İnsanların Ortak Ve Farklı Yönleri Vardır. Bütün İnsanların Bir Düşünme, Hi

12 Temmuz 2007



İnsanların ortak ve farklı yönleri vardır. Bütün insanların bir düşünme, hissetme ve hareket sistemleri vardır. Bunlar birbiriyle bağlantılı olarak bir bütünlük içinde işler. Ancak bu sistemlerin kapasitesi, işleyişi ve eğilimler bireyden bireye farklıdır.

Öğrencilerin gelişim özellikleri, zeka düzeyleri ve alanları, bilme biçimleri, öğrenme biçimleri, öğrenme becerileri, yaratıcılıkları, tutumları, güdülenmişlik düzeyleri ve ben kavramı gibi kişilik özellikleri, öğrencilerin öğrenmelerini etkiler. Dolayısıyla öğretmenin bu özellikleri tanıması, etkili bir öğretim ortamı hazırlamasına yardımcı olacaktır.

Öğretmenin diğer kişilik özelliklerinin yanı sıra özellikle öğrencilerinin zeka düzeyleri ve alanlarını tanıması öğretimin kalitesini olumlu yönde etkiler. Doğal olarak öğretmenin bu tanıma işlevini en iyi biçimde yerine getirilebilmesi, öncelikle onun zeka konusundaki bilgisinin derinliğine bağlıdır.

Zeka, bireyler arasındaki farkı belirleyen, zihinsel gelişimle ilgili önemli bir özelliktir. Zeka soyut bir kavramdır ve testler aracılığıyla ölçülür. IQ bireyin standart zeka testinden aldığı puanın takvim yaşına bölünmesiyle elde edilir. Bu da bireyin zeka düzeyini gösterir.

Zekanın ölçülmesi girişimi, ilk olarak Galton (1822-1911) tarafından gerçekleştirilmiştir. Buna göre zeka, bilgileri yapısallaştırma ve kullanma anlamında ele alınmıştır. Daha sonra Binet tarafından geliştirilen zeka ölçeği, Standford Üniversitesi’nde Terman tarafından adapte edilmiş ve 1916’da Standford-Binet testi olarak adlandırılmıştır. Wechsler yetişkinler için WAIS(1939), çocuklar içinse WISCE(1949) adında iki ayrı ölçek geliştirmiş ve daha sonra bunları tekrar ele alarak 1974’te çocuklar için olan ölçeği, 1980’de de yetişkinler için hazırlamış olduğu ölçeği, düzenlemiştir. Aslında bu ölçekler, temelde Binet’in geliştirdiği ölçek türünde ve onun gelişmiş biçimidir. Sonuç olarak bu ölçekler, öğrenmeye dayalı olmasına rağmen zekayı kuramsal olarak ele almamışlardır.

İlk kez zekayı kuramsal olarak bilişsel olarak inceleyen bilim adamı Guilford’dur. Onun geliştirdiği zeka ölçeği, bireyin bilişsel sisteminin yapısal bir bütünlüğe sahip olduğu ve bilişsel süreçlerle ilgili işlemlerin bireyler arasında farklılıklar gösterdiği düşüncesine dayanmaktadır. Dolayısıyla tüm bireyler, yapısal açıdan bir kısa süreli bellek kapasitesine sahip oldukları halde karar verme hızları birbirlerinden farklıdır. Öyleyse bireyin yapısal özelliğinin ölçümü ve işlem gücü, zeka kapasitesini tanımlar. Guilford’a göre zeka içerik, ürünler ve işlem olmak üzere üç boyuta sahiptir. İçerik boyutu figürlerle, sembollerle, anlamlarla ve davranışlarla ilgili bölümlerden oluşur. Ürünler boyutu birimler, gruplar, ilişkiler, sistemler, değişik durumlarda formüle etme ve doğurgulardır. İşlem boyutu ise biliş, bellek, ayrıştırıcı düşünme, bütünleştirici düşünme ve değerlendirme süreçlerinden oluşur.

Howard Gardner ise zeka kavramına farklı bir bakış açısı getirmiştir. Yukarıda belirtilen görüşlerde zeka, öğrenme gücü, öğrenme hızı ve genel yetenek olarak ele alınmıştı. Halbuki Gardner zekanın biyolojik yapı ve kültürle olan ilişkisine dikkat çeker. Ona göre, bireyin yalnızca matematik ve anadilini anlama alanındaki becerisini ölçen genel yetenek testleriyle, bireyin zeka düzeyini belirlemek yanlıştır. Bu yaklaşım insanın, beyin fonksiyonlarıyla ilgili biyolojik yapısıyla duygu düşünce ve davranışlarını etkileyen kültürel yapısına ters düşmektedir.

Biyolojik olarak beyinin belli hücreleri, belli bilişsel işlevleri gerçekleştirirler. Tıpta yapılan araştırmalar beyinin, sol tarafındaki bir bölgede oluşan hasarın konuşma bozukluğuna, sağ tarafındaki bir bölgede oluşan hasarınsa resimlerin tanınmasında aksaklıklara neden olduğunu ispatlamıştır. Beyinde hasar olmasa da beynin bazı insanlarda sağ tarafı, bazılarındaysa sol tarafı güçlü olabilir. Hatta bazı insanlarda her iki tarafta aynı ölçüde güçlü olabilir. Buna göre bireyin bazı alanlardaki yeterliliği, beynin biyolojik yapısına bağlı olarak bir yada birkaç alanda güçlü olabilir. Bu alanlar bireyden bireye farklılık gösterir. Örneğin matematik alanında güçlü olan insana zeki derken, müzik alanında güçlü olan insana zeki değil denilemez.

Diğer yandan bireyin zekası sembollerin operasyonuyla gelişir. Her alanın kendine özgü sembolleri ve bir sembol sistemi vardır. Matematik ve genel anlamda dil gibi, insanlığın devamı için önemli görülen anlamların dışında , sembollere yüklenen anlamlar ve onları yöneten kurallar kültüreldir. Böylece bireyin duygu düşünce ve davranışları kültürün etkisi altında biçimlenir. Farklı kültürlerde yetişen bireylerin zekası birbiriyle karşılaştırılarak değerlendirilemez.

Sonuç olarak Gardner, geliştirdiği Çoklu Zeka Kuramıyla, zekanın iki değil, sekiz yönü olduğunu savunmuştur. İnsanda var olan zeka türleri, mantıksal-matematiksel zeka, dille ilgili zeka, uzamsal zeka, kinestetik zeka, müzikal zeka, insanlar arası ilişkilerle ilgili zeka, bireyin kendi kendisiyle olan ilişkilerindeki zekası ve son olarak doğa zekasıdır.

Böylece Gardner, yalnızca matematikte ve dilde başarılı olanların değil, müzikte, sporda, dansta, iletişimde, doğada, resimde kendini gösterenlerin ve kendini iyi tanıyanların da zeki olduğunu ortaya çıkarmıştır.

Çoklu zeka kuramının amacı, eğitimde bireylerin neler yapabildiğinden çok neler yapabileceğinin düşünülmesidir. Günümüzde eğitim ve psikoloji alanındaki gelişmelerle klasik testlerin çocukların değerlendirilmesinde yeterli olamayacağı, onların potansiyel yeteneklerinin de ortaya çıkarılması gerektiği görüşü vardır. Gardner’a göre zeka, problem çözme kapasitesi yada değerli bir yada birden çok kültürel yapı ürününe şekil vermektir. Gardner bireylerin aynı düşünüş tarzına sahip olmadıklarını ve eğitimin eğer bu farklılıkları ciddiye aldığı düşünülürse, bütün bireylere en etkili şekilde hizmet edeceğini belirtmiştir. Eğer bireyler farklı zeka bileşenlerini tanıyabilirlerse karşılaşacakları sorunları çözmede daha şanslı olabilirler.

Çoklu zeka her bilim alanında öğrencilerin öğrenmelerini arttıran bir öğretim süreci olarak algılanmaktadır. Eğer öğretmen, öğrencilerinin zeka düzey ve alanlarını tanıyarak, buna uygun bir program geliştirirse, öğretimde verim ve kaliteyi arttırır. Ancak bu işe girişmeden önce öğretmenin kendi zeka düzeyi ve alanlarını tanıması ve buna bağlı olarak ortaya çıkan kapasite ve becerilerine göre öğretimi ele alması gerekmektedir.

Kategori: Bilim


Rasgele...


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy