tokuşunun yanı sıra , oksijenlenmiş  kanı bedenin daha derin kesimlerine taşıyan basit bir dolaşım sistemi de bulunur. Böcekler gibi eklembacaklılarda , beden yüzeyine açılan ve iç dokularla bağlantılı soluk borularından oluşan ağ biçiminde bir yapı vardır. Su böceklerinin  ya da larvaların soluk boru sistemleri , sudan oksijeni alma özelliğini kazanmıştır. Denizyıldızında gaz alış veriş , boru ayağında olur. Birçok omurgasızda , beden yüzeyinden dışarı bir çıkıntı biçiminde uzanmış tek bir hücre tabakasından , damar bakımından son derece zengin üst üste yığılmış tabakalara kadar , değişik biçimlerde solungaçlar vardır. Örümceklerin kitap akciğerleri , kitap yaprakları biçiminde doku levhalarından oluşur; hava, karındaki deliklerden girerek , bu levhalar arasında dolaşır. 

DERİ, SOLUNGAÇLAR  ve AKCİĞERLER

Başarılı bir biçimde evrim geçirmiş bütün solunum sistemlerinde , ortak bazı özellikler bulunur. Bunlardan birincisi , kan ile dış ortam arasında etkili gaz yayınımına  (difüzyona)  olanak veren , damar bakımından son derece zengin , büyük bir ince solunum zarıdır. İkincisi , beden dokularına yeterli oksijeni taşıma ve oradan karbondioksiti alma yeteneği bulunan dolaşım sistemidir. Üçüncü özellik , bu sistemlerde , solunum yüzeyi ile dolaysız temas durumunda olan oksijeni yenileme yeteneği bulunmasıdır. Bu bağlamda , omurgalılarda üç çeşit solunum sistemi gelişmiştir: Solungaçlar , akciğerler ve özel işlev kazanmış deri bölgeleri (örtü). Akciğerler ve solungaçlar , embriyo  evresinde içi dışına dönmüş bağırsak bölümlerinden oluştuğundan , bu organlardaki solunum zarı , beden içinde iyi korunmuş  bir durumdadır. Zarda , oksijen kaynağı ile kan arasında bulunan akciğerlerde 0,36 - 2,5 mikronluk ve solungaçlardaki 0,30 – 3,0 mikronluk çok küçük uzaklık , yeterli gaz alışverişini güvence altına alır. Gerek akciğerlerde , gerek solungaçlarda , çevreye açılan delikler vardır. Akciğerler bronş borularına, bronş boruları da ağız ve burun boşluklarına açılan soluk borusuna bağlıdır. Gaz alış verişi , akciğerlerin içindeki hava keseciklerinde (alveoller) gerçekleşir. Solungaçlar , ağzın arka tarafında yer alır; ağızdan giren su , solungaçlardan geçerek , solungaç yarıklarından dışarı çıkar. İkiyaşayışlılarda ve bazı balıklarda , derinin özel bir yapı kazanmış bölgeleri solunum zarı işlevi görür.

Kan ve oksijen ulaşımı. Bir solunum organı içinden akan kan , yeterli miktarda oksijen yüklenerek , onu organlara , oradan da karbon dioksit yüklenerek , geriye, solunum organına taşır. Kanın  oksijeni taşıması , hemoglobin aracılığıyla olur. Hemoglobin , Antarktika balıkları dışında bütün omurgalılarda bulunan bir maddedir; iyonlaşmış demir molekülleri içerir; oksijen dokulara , dokulara taşınması sırasında geçici olarak bu demir iyonlarına bağlanır. Türüne bağlı olarak , kan , her 100ml’de 5-25 ml oksijen yüklenebilir. Metabolizma  sırasında dokularda oluşan karbondioksit , kan plazmasında  , çözünebilir  bikarbonat iyonları (HCO? ?    ) biçiminde taşınır.

Solunum pompası.  Su / hava ara yüzeyinde  oksijen , bir solunum pompasının etkisiyle , sürekli olarak sağlanır ve karbondioksit atılır. Solunum zarına taze havayı ya  da suyu bu pompa sağlar (soluk alma); buna karşılık , pompalama , oksijeni azalmış ve karbondioksit  çoğalmış suyu yada havayı uzaklaştırır (soluk verme). Soluk alma ve soluk alma çevrimine “havalanma “ (akciğer içindeki hava ile dışındaki  havanın , değiş tokumu) adı verilir. Çevrimin yinelenmesi sırasında , içeri çekilerek zardan geçen havanın yada suyun bir dakikada geçen miktarına “ dakika hacmi” denir;  dakika hacmi , bir dakika içindeki solunum (solunum hızının) ile har soluk alışta  geçen su yada hava miktarının (gelgit hacmi) ürünüdür. Solunum hızında , gelgit hacminde yada her ikisinde oluşan değişiklikler , gaz alışverişini , hayvanın değişen metabolizma gereksinimlerine uyum sağlayacak biçimde düzenler.

BALIKLAR

Balıkların çoğu , ağızlarının içine ve solungaçlarının  arasına neredeyse hiç kesilmeyen bir su akışı sağlayan bir çifte pompalama  sisteminden yararlanırlar. Soluk alma sırasında , ağız boşluğunun tabanı negatif bir basınç oluşturarak , suyun ağzın içine girmesini sağlar. Solungaç kapakları kapanır ve solungaç arkası boşluğu genişleyerek, solungaç arkasında daha da  büyük bir negatif basıncın oluşmasını sağlar. Böylece, suyun solungaç yaprakları arasından geçmesine olanak veren bir basınç farkı oluşur. Sonra , ağız tabanı yükselerek , ağız boşluğu içinde bu basınç farkını ve suyun akmasını sürdüren daha pozitif bir basıncın oluşmasına yol açar. Solungaç arkası odacığının içindeki basınç , çevredeki suyun basıncını aşınca , solungaç kapakları açılarak , bayatlamış su dışarı atılır. 

             Birçok balık , solunum için havaya da bağımlıdır. Sözgelimi , yayınbalığı , kara üstündeki göçleri sırasında yaşamını deri solunumuyla sürdürür. Durgun sularda yaşayan bazı balıklar , yüzey yayınımı dolayısıyla oksijenin oldukça yoğun olarak bulunduğu su – hava ara yüzeyine  yakın durumda kalırlar. Daha başka türlerde , akciğerleri andıran yardımcı solunum organları gelişmiştir ve kanları , yüksek derecede oksijen içerir. 

İKİYAŞAYIŞLILAR

İkiyaşayışlılar solunum için , deriden ve akciğerlerden , iribaşlar ve semendergiller gibi bazılarıysa 

solungaçlardan yararlanırlar. Bir türde genellikle yaygın olan sistem , o türün  çevresine dayanır. Sözgelimi , temelde suya bağımlı bir ikiyaşayışlı olan su kertenkelesi  oksijenin %75 ‘ini derisi aracılığıyla , geri kalan %25 ‘ini de akciğerleri aracılığıyla sağlar. Ağaç kurbağasıysa , oksijenin %75’ini akciğerleri aracılığıyla , geri kalan  %25’iniyse derisi aracılığıyla sağlar. Karakurbağasının solunumu , akciğerlerinin şişmesini sağlayan pozitif basınç pompasına dayanır. Ağız tabanı alçalarak , hava burun delklerinden içeri emilir. Sonra burun delikleri kapanır; ağız tabanı yukarı kalkar ve havanın akciğerlerin içine girerek , akciğerlerin içine girerek , akciğerleri şişirmesini sağlar. Soluk verme , akciğerlerin edilgin biçimde büzülmeleriyle gerçekleşir.

SÜRÜNGENLER

 Sürüngenler , temelde akciğer solunumu gerçekleştirirler. Bu yüzden, akciğerlerinde gaz alışverişine uygun büyük bir iç yüzey vardır. Esnek teller ve düz kas telleri ,  akciğerin şişmesini ve sönmesini kolaylaştırır. Karmaşık solunum yolları , bir soluk borusu ile bronşlardan oluşur. Sürüngenlerde solunum pompası , ağız boşluğu kullanılarak değil , akciğerlerdeki hava basıncının , atmosfer basıncının altına düşürülmesiyle yaratılan emme gücüyle harekete geçirilir.

           Bir sürüngenin solunum  çevrimi , üç evreden oluşur: Soluk alma , solunumun bir süre durması (apre) ,soluk verme. Soluk alma sırasında kaburga kafesi genişler ve gırtlak aralığı açılır; çevre havasının basıncına oranla , karnın ve akciğerlerin içindeki basınç düşerek , havanın akciğerlere akmasını sağlar. Hiçbir solunum hareketinin  bulunmadığı solunumun bir süre durması evresinde , gırtlak yarığı açılır; solunum kasları gevşer. Soluk verme , genellikle akciğerlerin edilgin biçimde büzülmesi sonucu oluşur. Bununla birlikte , deniz kaplumbağalarında  ve kara kaplumbağalarında , akciğerlerin esnek büzülmesini önleyen katı kabuklar bulunduğundan , soluk verme ve soluk alma sırasında , enerji kullanmaları gerekir.

MEMELİLER

Memeliler , soluk borusundan , bronşlardan ve akciğer hava keseciklerinde sonlanan yaygın bronşçuklardan oluşan çok gelişmiş bir solunum sisteminden yararlanırlar. Hava kesecikleri , aşağı yapılı omurgalılarınkine oranla çok daha küçüktür; bunun sonucu olarak , gaz alışverişi için önemli miktarda daha büyük bir nispi yüzey alanı vardır. Akciğerlerin şişmesi , solunum kaslarının kasılmasıyla sağlanır. Solunum kasları kasıldıklarında , göğüs boşluğunu genişleterek akciğer içi basıncını alçaltır ve havanın akciğerlere girmesine olanak sağlarlar. Memelilerin soluk almaları sırasında en önemli kasları , diyaframdır. Diyafram , karın ve göğüs boşluklarını birbirinden ayıran , kubbe biçiminde , büyük bir kas tabakasıdır. Çaba harcamaksızın solunum , solunum kaslarının ve akciğerlerin gevşemeleriyle edilgen bir biçimde gerçekleşir. Hızlı (ya da zorlamalı) solunum zorunluluğu  durumunda , solunum kaslarının da çalışması gerekir.

KUŞLAR

Kuşların solunum sistemi , yüksek metabolizma hızına , uçma nedeniyle yüksek enerji harcanmasına ve büyük yükseltilerde yeterli oksijen sağlanmasına gereksinmesine başka hiçbir canlıda sağlanmayan rastlanmayan bir kusursuzlukla uyum sağlamıştır. Aşağı yukarı sürekli gaz alışverişi sağlayan bu sistem , ısıl düzenleme ve ileti bakımından önem taşır. Sistem , iki akciğer ile iki uzun hava kesecikleri dizisinden oluşur. Göğüs ve karın boşluklarının büyük bir bölümünü dolduran hava kesecikleri , kemiklerdeki akciğerlerden daha büyük bir hacim oluşturan yardımcı hava boşluklarına bağlıdır. Kuşların , iki ana bronşa ayrılan soluk borusu , taze havayı akciğerlerden iki karın keseciğine iletir. Öbür hava keseciklerine havayı , ikincil bronşlara taşırlar. Hava daha sonra akciğer dokusuna geçerek , damar bakımından son derece zengin çeperli küçük hava kanallarının oluşturduğu  sık bir ağ halindeki hava kılcal damarlarında son bulan üçüncül bronşlar tarafından taşınır. Hava kılcal damarları , memelilerdeki hava kesecikleri gibi işlev görür: Her ikisi de gaz alışverişini gerçekleştirdiği yerdir. Bayatlamış hava ; akciğerlerden ön hava keseciklerin içine dolar ve soluk borusu aracılığıyla dışarı atılır. Taze hava , hem soluk alma sırasında , hem de soluk verme sırasında hava kılcal damarlarından geçer. Soluk alma sırasında , solunum kasları göğüs – karın boşluğunu genişleterek , bütün hava keseciklerinin içindeki basıncı  düşürür. Taze hava , ön kesecikler dışında , bütün hava keselerine girer. O sırada bir miktar hava akciğerlere girerken , akciğerlerdeki bayat hava da , ön keseciklere geçer. 

Soluk verme göğüs – karın boşluğundaki hava basıncını yükselten solunum kaslarıyla gerçekleştirilir. Bayat hava dışarı , çevreye salınır ve taze hava , hava keseciklerinden arka hava kesecikleri yoluyla akciğerlere iletilir. Kuşlarda bu sürece , başından sonuna  kadar kas tabakası yerine , bağdokusundan yapılma ince bir zar olan diyafram yardımcı olur. Diyafram , göğüs çeperine yapışan kaslara bağlanır ve bu kasların  kasılmasıyla düzleşir. Kuşlarda diyafram , soluk alma sırasında akciğer hacmini azaltırken , soluk verme sırasında genişletir. Kuşların akciğerleri , memelilerinkine oranla daha katı olduğundan , soluk alma ile soluk  verme sırasında , akciğer hacminde az bir değişme olur. Buna karşılık , hava kesecikleri solunum sırasında önemli miktarda şişer ve söner . Uçuş sırasında , kuş kanat çırparken soluk alma kanatlar yukarı kalkarken , soluk vermeyse kanatlar aşağı inerken olur. Kanatların inmesi göğüs kafesini bastırır ve bayatlamış havanın , ön keseciklerinden soluk borusu aracılığıyla dışarı atılmasını sağlar. 

SOLUNUM SİSTEMİ HASTALIKLARI

Soru:Soğuk , nemli yerlerde yaşayanların solunum yolları enfeksiyonlarına yakalanma olasılığı daha mı yüksektir?

Yanıt: Evet. Sözgelimi dünyada kronik bronşitin en yüksek oranda rastlandığı ülke İngiltere’dir. Bu , birçok etkenin önemini vurgular (sigara içenlerin çokluğu , hava kirlenmesi ), ama ikliminde rol oynadığı kuşku götürmez. Kronik bronşitli hastalar bir süre sıcak ve güneşli iklimde yaşadıkları zaman kendilerini çok daha iyi hissederler.

Soru: Yazları hep saman nezlesi oluyorum. Ama bir süredir , özellikle de geceleri ıslıklı solumaya başladım. Doktorum bende astım olduğunu söyledi. Bunun saman nezlesi ile ilgisi varmıdır? 

Yanıt:Evet. İki hastalık birlikte çok görülür ve birinin ötekine dönüşmesine sık rastlanır. Bu durumun geceleri ortaya çıkması , ev tozu olarak tanımladığımız ve ‘toz akarı’denilen asalağın yumurtalarını içeren tozlara alerjiniz olması olasılığını akla getiriyor. Astım gibi alerjik sorunların  kaynağı olan bu asalak böcekleri yatak odasında ve yatağınızda kolayca saptayabilirsiniz. 

Soru: Günde iki paket sigara içiyorum. Her yıl röntgen çektirerek kansere yakalanma olasılığını azaltabilir miyim?

 Yanıt: Hastalığı yakalanma olasılığını ancak sigarayı bırakmak ya da azaltmakla azaltabilirsiniz. Ama her yıl röntgen kontrolünden geçmek , kanserin erken dönemde saptanmasına yarayabilir. Ama bu da sonucu umduğunuz kadar etkilemez. Röntgen yardımıyla başlangıç aşamasında fark edilen kanserlerin pek azı ameliyat edilebilir , oysa kesin iyileşme umudu ancak ameliyat edilebilen hastalar için geçerlidir.

Akciğerlerin görevi , kandaki oksijeni temizlemektir. Soluduğumuz hava içindeki oksijen hava keseciklerinden kana aktarılır. Gerekli oranda oksijenin alınması için havanın bronşlardan geçerek akciğerlerin her yanına ulaşması ve oksijenin kana kolayca karışması için hava keseciklerinde sıvı olmaması gerekir. Bu koşullardan her hangi biri gerçekleşmediği zaman solunum yolları hastalıkları ortaya çıkar.

Nedenleri

Akciğerler , çevredeki havayı soluduğundan , havadaki tehlikeli ve bulaşıcı bileşenlerden  de kolayca etkilenir. Bronşların yüzeyini kaplayan mukoza tabakası , bu tür enfeksiyonlara karşı koruyucu görevi yapar. Bu tabakayı kaplayan zarda yer alan akyuvarlar yabancı organizmaları alı koyarlar  ve zarın yüzeyini kaplayan tüycükler (silia) dalgalanma hareketiyle bu molekülleri dışarı atarlar. 

Batı ülkelerinin çoğunda doktorların karşılaştıkları göğüs hastalıklarının başlıca nedeni sigaradır. Sigara dumanı akciğerleri birkaç yönden etkiler: Başta bronşları kaplayan mukoza tabakası tahriş olur; bu durum tabakayı oluşturan hücrelerde yapısal bozukluklara yol açar ve hücrelerde oluşan değişiklikler denetimden çıkarak kansere zemin hazırlayabilir. Ayrıca tüycüklerin hareketleri durduğundan mukus dışarı atılamaz ve kronik bronşit oluşur. Bütün bunlardan başka sigara , hava keseciklerinin çeperinde bozukluklar yaratarak , tedavisi olmayan amfizemin  temelini oluşturur.

Sigara dumanının yanı sıra , solunan bulaşıcı etkenler , çeşitli zatürree türleri ile akut bronşit ve tüberküloza yani vereme yol açabilir. Enfeksiyona neden olan organizmaları soluma olasılığının herkes için eşit olmasına karşılık , sigara içen kişilerin tüycükleri iyi çalışmadığından bedenin enfeksiyonları temizleme yeteneği daha azdır. Bu yüzden çok sigara içenlerde göğüs hastalıkları daha kolay oluşur. Akciğer enfeksiyonları kalıcı bozukluklar yaratabilir. Tüberkülozda ciğerlerde yaralar ve bağ dokusu oluşur , zatürreede ise apselere rastlanılır. Yine tüberküloz ve boğmaca gibi enfeksiyonlar sonucu görülen bronşektazi yani bronş genişlemesi , akciğerlerin bir bölümünde bronş çeperlerinin ve mukozanın zarar görmesiyle ortaya çıkar. Hastalıktan etkilenen bronşta enfeksiyon odakları belirir ve göğse kronik enfeksiyon yerleşir. Akciğerler , bedenin dış etkenlere karşı savunmasını sağlayan bağışıklık sistemi yüzünden  de hastalanabilir. Atopik ve alerjik kişilerde bağışıklık sistemi aşırı etkinlik gösterir. Normal koşullarda bedenin bir dış etkene karşı savunması iltihap şeklindedir. Alerjik kişilerde bu tepki normalden çok daha hızlı bir biçimde gelişir ve bronşların daralmasıyla astım ortaya çıkar. Bu tip astım genellikle çocukluk çağında görülür , ama ileri yaşlarda (özellikle bronşit  ve amfizemlilerde ) da ortaya çıkabilir. Gençlerde alerjinin nedeni , sözgelimi ev tozu akarı gibi tek bir alerjine (alerjiyi başlatan madde) bağlıdır. Ancak başka etkenlere bağlı alerjilerde görülebilir. Bağışıklık sisteminin iyi çalışmamasına yol açan bir başka hastalık grubu da akciğer fibrozu’dur. Hava keseciklerine yerleşen iltihap , bunların , bağ dokusu gelişmesi yüzünden çalışamaz duruma gelmesine yol açar. Hastalık daha çok çevre koşullarının etkisiyle ortaya çıkar. Çiftçilerde samana karışan toz ve topraklar  kuş özellikle güvercin besleyenlerde kuş pisliğinde bulunan alerjenler akciğerlerde tipik bozukluklar yaratır. Kimi kişilerde ise hastalık , belirgin bir nedene bağlı olmaksızın ortaya çıkar. 

Belirtiler

Akciğerlerde ağrıyı algılayan sinirler bulunmadığından , akciğer hastalıkları genellikle ağrılı değildir. Bu yüzden bazı hastalıkların , özellikle tümörlerin fark edilmesi gecikir. Ağrılı belirti veren tek yapı , akciğeri saran plevra , yani  akciğer zarıdır. Zatürree ve virüs enfeksiyonları sonunda bu zarın iltihaplanması (plörezi) , yani zatülcenp , özellikle derin soluk alındığı zaman ağrıya yol açar. Akciğerlerdeki damarların pıhtıyla tıkanması sonucu oluşan , akciğer embolisi’nde de zatülcenpe benzer ağrılar görülür. Bunun nedeni ilgili bölgeye kan gelmemesi yüzünden buradaki akciğer zarının iltihaplanmasıdır. ‘Pnömotoraks’ denilen durumda ise akciğer zarı boşluğuna hava dolması ağrıya yol açar. Aslında akciğerler ile göğüs duvarı arasında akciğer zarını oluşturan iki zar tabakasından başka boşluk bulunmaz. Ama bazen akciğerlerden sızan hava burada birikerek ağrıya , soluk darlığına ve akciğerlerin büzülmesine neden olur.

Öksürük

Kuru öksürük yalnızca bronşların iç yüzünü kaplayan dokunun iltihaplanmasının belirtisidir , ama öksürük; aslında akciğerlerden yabancı maddeleri atma amacıyla gerçekleşen bir reflekstir. Zatürree ile akut ve kronik bronşitin , tüberkülozun ve bazen de astım ile akciğer fibrozunun tipik belirtisi öksürüktür. Öksürük sırasında ağızdan kan gelmesi durumunda , zaman geçirmeden doktora başvurulmalıdır. Bunun nedeni bronşit gibi basit bir hastalık olabileceği kadar kanser, tüberküloz , bronşektazi ya da emboli gibi ciddi sorunlarda olabilir.

 Öksürükten sonra en sık görülen belirti soluk darlığıdır. Soluk darlığı , ya oksijen alışverişini bozan ve kısıtlayan hastalıklar (zatürree , amfizem , akciğer fibrozu , pnömotoraks sonucu akciğerin bir bölümünün büzülmesi yada kanser yüzünden bronşların tıkanması) ya da bronşlara hava girmesini önleyen nedenlerle (astım ve bronşit) ortaya çıkar. Astımın bir başka özelliği de bronşların daralması sonucu ortaya çıkan ıslıklı solunumdur.

Muayene

Bazen hastalığın nedeni açıkça bellidir .Ama çoğunlukla hastanın ayrıntılı muayeneden geçirilmesi gerekir. kanser,tüberküloz ,pnömotoraks ve akciğer apsesi ile ciğerdeki kütle,aşağı yukarı her zaman röntgenle saptanabilir. Başka hastalıklarda ise röntgendeki değişiklikler bu kadar belirgin değildir.

 Akciğerlerin çalışmasını incelemek için akciğer fonksiyon testleri yapılır. Bunların en basiti akciğerlerden çıkan hava miktarını ölçmektir. Bu test ,astım ya da bronşitten kaynaklanan  daralmaları gösterir. Daha karmaşık testlerde  ise , her solukta akciğerlere girip çıkan toplam hava miktarını belirleyen spirometreler kullanılır. 

Eğer röntgen ya da hastanın özgeçmişi ile şikayetleri kuşkulu bir durumun varlığını gösterirse , doktor ,bronkoskopla ciğerlerin durumunu inceler. Bu aygıt bronşlara kadar uzanan ve anestezi altında hastanın ciğerine indirilen bir tür borudur. Çoğunlukla hastanın balgamı da mikroskop altında incelenir , tüberküloz bakterileri bu yöntemle saptanır.  Hastalıktan şüphelenilmesine karşılık alınan örnekte bakteri bulunmazsa , örnekten bakteri üretmek (kültür) denenir. Balgamda kansere özgü anormal hücreler de saptanabilir. Ayrıca , yapılan kültür , zatürreeye tedavi amacıyla kullanılması gereken antibiyotiği saptamaya yardımcı olur.

Belirti

Ani ateş,göğüste ağrı,öksürük,kanlı balgam terleme

Çocuklarda:Ateş,göğüsteki lenf bezlerinde şişme,kilo verme,öksürükve kanlı balgam,bazen zatülcenp

Göğüste gittikçe artan sıkışma hissi ve soluk darlığı. Sık görülen öksürük nöbetleri ve balgam çıkartma

Kan tükürm e öksürük soluk darlığı,bazen astım

Balgam(bazen kanlı)çıkararak öksürme.İleri evrede zatürre ve akciğerde kısmi sönmeyi izleyen bitkinlik,kilo verme ve isteksizlik

Ani yüksek ateş,ardından kuru öksürük,bronşlarda ve soluk borusunda yoğun salgı,aşırısoluk darlığı

Burun akması,gözlerde sulanma,öksürük,aksırık boğaz ve baş ağrısı

Üşüme,yüksek ateş bademciklerde ağrı,baş ağrısı, yutma güçlüğü,çene ve boyunda ağrı.Bademcikler kırmızı ve şiştir.

Kuru,tahriş edici,balgamlı öksürük,hafif ateş.Öksürük iki hafta sürebilir

Hastalık 

Zatürre

Verem

(Tüberküloz)

Amfizem

Pnomökonyoz

(akciğerin toz hastalığı)

Akciğer kanseri

Laringortakeal

Bronşit

(krup)

Nezle

Bademcik iltihabı

Akut bronşit

Tedavi

Yatak istirahati, antibiyotik,solunum egzersizleri

Enfeksiyon ilaçla tedavi edilir.Ciddi durumlarda üç aya kadar uzayan hastane tedavisi,18 ay süreyleilaç tedavisi

Kronik bronşit ve pnomokonoyoz gibi solunum hastalıklarının sonucudur.Tedavi temiz hava,sigarayı bırakma ve solunum egzersizlerinden oluşur.

Bu hastalık toz tanecikleri soluma sonucu görülen bütün hastalıları kapsar.Bazı tozlar zararsızdır,ama silisyum ve asbest akciğer dokusuna büyük zarar verdiğinden erken tedavi önemlidir.

Tümör ameliyatla çıkartılır,ışın ve ilaç tedavisi uygulanır

Çocukta hemen tıbbi girişim gerekir.Hasteya antibiyotik verilir,bazen hastane tedavisi gerekebilir.Evde oda sıcak tutulmalı önerilen ilaçlar verilmelidir.

Genellikle bir haftadan uzun sürmez.Ama bazen bronşit gibi sorunlar yaratabilir.Belli bir tedavisi yoktur.Aspirin ve antihistaminli ilaçlar hastayı rahatlatabilirHasta sıcak tutulmalı evden çıkmamalıdır.

Antibiyotik yada sülfonamitler.Doktora başvurunŞiddetli tedavi edilmeyen vakalar romatizmal ateşe dönüşenilir.

Havası kuru olmayan bir odada yatak istirahati.Bol sıcak içecek.Gündüz balgam söktürücü ilaçlar gece öküsürük şurubu

Kategori: Biyoloji


Rasgele...