Klonun Sözlük Anlamı; Tek Bir Hücreden Mitoz Bölünmeyle Oluşan Bir Dizi Hüc
12 Temmuz 2007
Klonun sözlük anlamı; tek bir hücreden mitoz bölünmeyle oluşan bir dizi hücre, tek bir atadan aseksüel üremeyle oluşan birey veya popülasyondur. Klonlama üç değişik başlık altında incelenebilir: Moleküler klonlama, hücre klonlaması ve (benim bu makalede üzerinde duracağım) tam bir organizmanın klonlanması.
Leipzig Üniversitesinden, Hans Adolph Eduard Dreisch deniz kirpileriyle yaptığı deneylerde erken dönemdeki bir deniz kirpisi embriyosunun blastomerlerini birbirinden ayırarak blastomere seperation (şekil 1) yöntemini buldu.
1902′de Hans Speman aynı yöntemi kullanarak semender blastomerlerini ayırdı ve her blastomerden yeni bir semender oluÅŸtu. Bu yöntemin keÅŸfiyle klonlamanın temeli atılmış oldu. “Speman 1938′de yayımladığı kitabı Embriyonic Development And Induction’da kendisinin fantastik bir deney olarak nitelendirdiÄŸi yöntemi açıkladı. Bu yöntem farklılaÅŸmış bir hücrenin-bu hücre semenderin ÅŸeklini alabilecek kadar geliÅŸmiÅŸ bir embriyo hücresi veya daha fantastik olarak bir yetiÅŸkinden alınmış olabilir - çekirdeÄŸinin çıkartılıp, nucleusu çıkartılmış bir yumurta hücresine aktarılmasını içeriyordu.Speman böyle farklılaÅŸmış bir hücre nucleusunun yeni bir canlının geliÅŸimini kontrol edip edemeyeceÄŸini merak ediyordu”.(1)
Speman’ın fantastik olarak nitelendirdiÄŸi deney ölümünden yıllar sonra gerçekleÅŸti. 1952′de Philadelphia’da bulunan Lankenau Hospital Research Institute’de çalışan Robert Briggs ve bir Ph.D ögrencisi olan Thomas J. King kurbaÄŸalarla yaptıkları deneylerde blastula hücrelerinin çekirdeklerini çıkartıp, kurbaÄŸa yumurtalarına eklediler ve kurbaÄŸa larvalarını elde etmeyi baÅŸardılar. Bu yönteme Nulear Transfer ismini verdiler. (ÅŸekil 2)
Aynı yöntem kullanılarak farelerle yapılan deneyler hep olumsuz sonuç veriyordu. Bilim adamları Nuclear Transplantation yöntemiyle memelilerin hiçbir şekilde klonlanamayacağını düşünüyorlardı ki 1986 yılının mart ayında Steen Willadsen 8 hücreli embriyolardan bu yöntemi kullanarak bir koyun klonladığını açıkladı.
“Cornell University’de bitkilerle çalışan bir hücre biyoloÄŸu olan Prof.F.E.Steward 1960′lı yıllarda bir havuç kökünün hücrelerini ayırdı ve bu hücrelerin bölünüp yeni bir havuç bitkisine farklılaÅŸabileceÄŸini gösterdi. Tamamen farklılaÅŸmış bir hücrenin böyle birÅŸey yapabileceÄŸi beklenmiyordu”(2). Bitki hücreleriyle baÅŸarılmasına raÄŸmen, tamamen farklılaÅŸmış bir hayvan hücresinden bir klon elde edilemiyordu. Birçok bilim adamı yetiÅŸkin hayvan hücrelerinin DNAlarında geçirdikleri bir dönem sonucu bazı genlerin protein kodlamasının baskılanmış olduÄŸunu veya bazı genlerin yitirildiÄŸini sonuçta olgun bir hücrden bir klon oluÅŸturulamayacağını düşünüyorlardı.
27 Åžubat 1997′de Nature dergisinde çıkan haberle sadece bilim çevreleri deÄŸil adeta bütün dünya sarsıldı. İskoçya’da Rosalin İnstitute’de çalışan embriyolog Ian Wilmut ve yardımcısı hücre biyoloÄŸu Keith Campbell yıllardır düşünülenlerin tersine olgunlaÅŸmış bir hücreden bir klon oluÅŸturulabilineceÄŸini gösterdiler. “GeliÅŸmenin zor olduÄŸu koÅŸullarda hücrelerin uyguladıkları doÄŸal bir koruma mekanizması vardır. Bu koÅŸullarda hücreler faaliyetlerini geçici olarak durdururlar. Bu faza G0 fazı denir. G0 fazında DNA’nın bazı gen bölgeleri bir takım proteinlerle kaplanır ve böylelikle DNA programlanır. Campbell, yumurtayla sperm birleÅŸtiÄŸinde embriyonun belki böyle bir dinlenme fazı geçirerek DNA’sını programladığını düşündü. EÄŸer böyle bir ihtimal varsa hücrelerin G0 fazındayken klonlanması uygun olacaktı. Wilmut ve Campbell kopyalanacak meme hücrelerine minimum besin vererek G0 fazına sokmayı baÅŸardılar”.(3) Sonra Poll dorset koyununun yumurta hücresinin çekirdeÄŸini çıkarttılar, Fin Dorset koyununun memesindeki salgı bezlerinden aldıkları hücreyi G0 fazına soktuktan sonra çekirdeÄŸi çıkartılmış yumurtanın içine aktardılar. Bu yumurtaya birkaç mikrosaniyelik bir elektirik akımı uyguladılar. Bu akım yumurtanın ve meme hücresinin zarlarında delikler açtı böylece meme hücresinin kromozomları dahil tüm içeriÄŸi yumurta hücresine geçti. Uygulanan elektrik akımı zarda deliklerin açılmasının yanısıra yumurta hücresinin yeni döllenmiÅŸ gibi davranmasını saÄŸladı. Daha sonra bu yumurtayı Scottish Blackface koyununun rahmine yerleÅŸtirdiler. Deney baÅŸarılı oldu ve 5 Temmuz 1996′da Doly dünyaya geldi. Wilmut ve Campbell’in uyguladıkları yönteme Nuclear Somatic Transfer (NST) deniliyor. (ÅŸekil 3)
Wilmut’un klonlama yapmaktaki amacı embriyo geliÅŸiminin veya somatik hücrelerdeki farklılaÅŸmanın sırlarını açığa çıkarmak deÄŸildi. “Wilmutun sponsoru PPL Therapeutics klonlanmış bir koyunla, ilaç fabrikalarının kullandığı metodlara göre daha ucuz ilaç elde edebileceklerini anladılar. Bir koyunu ilaç üreten bir fabrikaya dönüşecek ÅŸekilde programlamak için kullanılacak metod oldukca açıktır: Bilim adamları koyun hücrelerini alıp petri kaplarında yetiÅŸtirebiliyorlar. Laboratuvarlarda bu hücrelere yeni genler eklemek mümkündür. Eklenen genlerle hücreler ilaç niteliÄŸi taşıyacak proteinler üretilebilir. Genetik olarak düzenlenmiÅŸ bu hücrelerden bir koyun klonlandığında ilacı elde etmek için yapılacak tek iÅŸ koyunun sağılmasından sonra ilacın sütten ayrılması”(4)dır. EÄŸer bilimadamları genetik olarak düzenlenmiÅŸ diÅŸi ve erkek koyular klonlarlarsa bu koyunlar çifteleÅŸtirilerek, klonlama yönteminden çok daha ucuz bir ÅŸekilde yüzlerce yaÅŸayan ilaç fabrikasına sahip olunabilir.
Klonlama insanlığın önüne sayısız yollar açıyor. Mesela yukarıdaki yöntemin aynısı kullanılarak genetik hastalıkları taşıyan koyunlar üretilebilir daha sonra bu koyunlar o hastalığın tedavisinde model olarak kullanılabilir. “Doly’nin doÄŸumunun duyurulmasından kısa bir süre sonra Wilmut ve PPL Therapeutics’in araÅŸtırma ekibi, biyolojik kodunda önceden belirlenen bir insan geni taşıyan Polly adında klonlanmış ikinci bir koyun doÄŸduÄŸunu bildirdiler. AraÅŸtırmacılar laboratuvar kabında büyütülen koyun ceniniyle ilgini hücrelere bir insan geni eklediler, sonra büyüyen hücrelerden bir koyun klonladılar”(5).
Klonlama soyu tükenmekte olan hayvanların kitlesel olarak çoğaltılıp , biyoçeşitliliğin korunmasında da kullanılabilir.
Deli dana hastalığına benzeyen ve koyunlarda görülen scarpie hastalığının tedavisinde klonlama yönteminden yararlanılmak isteniyor. Wilmut koyunların scarpie hastalığına yakalanmasını mümkün kılan genetik hasarı taşıyan bir koyun klonlamak istiyor. Bunun dışında Wilmut’un Nature dergisinde yaptığı açıklamalarda da belirttiÄŸi gibi klonlama imprinting ve telemore kısalması gibi bazı deÄŸiÅŸimlerin anlaşılmasında da kullanılabilir.
“Bath üniversitesi araÅŸtırmacılarından Prof. Jonathan Slack, başı olmayan kurbaÄŸa embriyosunu geliÅŸtirdi. Genetik müdahaleyle yeniden programlanan embriyonun başı, gövdesi ve kuyruÄŸu oluÅŸmadı. Yalnız kalbi, dolaşım sistemi ve istenilen organlar geliÅŸti”.(6) Bu yöntem insanlar üzerinde kullanılarak lösemi hastaları için immün sistem tarafından reddedilemeyecek kemik iliÄŸi veya yine immün sistemi tarafından reddedilmeyecek organlar üretilebilir. Fakat bir annenin, organlara gebe kalmasının etik açıdan kabul edilemeyeceÄŸi gerçektir. İşte bu yüzden yapay bir rahme ihtiyaç duyuluyor. “1995′te Scientific American’da yazan Zanger ve Vaccanti doÄŸmamış çocuÄŸu insan rahmi dışında canlı tutmayı tökezleten baÅŸlıca engel hava solumayı olanaksız kılan geliÅŸmemiÅŸ akciÄŸerlerdir diyor ve şöyle bir model öneriyor: ‘Bebekler, yüksek konsantrasyonda oksijen ve karbondioksit taşıyan pergluokarbon denen sıvılarda soluyabilirler. Bir pompa gaz deÄŸiÅŸ tokuÅŸuna olanak saÄŸlayarak, akışkanın sürekli dolanımını sürdürebilir. Rahim, akışkandan toksinlerin atılması için filtre edici aygıtlarla donatılmış olabilir. Beslenme ÅŸimdi olduÄŸu gibi damarlardan saÄŸlanabilir”.(7) İnsanlar için yedek organ depolarının oluÅŸturulması önündeki tek engel, yapay rahimlerin henüz teori aÅŸamasından ileriye gidememiÅŸ olması deÄŸil, birçok ülkede insan klonlanması kanuni olarak yasaklanmış durumda olmasıdır.
İnsanlara yedek organ üretimi konusunda domuzlarla da çalışılıyor. Domuz organlarının insanların immün sistemi tarafından kabul edilmemesinin başlıca sebebi bu organların yüzeyinde özel bir şeker tabakası olmasıdır. Domuzun uygun bir hücresi alınıp bu hücre sözkonusu şekeri üretmeyecek bunun yerine insan organlarını kaplayan proteinler üretecek şekilde programlanırsa ve bu hücreden bir klon oluşturulursa, bu organların insanlara transplantasyonları düşünülebilir.
Wilmut 277 deneme sonucunda sadece bir koyun elde edebidi. Bu başarı oranı biraz düşük gibi görülebilir fakat başarı oranını şüphesiz zamanla artacaktır. Bu başarı oranının artmasıyla mesela erkeğin tetstislerinde sperm üretilmemesi nedeniyle bir çift çocuk sahibi olamıyorsa NST yöntemi ile cocuk sahibi olmak isteyebilirler. İnsanların bu şekilde aseksüel olarak üremesi bazı yönlerden seksüel üremeye göre daha güvenli bile sayılabilir. Söyle ki; testislerde ve ovaryumlarda bazen hatayla bir eksik veya bir fazla kromozom taşıyan sperm ve yumurta hücreleri üretilebilir sonuçta seksüel üremede bu gibi hücrelerin birleşmesiyle down sendromu gibi durumlar meydana gelebilir. Aseksüel üremeyele böyle kromozam hatalarının oluşması söz konusu değildir.
Bunu dışında eğer çiftlerden biri, renkkörlüğü gibi, genetik hasar oluşturacak bir gen taşıyorsa bu çift seksüel üremeyle çocuğu riske etmektense, eşlerden sağlıklı olanından NST yöntemiyle bir çocuk sahibi olmayı tercih edeceklerdir. Böylelikle gelecek nesiller genetik olarak daha sağlıklı olacaklardır.
Klonlamanın insanlar üzerinde uyandırdığı endiÅŸeleri tartışmadan önce iki terimin açıklıkla kavranması gerektiÄŸine inanıyorum. Bu terimler doÄŸa ve doÄŸal. DoÄŸal: 1.DoÄŸada bulunan 2.DoÄŸanın düzenine ve gereklerine uygun, tabii. DoÄŸa: Sanat ve kültür gibi insan kafası ürünlerinin karşıdı olup kendiliÄŸinden var olan ÅŸeylerin bütünü. Birçok din adamı klonlama yönteminin doÄŸal olmadığını, daha da ötesi doÄŸaya aykırı olduÄŸunu öne sürdüler. Embriyo twining yöntemiyle, anne karnında oluÅŸan tek yumurta ikizliÄŸiyle aynı yöntem izlendiÄŸinden bu yöntemin doÄŸaya aykırı olduÄŸunu kimse iddia edemez. Yine aynı din adamları, Wilmut’un geliÅŸtirdiÄŸi NST yönteminin insanlara uygulanmasıyla kadınların bir erkeÄŸe ihtiyaç duymadan çocuk sahibi olabileceklerini ve evliliklere gerek kalmayacağını dile getirdiler. Bu onlara göre büyük bir sosyolojik problemdi. Yukarıdaki tanıma dikkat edilecek olunursa evlilik dahil insanlar tarafından kurulan tüm müesseselerin doÄŸal olmadağı anlaşılacaktır. Buradan çıkan sonuç çok açıktır; doÄŸal bir yöntem olmadığını savundukları klonlamanın tehlike yaratabileceÄŸini düşünen bazı din adamları, aynı zamanda bu yöntemin doÄŸal bir müessese olmayan evliliÄŸi tehdit etmesinden kaygı duyuyorlar. EÄŸer bir canlının yapısı onun klonlanmasına izin veriyorsa bu iÅŸlemi yapmak hiç de öyle düşünüldüğü gibi doÄŸaya aykırı deÄŸildir.
İkinci Dünya Savaşının çıkmasına sebep olan Hitler gibi bir diktatörün kendinden yüzlerce klon yapması da bir baÅŸka endiÅŸedir. Fakat bu endiÅŸe birkaç nedenden dolayı yersizdir. Çünkü klonlamada model olarak kullanılacak canlının genotipi ve dolayısıyla fenotipi klondan farklı olacaktır. Şöyle ki; NST sonucunda meydana gelecek klonun genetik bilgisi sadece klonlanacak hücredeki genlerden ibaret deÄŸildir bunun yanında yumurta hücresinin içinde mitokondriyal DNAlar da bulunmaktadır. Buna ilaveten embriyonik dönemde meydana gelen genetic imprinting denilen olayda otozomal kromozomların herzaman aynı kısımları aktive olmuyor. İşte bu sebeplerden dolayı iki klonun arasında gentik olarak farklılıklar doÄŸuyor. Bir örnek vermek gerekirse gerekirse; “Genetikçiler, aynı embriyodan, blastomere seperation yöntemiyle, klonlanmış iki ineÄŸin sütlerinin kalite ve tat baz alındığında sadece % 70 oranında benzediÄŸini saptadılar”.(8) Bu örnekten de anlaşılacağı gibi klonlama yöntemiyle bir insanın genetik olarak eÅŸini yaratması olanaksız. Bunun yanında çevre koÅŸulları da insanların kiÅŸiliklerinin oluÅŸmasında etkilidir. Anıların ve tecrübelerin klonlanması pek de mümkün deÄŸil.
NTS, çok pahalı bir yöntem olması nedeniyle gelecekte geniş kitleler tarafın tercih edilemeyecektir. Örnegin; bir milyon kişi seksüel üremeyele çocuk sahibi olurken buna karşılık aseksüel üremeyle bir çocuk dünyaya gelebilir. Bu yüzden klonlamanın genetik çeşitliliği azaltacağını düşünmek pek de mantıklı değil. Klonlama tekniği inanılmaz derece de ucuzladı ve yaygınlaştı diyelim, sizce bu şekilde gen havuzundan yararlı genlerin elenmesi mümkün mü?
Meme hücreleri çok çabuk bölünüp yeni bir doku oluşturabilir, bu yüzden oldukça yüksek embriyonik potensiyelleri vardır. Bunu aksine saç veya kan hücrelerinin böyle bir potansiyeli yoktur. Yani sizden alınan bir saç teli veya bir kan damlasıyla çılgın bir bilimadamı sizin klonlarınızı oluşturamaz. Bilim kurgu filmlerinde çoğunlukla çılgın bir bilim adamı kasıtlı olarak veya da hatayla insanlığı tehdit edecek kadar korkunç şeyler yapar. Yıllardır süregelen bu tarz filmler toplumun bilimadamlarına ve bilime karşı güvenini büyük ölçüde sarstı. Bazı etikçiler ve din adamları bu korkuları alevlendirmeyi büyük bir ustalıkla başarmaktadırlar. Tamam bilim kötü amaçlar için kullanılmaya açık olabilir, ama arının iğnesi var diye bal yemekten de vazgeçemeyiz!
Kategori: Biyoloji