Çağımızda Gelişen Biyoteknolojik Gelişmeler

12 Temmuz 2007



ÇAĞIMIZDA GELİŞEN BİYOTEKNOLOJİK GELİŞMELER

Özet

Bu makale  iki bölümden  oluşmuştur.  Birinci bölümünde,  biyoteknoloji  ile değişen dünya düzeninde olası  devrimsel gelişmeler  ve  söz konusu gelişmelerin eğitim bilimleri açısından  öngörülen doğurgusu ele alınmıştır. İkinci bölümde  biyoteknoloji alanında  dünyada ve  Türkiye’de durum  genel  çizgileriyle özetlenmiş ve gelişmelerin  eğitim sistemine olası yansımaları  tartışmaya açılmıştır.

Giriş

Biyolojide  DNA’nın  yapısının çözümlenmesi  20. yüz yıldaki en  önemli   bilimsel gelişmelerden biridir. Bu gelişme alanda yeni çalışmalara ivme kazandırmıştır. Yeni teknolojilerin kullanıldığı ve uygulandığı  bu çalışmaların doğurguları  fiziksel ve doğal dünyayı değiştirebilecek  niteliktedir. Bu  nedenle  bilimsel platformlarda  yeni yüzyıl biyoteknoloji yüzyılı olarak tanımlanmaktadır.

Biyoteknoloji ve Gelişmeler

Biyoteknoloji kavramı, ilk kez 1919 yılında Ereky   tarafından kullanılmıştır.  Biyoloji ve teknoloji alanındaki gelişmeler,  hiç kuşkusuz kavramın kapsamını  genişletmiş; anlamını zenginleştirmiştir. Söz konusu gelişmeler,  tarihsel süreç içinde, üç başat  döneme ayrılmaktadır. (1,2,3,4,5)

Geleneksel biyoteknoloji dönemi .- 1919 ve 1939’lu  yılları kapsamaktadır. Bu dönemde, biyoteknoloji   Ereky ‘nin kavramı ilk kullandığı anlamda  ‘’ biyolojik sistemlerin yardımıyla  hammaddelerin yeni ürünlere dönüştürüldüğü işlemleri’’  ifade etmektedir. Bu dönemdeki bilgi birikimi ve teknolojiyle  biyolojik sistemler, herhangi bir  değişime tabi tutulmaksızın ekmek, peynir, yoğurt, alkol vb. maddelerin üretilmesinde kullanılmıştır.

Ara dönem.- 1940 ve 1973’lü yılları kapmaktadır. Bu dönemde genomlarında  köklü bir değişiklik  yapılmaksızın biyolojik sistemlerin,  endüstride kullanım alanları genişletilmiş sınırlı tekniklerle antibiyotik, enzim, protein  vb. maddelerin  üretimi geliştirilmiştir.

Modern biyoteknoloji  dönemi.- Gelişmiş ve modern tekniklerin biyolojik sistemlere

Uygulanmasına ilişkin çalışmaları  kapsamaktadır. Mutasyonlar ya da rekombinant DNA

Teknolojisi yardımıyla oluşturulan yeni fenotipik karakter taşıyan  mutantlar veya transgenetik organizmalar endüstride ve tüm alanlarda yoğun biçimde kullanılmaya başlanmış ve kullanılmaktadır. Biyoteknoloji  giderek  genetik mühendisliği uygulamalarının tıbbi, zirai ve endüstriyel biyolojik maddelerin  üretilmesi amacıyla kullanılmasını kapsamaktadır.  Bu nedenle 20. yüzyılın  son yıllarında biyoteknoloji, uygulamalı ve disiplinlerarası bir alan,  ‘’moleküler genetik’’ ve ‘’rekombinant DNA teknolojisi’’ olarak tanımlanmaktadır. Artık  bu  teknoloji  bir organizmanın  genomlarında bulunan tüm bilgileri ve şifreleri  değiştirmeyi; aynı ya da farklı cinse ait organizmalara DNA sekansları veya genleri aktarmayı, istenilen DNA  baz sıralarını veya genlerini çıkarmayı, başka organizmalara aktarmayı ya da birleştirmeyi; DNA  ve  RNA  baz sıralarını belirlemeyi, gen haritaları çıkarmayı; transgenetik  hayvanlar, bitkiler, mikroorganizmalar üretmeyi, genetik düzeyde embriyolarda düzenlemeler yapmayı,  yeni fenotip ve genotipte  canlılar oluşturmayı,  proteinler, enzimler, antibiyotikler hormonlar gibi tanılama, tedavi, koruma  ve araştırmalarda kullanılan  maddeler, kimyasallar üretmeyi olanaklı kılmaktadır.

 Biyoteknolojide ulaşılan aşama ve sürdürülen çalışmalar  21. Yüzyılı şekillendirecek devrimsel  gelişmeleri  içermektedir. Rıfkın bu gelişmeleri

1. genlerin izole edilmesi ve birleştirilmesi,

2. patentlenen yaşam,

3. ikinci yaradılış,

4. öjenik bir uygarlık,

5. gen sosyolojisi,

6. bilgisayar işi DNA,

7. yeniden keşfedilen doğa olmak üzere yedi başlıkta ele almıştır. (6)

Demirsoy,  söz konusu gelişmeleri

1. yapıyla ilgili

2. eğitim-öğretimle ilgili

3. işlevsel,

4. özgürlükler,

5. idari ve yasal,

6. düşünce zeminin evrimleşmesi olarak altı boyutta irdelemiştir.,(7)

Bu makalede, yazar 21. yüzyılı şekillendirecek  olası devrimsel gelişmeleri birbirleriyle

örtüşür nitelikte  olmaları nedeniyle bütünleştirerek beş başlıkta ele almayı   uygun görmüştür.

1. İkinci Yaratılış  ve Yeni Bir Evrenbilim Anlayışı

1973’te  Cohen ve Boyer, iki ilişkisiz  organizmadan bir parça DNA izole  edip  bu iki genetik materyali yeniden birleştirmişlerdir. Bunun ardından çok hızlı ve yoğun gelişmelerle ‘’ tıpkı materyallerin ve plastik maddelerin ustaca işlenmesi gibi canlı materyallerin imal edilmesi ‘’ aşamasına gelinmiştir. (8)  Nitekim, 1986’da ateş böceğinden  alınan ışık yayan genlerin  bir tütün bitkisinin genetik koduna yerleştirilmesi ve tütün yapraklarının ışıldaması,  1997’de klonlanmış bir memeli hayvan olarak Dolly’nin, ardından  insan geni taşıyan klonlanmış  ikinci bir koyun olarak Polly’nin doğumu, ilk yapay insan kromozomunun yapılması,  2020 yılına kadar  insan bedeninin % 95’inin laboratuvarlarda yetiştirilme organlarla değiştirilebilme olasılığı, insan genomu projesiyle 2002 yılına kadar bütün insan genomonunun  yaklaşık 100.000 genin,  ayrıntıları ve dizilişi ile saptanması çalışmaları  vb.    gelinen aşamanın  göstergeleridir.

Bütün bunlar genlerin, ilişkisiz türler arasında,- bitki, hayvan ve insan- tüm biyolojik sınırları aşarak; sayısız  yeni yaşam biçimleri, yeni yaratıklar   yaratmak için    nakledilmesi, klonlanarak,  seri ve kütlesel üretimle yeni yaratıkların çoğaltılması;    doğal dünyanın insan eliyle laboratuvarlarda yeniden düzenlenmesi  anlamına gelmektedir.  Yaşamın  kendisinin  hazırlanması, düzenlenmesi, ayarlanması  söz konusudur.  Doğal yapıların değiştirilmesi , dünyanın yeniden yapılanması, insanın yapısının değişmesi aslında

‘’ ikinci yaratılış‘’ süreci gerçekleşmektedir.

İnsanoğlunun  böylesine  doğaya müdahele edebilme;  doğal  dünyayı yeniden düzenleyebilme gücü sağlaması, yararların yanısıra;  belirsizlikleri, riskleri de  beraberinde getirmektedir.  Genetik kirlenme, ekolojik dengelerin bozulması ve bunların sonuçları  belirsizliklerin, risklerin kaynağını oluşturmaktadır.  Örneğin  mikro enjeksiyonla  fare embriyolarına AIDS virüslü insan genomu verilmiş ve 1990’da çalışmanın sonuçları rapor edilmiştir. Farenin taşıdığı AIDS virüsü diğer fare virüsleriyle birleşerek, eskisinden daha öldürücü, daha hızla üreyen ve yeni hücreleri etkileme yeteneğini de kapsayan biyolojik karakteristikler kazandığı anlaşılmıştır. Üstelik yeni virüs  yeni yollarla yayılabilmektedir.   Bu yeni virüsü taşıyan farenin  kasıtlı ya da kasıtsız olarak çevreye yayıldığını düşünmek bile genetik kirlenme ve ekolojik dengelerin bozulması konusunda belirsizliklerin ve risklerin  niteliğini, kapsamını ortaya koymaktadır.

Çalışmalarda gelinen  nokta, genotip yapıları belli hastalık kalıplarına , önceden hazırlanmış belirli ırksal ya da etnik grupları yok etmek için seçimli  toksinlerin  klonlanlanabilmesini olanaklı kılmaktadır. Bu nedenle, genlerin biyolojik bir savaş aracı, bir  silah olarak, kullanılma olasılıkları, tüm denemelerde  kullanılan organizmaların haklarının korunamaması konuları  sorgulanmakta ve biyoteknolojideki gelişmelere koşut olarak   doğal çevrenin korunması,  gelişmelerin izlenmesi, denetlenmesi zorunluluğu  ortaya çıkmaktadır. Aksi halde insanoğlunun laboratuvarlarda  başlayıp gerçekleştirdiği ikinci yaradılış sürecinde;  doğal dünyada  kendi tükenişini de hazırlaması olasıdır.

Bu süreç aynı zamanda Rıfkın’ının tanımladığı ve vurguladığı ‘’ simyadan algeniye’’  kayan  yeni bir kavramsal  metaforu da beraberinde   getirmektedir. Simya, ‘’madde bilimi, doğanın gizlerini çözme girişimi, maden, boya, cam imalatında, ilaçların hazırlanmasında uygulanan işlemler dizisi, aynı zamanda bir tür yoga, bir değişim bilimi, bir felsefe’’ olarak  değerlendirilmektedir. Algeni ise ‘’ doğayı algılamanın, etkilemenin bir yolu,  doğal durumda varolandan daha yeterli olduğuna  inanılan yeni yaratıklar  programlayarak doğal süreci hızlandırma girişimi, doğayla teknolojik girişimlere fizikötesi anlam verme çabası, doğa hakkında yeniden ve yeni bir düşünme yöntemi ve bir felsefe ‘’ olarak tanımlanmaktadır. (9)

Bu düşünme yöntemi ve felsefesinde, ‘’ doğa artık bir sınırlamalar dizisi olarak değil,  yaratıcı bir ilerleme süreci’’ olarak algılanmaktadır. Yaratıcı   ilerlemenin  itici gücü  ise bilgidir. Bu da  yaşamın evrimini, bilginin evrimiyle koşut gören, bilgide değişimin değişmezliğini vurgulayan, farkında olma, kestirme, uygun uyumlar sağlama süreçlerini  ön plana çıkaran, Darwin’i  bu boyutlarda sorgulayan    yeni bir  evren bilim anlayışı sunmaktadır.  (10)

2.Yaşamın  Patentlenmesi,

Biyoteknolojiye koşut, endüstrisi de hızla gelişmektedir.(11)  Gelişen bu endüstride uluslararası rekabet ve işbirliği aynı anda gerçekleşmektedir. Çünkü biyoteknolojinin ürünleri Farmasötik, temel kimyasal ve biyokimyasal maddeler, gıda ve tarım sektörlerini,  teknikleri ise sağlık, çevre, ziraat, hayvancılık ve ormancılık sektörlerini  inanılmaz bir biçimde etkilemektedir.   Buluşları, yatırımları ve üretimi yapanlar  dünya ticaretinde paylarını artırmak  için yoğun çaba harcamaktadırlar. (12,13,14)  Bu da  dünyanın gen havuzunu patentlemek için,  uluslar arası  bir yarışı  da beraberinde getirmektedir. Tüm yasal, yönetsel ve etik tartışmalara rağmen, biyoteknoloji yüzyılında, genetik mirası kapsayan  bütün genlerin değişik  sektörlerdeki uluslararası şirketlerin  patentlenmiş özel mülkiyeti  gibi bir konuma gelmesi  beklenmektedir.

3.Öjenik Bir Uygarlığa Doğru

Genetik mühendisliği  kullanılan  teknolojilerin doğaları gereği  ‘’ öjenik’’ araçlar olarak

değerlendirilmektedir.  Öjenik,  kavram olarak ilk kez  1883 yılında Galton tarafından seçimli yetiştirmeyle bir  ırkın ya da organizmanın  geliştirilmesi anlamında kullanılmıştır. Bu geliştirme iki  boyutta gerçekleştirilebilir. Birincisinde organizmanın istenmeyen özelliklerinin  bilinçli olarak yok edilmesi  ikincisinde ise,  özelliklerin düzeltilmesi için seçimli olarak yetiştirilmesi  söz konusudur. İlk kullanıldığı ve II. Dünya savaşı dönemlerinde kavram zaman zaman dünya tarihinde yeni öjenik bir ırk yaratma söylemlerine,  insanlık tarihinin utanç sayfalarını dolduran soykırım eylemlerine dönüşmüştür.

Özellikle 1990’lı yıllarda biyoteknoloji alanındaki gelişmeler gerçek anlamda ve genetik düzeyde hastalıkları ve bozuklukları eleme şansını artırmıştır. Bu şans kendiliğinden rekombinant DNA, hücre kaynaşması vb. tekniklerin organizmaların genetik ozalitlerini ‘’düzeltmek’’ için kullanıldığı her işlemde öjenik bir anlayış oluşturmuştur. Bu nedenle  söz konusu teknolojiler öjenik araçlar olarak değerlendirilmektedir. (15,16,17) Artık bu yeni öjenik anlayış, her boyutta yaşam kalitesinin yükseltilmesi söylemlerini ve piyasada oluşan arz-talep eylemlerini  içermektedir.

    İnsanların fiziksel görünümlerini, ruhsal durum ve davranışlarını düzeltmek için ,  plastik cerrahiye ve psikotropik  ilaçlara harcadıkları zaman, emek ve para göz önüne alındığında, kendileri ve daha doğmamış, çocukları için genetik müdahalelere ve tedavilere yaşam kalitesini yükseltmek amacıyla artan talepler  doğal görünmektedir . Bu taleplerin kapsamı doğum öncesinde yapılabilen testlerle  saptanan genetik rahatsızlıkların  tedavi edilmesinden,  tedavi amaçlı olmayan örneğin şişmanlamaya  yatkın genetik yapısı nedeniyle ceninin düşürülmesine kadar  geniş ve çok boyutludur.(18,19,20,21)

Bütün bu gelişmeler söylemleri  ve eylemleri farklılaşan  yeni bir öjenik uygarlığın oluşumunu ifade etmektedir. Bu noktada   hangi ülkelerin, toplumların  söz konusu öjenik uygarlığın bir parçası olabileceği, bunu başaramayanların  ne olacağı  sorunu   önem kazanmaktadır. Biyoteknolojik  gelişmeleri  gerçekleştiren  ve sürdüren toplumların  sosyal, politik, ekonomik vb. alanlarda  bunu başaramayan toplumlara   karşı tartışmasız bir üstünlük sağlayacakları ve  bu üstünlüğün  nasıl kullanılacağı etik anlamda ciddi kaygılar içermektedir

4. Biyobilişim

Watson ve Crick   DNA’yı  kimyasal bilgi ile programlanmış bir kod olarak  betimleyerek çözümlemişlerdir. Bu çözümlemede kullanılan dil,  aynı zamanda bilgisayar bilimlerinde  de kullanılmakta; biyolojik sürecin işlevini açıklamayı kolaylaştırmaktadır.

Örneğin bilgisayarda  donanımı oluşturan bilgi süreci canlı hücre de protein; yazılımı ifade eden somutlaşmış bilgi nükleit asit  olarak değerlendirilmektedir. Embriyo hücreleri parelel çalışan ve birbirleriyle bilgi alışverişi yapan bilgisayar  dizisine benzetilmekte; bilgisayarlarda  ve hücrelerde karmaşık programları belleğin olanaklı kıldığı, bir çok hücreyle birlikte her biri gelişmeye yönelik bir kontrol programı boyunca bir adım atarak yetişkin bir bedeni oluşturduğu vurgulanmaktadır. (22,23)

 İşte  bu ortak dil,   iki  alanda da  bilim insanlarının çalışmalarını bütünleştirdikleri  ‘’ biyobilişim’’ olarak tanımlanan  disiplinlerarası bir alan oluşturmuştur. Bu alanda yapılan çalışmalar insan genomu projesi kapsamındaki  tüm   araştırmaların merkezi bir veri tabanında  toplayan ‘’ The Genome Notebook’’ ‘unun  geliştirilmesini, bilgisayarlarda biyolojik sistemlerin  simulasyonları aracılığıyla  çok yönlü ve amaçlı  deneylerin  yapılmasını olanaklı kılmaktadır. Bu da labaratuvar ortamlarındaki deneylerin  önemli ölçüde risklerini azaltmaktadır. 1996’da  canlı organizmaların  genomlarındaki genetik bilgileri okumak için tasarlanan ve   bilgisayar çiplerinin  benzeri olan  DNA çipleri ile  bireysel hastalıkların  taranabilmesi ve izlenebilmesi , söz konusu olmaktadır. (24,25)

Biyobilişim  alanında sürdürülen çalışmaların   biyoteknolojik gelişmeleri daha da hızlandıracağı  anlaşılmaktadır. Bu çalışmaların  özellikle tıp alanında  tanılama teşhis ve tedavi de bireysel uygulamaları;  aksiyoner bir hekimlik anlayışını, yaşam süresini  ve kalitesini  geliştirmesi   beklenmektedir. (26,27,28)

5. Biyososyoloji ve Sosyobiyoloji

Biyoteknolojik gelişmeler  biyososyoloji ve sosyobiyoloji gibi disiplinlinlerarası alanları, ve bu alanlarda   yapılan çalışmalarıda geliştirmekte; zenginleştirmektedir. Biyososyoloji biyoloji ve sosyal çevre arasında sürekli karşılıklı ve ayrılamaz bir etkileşimi  kabullenerek, biyososyal bir bakış açısıyla bu etkileşimin nasıl gerçekleştiğini  irdelemektedir. Sosyobiyoloji çok daha geniş bir kapsamda türlerin özellikleri açısından  olguların temel nedenlerini irdelemektedir. Bu anlamda biyososyoloji ve sosyobiyoloji aynı alanda  alternatif  bakış açıları ve çalışmalarla yeni açılımlar  sunmaktadır. (29,30,31,32)

Örneğin, kalıtımın ayırt edici kişilik özelliklerini hangi düzeyde  etkilediğini  belirlemeye yönelik bir çalışmada, üzüntü eğilimi ve yaratıcılıkta  % 55, saldırganlıkta % 48, dışadönüklükte  % 61 oranında belirleyici   rol oynadığı  ileri sürülmektedir. (33)  Bir başka çalışmada babanın  X kromozomundan geçen genler demetinin  çocuklara  başkalarının duygularını  anlama başkalarıyla  daha etkili ilişkiler kurma  gibi daha iyi toplumsal beceriler  aynı zamanda evrimsel bir üstünlük sağladığı  savını destekler nitelikte bulgulara   ulaşılmıştır. (34) Diğer bir çalışmada hem anne ve babanın   hem de çocukların  aynı  genetik eğilimlere sahip olması durumunda  karşılıklı genetik pekişmenin söz konusu olduğu  bunun da  aile fertleri arasındaki ilişkileri  olumlu ya da olumsuz etkilediğine ilişkin bulgulara ulaşılmıştır. Örneğin hem anne ve babanın hem de çocukların kendiliğinden algılanan toplumsal güven  duyma ya da aksine üst düzeyde huzursuzluk ve  stres için genetik eğilimlere sahip olması durumunda her bir aile üyesinin genetik pekiştirme nedeniyle ya çok daha güçlü bir güveni ya da aksine  huzursuzluk  ve stresi ilişkilerine yansıttıkları belirlenmiştir. (35)

 Bu ve benzeri çalışmalar   giderek tüm toplumsal  sorunların çözülmesini  genetik düzeyde düzenlemelere bağlayan tezlerin  ve  antitezlerin  güçlenmesine yol açmıştır. Bazı bilim insanları ulusal ve uluslar arası alanda bireysel ya da  toplumsal  yeteneklerdeki herhangi bir gelişmenin  sosyal, politik,  ekonomik,   eğitsel  vb.  düzenlemelerle değil  genetik düzenlemelerle gerçekleşebileceğini ileri sürerken; diğerleri  insanın çevresinden gelen bilgilere duyarlı dirik bir sistem olarak farklı çevrelerde farklı yeterlikler ve yetenekler ortaya koyabilecekleri düşüncesini benimsemektedirler. (36,37)

 Bireysel ya da  toplumsal  yeteneklerdeki herhangi bir gelişmenin  sosyal, politik,  ekonomik,   eğitsel  vb.  düzenlemelerle değil  genetik düzenlemelerle gerçekleşebileceği tezi iki  gerekçeyle eleştirilmektedir. Birincisi  bu tezin,   kalıtsal yapıyla, kalıtsal  yapının  dışa yansıması  ve çevresel değişkenler arasında var olan  çok boyutlu karmaşık ilişkiyi göz ardı ettiği ileri sürülmektedir. İkincisi ise bu tezin gelecekte genotipe dayalı bir ayrımcılığı geliştirmesi ve yaygınlaştırması olasılığı vurgulanmaktadır. Nitekim ABD gibi biyoteknolojik gelişmelerin belli bir aşamaya geldiği ülkelerde genetik  ayrımcılığın bazı örgütler tarafından uygulandığı belirlenmiştir. Bu uygulamalarda   örgütler, çalışanlarına ve aday elemanlara genetik tarama testleri uygulamakta; işe alım ve yükseltilme sürecinde sonuçları dikkate almaktadırlar.  Örneğin orak hücre anemisine ilişkin özelliklerin belirlenmesi  sonucu,  resesif gen taşıyıcılarının    önemli bir çoğunluğunu Afrika kökenli  Amerika’lıların oluşturduğu  bir grubun  hava kuvvetlerine alınması engellenmiştir. Genetik yapıları nedeniyle yetiştirilmeleri  için kendilerine yapılan eğitim öğretim yatırımlarını  uzun bir süre çalışarak örgütlerine geri ödeme olasılığı zayıf  kişilere  zaman ve kaynak ayrılmamaktadır. Okullarda öğrenciler  zekaları, dikkatleri,  akademik başarıları  vb konularda   genetik  yapılarıyla değerlendirilerek sınıflandırılmaktadır. Genetik  düzensizlik tanısı konulmuş öğrencilere öğretmenlerin  daha  farklı davranarak daha az ilgi sevgi ve destek verdikleri bununda kişisel güven toplumsal saygı ve kabul konusunda ciddi sorunlar yarattığı saptanmıştır. (38,39,40,41,42)

 Bir anti tez olarak gelişen;  insanın çevresinden gelen bilgilere duyarlı, dirik bir sistem olarak farklı çevrelerde, farklı yeterlikler ve yetenekler ortaya koyabileceğine ilişkin düşüncede,  DNA  bir ‘’yapı taşları listesi’’   olarak değerlendirilmekte; ve buna rahimde gelişmekte olan embriyo örnek olarak verilmektedir. Çünkü, ‘’genomun  çevresi yalnızca ısı ve beslenme gibi içsel olarak denetlenebilen etkenlerin dışında,  döllenme sırasında yumurta hücresinde bulunan, anne tarafından sağlanan sayısız  proteini kapsamaktadır. Bu proteinler ise, gen etkinliği etkilemekte;  miktarlarındaki seçenek çeşitliliği ve yumurtadaki mekana  dağılımlarıyla genetik olarak ikiz  embriyoların dahi tek tek farklı biçimde gelişmelerine neden olabilmektedir.’’ (43)  Bunun dışında, kalıtsal yapı ve dışa yansıması  ile sosyal, politik, ekonomik, eğitsel  düzenlemeler gibi  çevresel değişkenler arasında çok boyutlu karmaşık bir ilişkinin varolduğu, bunun görmezden gelinemeyeceği  vurgulanmaktadır. Bu nedenle de  her şeyi genetik neden -sonuç ilişkisine dayalı olarak açıklayan  düşünce  modeli   ‘’ basit genetik indirgemecilik’’ olarak   nitelendirilmektedir. (44)

     Bütün bunlar  biyoteknolojik gelişmelerin  ve uygulamaların  biyososyoloji, sosyobiyoloji  ve diğer  disiplinlerarası alanlarda çok sayıda ve kapsamlı çalışmaların   yapılması zorunluluğunu  bilim insanlarının bu anlamdaki sorumluluklarını  ortaya koymaktadır.   Bu sorumluluk,  disiplinlerarası bir  alan olan eğitim bilimlerinde,  bilim insanlarının  biyoteknoloji alanındaki gelişmelere ve bunun eğitim alanına yansımalarına ilgisiz ve duyarsız kalmamalarını  gerektirmektedir. Uluslararası  platformlarda  eğitime ilişkin  çalışmaların biyososyoloji veya sosyobiyoloji   kapsamında  sürdürüldüğü anlaşılmaktadır. Türkiye’de ise  biyoteknoloji ve eğitim,   bu alanda çalışacak bilim insanlarının yetiştirilmesi  kapsamında  ve eğitimbilimcilerin dışında tartışılmaktadır. Oysa  biyoteknolojik gelişmeler ve eğitimle ilgili olası yansımaları  sadece bilim insanlarının yetiştirilmesi anlamında ve yalnızca  biyososyoloji, sosyobiyoloji alanlarında tartışılamayacak ya da  eğitimcilerin dışında irdelenemeyecek kadar  kapsamlı görünmektedir. Üstelik  bu durum   son yıllarda önemle vurgulanan disiplinlerarası etkileşim, paylaşım anlayışına da ters düşmekte; uzmanlık boyutunda sağlanacak katkıları  sınırlandırmaktadır.

 Öyleyse  biyoteknoloji alanındaki gelişmelerin bir sonucu olarak;  disiplinlerarası bir alan olan eğitim bilimlerinde ‘’ biyoeğitim,  biyotekeğitim’’ gibi tanımlanabilecek  yeni bir disiplin  geliştirilmelidir. Önerilen bu disiplin,  biyoteknolojik gelişmeler ve eğitimin  sürekli, karşılıklı ve ayrılmaz  etkileşimini  kabullenerek; biyoeğitsel bir bakış açısıyla;   bu etkileşimin  eğitimin  yönetimi,  denetimi  ekonomisi, planlaması  programları, öğretimi vb. boyutlarında, yaygın ve örgün eğitim kapsamında nasıl gerçekleştiğini, gerçekleşebileceğini açıklamaya adaydır. Bu yeni disiplin biyoteknoloji  alanına  kendi kapsamında ve bir önce sayılan boyutlarda bilgi,  bulgu desteği  sağlamalıdır.

  Makalenin  bu,  birinci bölümünde, biyoteknoloji ile değişen dünya düzeninde olası devrimsel gelişmeler ele alınmış ve söz konusu değişmelerin  eğitim bilimleri açısından öngörülen bir doğurgusu olarak  yeni bir disiplin önerilmiştir. İzleyecek ikinci bölümde,  biyoteknoloji alanında dünyada ve Türkiye’de durum genel çizgileriyle özetlenecek  ve  gelişmelerin eğitim sistemine olası yansımaları tartışmaya açılacaktır.

Yeni bir disiplinin önerildiği bu makalede, izlemeyi kolaylaştırmak  amacıyla, sınırlı bir sözlük verilmiştir.

Fenotip: Genelde bireyin genetik farklılığına ya da gen-çevre etkileşimini, klinik ya da

Genome:genom: Bir ana babadan alınan kromozom   seti

Genotip. Bireyin genetik yapısı

laboratuvar olarak gözlenebilen bir ya daha  çok özelliğin esas olduğu bireyi belirleyen bir grup ya da kategori

Mutasyon:Hücre kromozomlarında meydana gelen  ve nesillere aktarılan DNA düzeyindeki değişiklikler

Rekombinant  DNA:   Bir vektör DNA’sı ile  yabancı gen sekansları birleştirerek oluşturulan molekül

Resesif: Yavruya geçen ve onda kendini belli etmeden gizli  bir şekilde kalan kalıtsal karakter

Transgenetik organizma: Kendi kromozomlarında yabancı gen taşıyan organizma

Kategori: Biyoloji


Rasgele...