E- Bomba
12 Temmuz 2007
E- BOMBA
ABDÂ’nin gelecek yıl deneyeceÄŸi “E-Bomb”, yani eletromekanik bomba, aklın sınırlarını bile zorlayacak kadar büyük felaketlere yol açabilecek. Her ÅŸey bir göz kırpması kadar kısa bir zaman içinde olup bitecek. Evinin içinde kendi halinde oturan biri önce uzaktan keskin bir çatırtı duyacak. Muhtemelen bu sesi bir ÅŸimÅŸek veya yıldırım sanacak. Ama o bunları düşünene kadar, uygar dünya en az 200 yıl önceye, elektriÄŸin henüz keÅŸfedilmediÄŸi yarı karanlık dönemlere geri dönecek. Floresan ışıklarıyla televizyon ekranları, düğmeleri kapatıldığı halde korkunç bir ÅŸekilde parlamaya baÅŸlayacak. Elektrik ve telefon kabloları o kadar ısınacak ki, plastik kaplar eriyip, ozon tabakasını yanmış plastik kokusu dolduracak. El bilgisayarlarıyla MP3 playerÂ’ların pilleri aşırı yüklenecek ve bu aletler elle tutulmayacak kadar ısınacak. Bilgisayarlar kül olacak, içlerinde saÄŸlam en küçük bir bilgi kırıntısı bile kalmayacak. Radyolar, telefonlar, telsizler ve hatta dizel motorlu birkaçı dışında akla gelebilecek bütün makineler bir daha çalışmamak üzere susacak.
Bu sırada insanların tırnağına bile bir şey olmayacak, ama insanlık kendini göz açıp kapayıncaya kadar 200 yıl geride bulacak.Avustralyalı yüksek teknolojili savaş uzmanı Carlo Kopp’a göre, bu korkunç silahı 1940’ların teknolojisiyle bile yapmak ve üstelik sadece 400 dolara mal etmek mümkün. O yüzden, siber terörizmin konuşulduğu bir dünyada teröristlerin bu silaha ne kadar yakın olduklarını görmek de mümkün. Yani sadece 400 dolara mal olan bir elektromanyetik bomba, bir göz kırpması süresinde, uygarlığı tam 200 yıl geriye götürebilecek.
Elektromanyetik bomba, kısaltılmış adıyla e-bomba,tek bir tuğlayı kırmadan ve tek bir damla kan akıtmadan tüm bir kent yere yıkabileceğinden, mükemmel bir silah gibi görünüyor. Hazırlanması çok kolay olan bu bombayı oluşturacak mekanizmayı bir araya getirip büyük bir hasar meydana getirmek için dâhi olmak gerekmiyor. E-bomba kullanılarak yapılan saldırıların başladığına inananlar varsa da, silah arkasında hiç bir iz bırakmadığından bunlar ispatlanması zor kuşkular. E-bombayı en tehlikeli kılan yönüyse, çok ucuza ve çok kolay yapılabilmesine karşın, çok büyük zararlar verebilmesi bu nedenle de ideal bir terör silahı olması. Göz açıp kapayıncaya kadar geçen sürede uygarlığı 200 yıl öncesine götürebilecek bu silahı yapmak için ödemeniz gereken miktar yalnızca 400dolar. İhtiyacınız olan teknolojiyse 1940’ların teknolojisi . Bu özellik klerinden dolayı e-bomba terörle mücadele halindeki Dünya’nın ciddiye alması gereken bir tehdit.
Elektromanyetik bombanın temelini oluşturan düşünce, üretilen yüksek güçte bir radyo dalgası ya da mikrodalga atımının önüne çıkan tüm elektronik devreleri yok etmesi . Neredeyse etrafımızdaki her şeyin elektrikle çalıştığı bir çağda yaşadığımız düşünülürse, böyle bir yöntem kilesel bir yıkım yaratmak için ideal. Bunu kullanarak taşıma sistemlerin durdurabilir, iletişimi çökertebilir yada bilgisayar ağlarına zarar verebilirsiniz.
E- bomba şu anda bile askeri silahlar arasındaki yerini almış olabilir. Bazılarına göre bu bombalar ABD’ni n 1999’da radar sistemlerini vurmak amacıyla Sırp’lara karşı yürüttüğü mücadelede kullanıldı. Bir çok kişinin bu tür bombaya karşı korunmak için gerekli yöntemler üzer nde çalışması bile, böyle bir bombanın varlığına inanmak için yeterli bir neden. Üretilecek elektromanyeti k bir atımın önüne çıkacak elektronik araçların devrelerindeki akımı indükte ederek zarar verebileceğininn farkedilmesiyle birlikte, bu atımın nasıl yaratlabileceği sorusu gündeme geldi . Bilim adamlarına göre çözümün anahtarı, şiddetli ama kısa ömürlü elektrik akımı atımları oluşturmakta yatıyor. Bu atımları bir antenle güçlendirerek frekans aralığı geniş, güçlü elektromanyetik dalgalar yaratmak mümkün. Frekans aralığı genişledikçe, elektrikli herhangi bir şeyin bu dalgaları soğurarak yanması olasılığı da artıyor. Araştırmacılar en zarar verici atımların yüksek frekanslılar olduğunun kısa sürede farkına vardı.Frekansı gigahertz aralığındaki mikrodalgalar, montajdan kaynaklanan boşluklar ya da metal kaplamadaki yarıklardan elektronik devrenin içine sızabilir. Birkez devrenin içine girdikten sonra da akımı indükte ederek çarptııkları tüm bileşenlere zarar verir. Düşük radyo frekanslarını yakalayan güç besleyicileriyse, bağlı oldukları elektrikli aracın merkezine sinyal gönderen birer anten haline gelir. Bir bilgisayar kablosu güçlü bir elektromanyetik atım yakaladığında ortaya çıkan güç dalgası, bilgisayar çipini yakabilir.Yüksek frekanslı mikrodalgalar yaratabilmek için bilimadamlarının yaklaşık 100 pikosaniyede ya da bir saniyenin milyarda birinde parlayıp sönen elektrik atımlarına gereksinim var. Bunu yapmanın yollarından biri Marx jeneratörü adında bir yapıyı kullanmak. Bu yapı, birarada yüklenebilen ve daha sonra sırayla birbirlerinin yüklerini boşaltarak gelgit şeklinde bir akım dalgası yaratabilen büyük kapasitörlerin biraraya gelmesiyle oluşan bir kapasitör bankası. Akımı çok hızlı bir anahtar serisi kanalından geçirmek, atımı yaklaşık 300 pikosaniyeli hale getirir. Bu atım antenden geçirildiğinde, elektromanyetik bir enerji patlaması açığa çıkarır.
Bir kilo ya da TNT’de depolanan enerj , akı kompresörü adındaki bir alet kullanılarak büyük bir mkrodalga atımına çevrilebilir. Bu alet bir patlamanın enerjisini , bir akımı ve bu akımın manyetik alanını olabildiğince küçük bir hacme sığdırmak için kullanır. Bu atımın bir antene gönderilmesi de ölümcül bir radyo dalgalası ya da mikrodalga patlamas oluşturur.
Akı kompresörünün en büyük avantajı basitliğidir. İlk yapmanız gereken, patlayıcılarla donatılmışmetal bir tüpü bir ucundan patlayıcı kapsüle yapştırmak. Daha sonra tüpü ucunda bir anten bulunan silindir şeklindek i bir bobin telinin içine yerleştirin. Son olarak da bobinden bir akım geçirerek metal tüp ve bobin arasında bir manyetik alan oluşturduğunuzda akı kompresörünüz kullanıma hazır.Patlayıcı kapsülü ateşlend iğinnde yükler harekete geçer ve tüp boyunca saniyede 6.000 metre hızla akan bir patlama oluşur. Eğer bunu yavaşlatabilecek olsaydık, patlayıcı basınç dalgasının kompresörü parçalamas›ndan hemen önceki anda tek metal tüpün genişlediğini görebilirdik. Genişleyen metal, bobinle kontak yaparak kısa devre oluşturur ve böylece akımı ve oluşturduğu manyetik alanı önünde, bobinin henüz sağlam durumdaki bölümüne yönlend rir. Kompresörün patlayan bölges genişledikçe, manyetik alan gitgide daha küçük bir hacim içine sıkışır. Manyetik alanı bu şekilde sıkıştırmak, bobinin patlamanın ilerisinde kalan bölümündek akımda muazzam bir artışı doğurur ve milyon amperler düzeylerinde yalnızca 500 pikosaniye genişliğinde bir atım yaratır. Son olarak kompresörün silahın tümü patlamadan hemen önce akım atımı antene gi derek elektromanyetik enerji yayar. Tümü bir milisaniyenin onda birinden daha kısa bir sürede gerçekleşen bu işlemler tera-wattlık bir güç yaydğından, bu yöntem kesinlikle pratik.
ABD hava kuvvetleri için mikrodalga silahlar geliÅŸtiren TPD firmasından Tom Schilling, amaçlarının bir uçaktan bırakılacak ve güçlü elektromanyetik atımla düşman komuta ve kontrol merkezlerini “susturacak” güdümlü bir bomba geliÅŸtirmek oldu¤unu söylüyor. BaÅŸka bazı araÅŸtırmacılar bombanın bir el çantasından daha küçük hacimlere sıkıştırılabileceÄŸi düşüncesinde. Bu silahların en büyük faydası, öldürücü olmamaları.Tek bir insana ya da binaya zarar vermeden tüm bir kentin iletiÅŸim sistemin yerle bir edebilirsiniz. Ancak bu, silahın tamamen güvenli olduÄŸu anlamına gelmiyor.
Elektromanyetik silahları kullanarak istediÄŸiniz yere sızmanız da mümkün. Gördüğünüz tüm elektronik sistemleri yakarak yok etmek zorunda deÄŸilsiniz. Yapacağınız ÅŸey “yumuÅŸak darbe” denen yöntemle sistemi geçici olarak çökertmek. Böylece Elektronik sistemlerin içine girerek düşmanınız sizin orada olduÄŸunuzu bilmeden sessizce yapmak istediÄŸiniz herÅŸeyi yapabilirsiniz. Bu da askeri bilgiler ele geçirmek isteyen teröristlerin iÅŸlerini tamamlayana kadar sistemin hafızasını kaybetmesini saÄŸlamaları için uygun bir yöntem.
TABLO 1 : ELEKTRONİK TEKNOLOJİSİ
GÜMÜŞ MERMİ
Körfez ve Sırbistan/Kosova SavaÅŸları sırasında, Amerikan M1-A1 Abrams ve İngiliz Challenger tanklarının ve “tank katili” A-10 Thunderbolt uçaklarının Irak ve Sırp tanklarına karşı kullandıkları mermiler, eyreltilmiÅŸ uranyum içeriyordu. Asıl kullanım alanı nükleer enerji santralleri ve atom bombaları olan uranyumu taktik silah tasarımcıları için çekici kılan özelliÄŸi,bilinen en ağır ve yoÄŸun elementlerden olması. Uranyum, temel olarak kararlı ve dolayısıyla zayıf radyasyon yayan U-238 izotoplarıyla, kararsız ve dolayısıyla parçalanıp çeÅŸitli radyoaktif elementlere dönüşebilen U-235 izotopundan oluÅŸuyor. YoÄŸunluÄŸu ve yanarken oluÅŸturduÄŸu çok yüksek ısı nedeniyle zırh delici mermilerde kullanılan uranyum, metalin U-235 açısından fakirleÅŸtirilmiÅŸ bir karışımı. SeyreltilmiÅŸ Uranyum (SU) adı bu özellikten kaynaklanıyor. Gümüş Mermi (’The Silver Bullet’) diye adlandırılan; 120 mm çaplı, 5.35 kg ağırlığındaki tank ve 30 mm çapındaki tankavar mermisi, düşman tanklarına çarptığı anda yüksek ısıyla yanarak, hedef tankın zırhını eritiyor ve içine giriyor. Patladığı andaysa tank mermisi yüksek sıcaklıklarda, yaklaşık 900 gr ile 3400 gr arasında kimyasal/toksik ve radyoaktif uranyum oksit zerreciklerini hedefin içineve çevresine yayıyor. Uçaklardan atılan tanksavar mermilerindeki uranyum miktarıysa, 200 gramın biraz üzerinde.
Ancak bu mermiler uçaklardaki makineli topla (cannon)fazla sayıda atıldığından, tahrip ve kirletme gücü artıyor.Körfez savaşından belli bir süre sonra ve özellikle son aylarda Balkanlar’da görev yapan NATO askerlerinde görülen kanser ve baÅŸka hastalıklar, bu silahların hâlâ konvansiyonel silahlar sınıfında mı tutulması, yoksa kimyasal/nükleer silahlar sınıfına alınıp savaÅŸ alanlarında kullanılmalarının yasaklanması mı gerektiÄŸi tartışmasını baÅŸlatmış bulunuyor. ÅŸu ana kadar, seyreltilmiÅŸ uranyumla ilgili olarak ABD Savunma Bakanlığı’nın, Enerji Bakanlığı’nın, Nükleer Denetleme Komitesi’nin (Nuclear Regulatory Commission - NRC) ve Uluslararası Radyolojik Korunma Kurulu’nun (International Commission on Radiological Protection - ICRP) hazırlamış oldukları raporların ışığı altında, seyreltilmiÅŸ uranyum mermilerinin savaÅŸta kullanılmaları halinde, çevre ve insanlar üzerinde olası kimyasal/toksik ve radyolojik etkiler şöyle özetlenebilir:
Nükleer santrallerin yakıt maddesi olan doÄŸal uranyum madeninin % 0.72′ i, yavaÅŸ nötronlarla parçalanabilen, U-235′ten, % 99.28′i yavaÅŸ nötronlarla parçalanmayan, yani fizyona uÄŸratılamayan U-238Â’den, çok az bir kısmı da U-234 ve diÄŸer izotoplardan oluÅŸur.Parçalanabilen U-235′in nükleer santrallerde yakıt olarak kulanılabilmesi için, U-235′in bu doÄŸal karışımdaki yüzdesinin en az %3′e çıkarılması gerekir. Yaklaşık 1 ton doÄŸal uranyum cehverindense, gaz diffüzyonu veya antrifuj yöntemlerinden geçirildikten sonra, ancak 7.2 kg kadar zenginleÅŸtirilmiÅŸ uranyum yakıt elde edilebilir.
Geriye kalan büyük miktardaki atığa “fakirleÅŸirilmiÅŸ uranyum” adı verilir. KurÅŸundan daha yoÄŸun (yoÄŸunluÄŸu=19.05 gr/cm3) ve tungsten kadar sert olan bu metal, son yıllarda Amerika ve İngiltere’de geliÅŸtirilen tank ve uçaksavar mermilerinde ve zırh kabuklarında kullanılmıştır. SeyreltilmiÅŸ uranyumdan yapılan mermilerdeki radyoaktifi izotopların dağılımı, ABD Savunma Bakanlığı’nın Çevre politikaları Enstitüsü’nce hazırlanan rapora göre şöyle: 120 mm-5.35 kg’lık bir tank mermisinin % 99.25′i, 4.5 milyar yıl yarılanma ömrüyle alfa parçacıkları yayınlayarak (1.28 mrem/yıl/pCi/kg,doz eÅŸdeÄŸeri aktivite ile) bozunan U-238′den, % 0.2′ i yaklaşık 1 milyar yıl yarılanma ömrüyle alfa parçacıkları yayınlayarak (1.32 mrem/yıl/pCi/kg,doz eÅŸdeÄŸeri aktiviteyle) bozunan U-235′den; geriye kalan kısmıysa,U-236′dan ve titanyumdan oluÅŸuyor.
TABLO 2 : MÜHİMMAT SİSTEMLERİ TEKNOLOJİSİ
MERMİDEN HIZLI DENİZALTILAR
Düsünün ki bir Concorde
uçağındasınız. Rahatça
koltuÄŸunuza oturmus Mach
2Â’yle yani sesten iki kat daha
hızlı bir şekilde Atlantik
Okyanusu’nu geçiyorsunuz.
Bir yandan manzarayı
seyrederken bir yandanda
ikram edilen şampanyayı
yudumluyorsunuz. Nasıl hoş
deÄŸil mi? Bu srada sizin pek
gözünüze çarpmıyor ama
aşağılarda denizin altında gri
ince kalem benzeri bir araç
uçağınıza yetişiyor ve onu
geçiyor. Sakın şaşırmayın
bu sesten hızlı giden bir
denizalti.
ASLINDA böyle bir araç henüz gerçek değil, yalnızca bir kurgu. Bununla birlikte teknoloji böyle bir aracı yapabilecek düzeyde. Hatta Rus denizaltılarindan biri bunu gerçeklestirebilecek torpidolar taşıyor. Aynı teknik deniz altı mayınlarını yok edecek silahlar için de düşünülüyor.
Bu yöntemle su kızaklarının ve su üstü gemilerinin hızlarını artırmak da olası. En önemlisi de bu teknikle su altında saatte binlerce kilometre hızla gidebilecek ve yine de kuru kalacak araçların yapılabilecek olması.Bu işin püf noktasını uzakta aramanıza gerek yok. İşin sırrı elinizde tuttuğunuz şampanya kadehinde.Tıpkı şampanyanın içindeki gibi hava kabarcıklarında yatıyor bu işin püf noktası.
Aerodinamik biçimi nasıl olursa olsun herhangi bir nesne sıvıların içinde hareket ederken bir dirençle karsılaşır. Bu direncin nedeni nesnenin dış yüzeyinin sürtünmesidir.Sıvı katmanlarını yarmak için gerekli güç nesnenin dış yüzeyindedir. Aynı durum havada da geçerlidir. Ne var ki su, havadan bin kat daha yoğun olduğu için sürtünme de bir o kadar fazladır. Bundan öte, sürtünmeyi yenmek için gereken kuvvet , nesnenin hızınınküpüyle orantılıdır. Böylece iç motorlarda yapilan her gelişme, hızda yalnızca önemsiz artmalara neden olmaktadır.
1960Â’ların başında, Kiev Hidrodinamik Enstitüsü’nden Mikhail Merkulov,çözümün suyun içinde “hava bosluÄŸu açmak”ta (cavtation) yattığını öne sürdü. Bu cesur bir karardı çünkü deniz mimarları için hava boÅŸluÄŸu genellikle bir tehdit olarak görülürdü.BangaloreÂ’da bulunan Hindistan Bilim Enstitü’sünden bir akademisyen olan Rudra Pratap, “Bir nesne bir sıvının içinde hızlı hareket ettiÄŸinde, nesnenin bazı noktalarındaki basınç azalır”diyor. Hava boÅŸluÄŸundaki nesneler üzerine çalısan bir dinamikçi olan PraapÂ’a göre, nesne hızlandıkça üzerine düşen basınç azalır. “EÄŸer basınç sıvının buhar basıncına eÅŸ olacak denli azalırsa, sıvı hali daha fazla korunamaz.” diye de ekliyor. Sıvıyı sıvı halde tutmak için gereken basınç düstüğünde sıvı moleküller buharlaÅŸacaklar ve bir hava boÅŸluÄŸu oluÅŸacak.
Pompalarda, türbinlerde ve pervanelerde boşluklandırma iki soruna neden olabilir. Birincisi hava kabarcıkları akışın yapısını değiştirebilir . Ikincisi de kabarcıklar yüksek basınçlı bölgelere ulaşıp metale çarptığında metalde çukurlar açabilecek şok dalgalarına neden olabilir.
Dev Kabarcık
Oysa durum bu teknikte biraz daha farklı. Belli koşullarda bir kabarcık ya da hava boşluğu, hareket eden nesneyi tamamen içine alacak biçimde şekillendirilebilir. Newton 1687 yılında yazdığı Principial Mathematical adlı eserinde bunun ipuçlarını veriyor; fakat yine de buna ulaşmak çok kolay değil. Pratap’a göre başlangıç olarak gövde saatte en azından 180 kilometre yada saniyede 50 metre hızlı olmalı. Bu hızlar normal torpidolar için oldukça uzak rakamlar. Birleşik Devletler denizaltı Savaş Merkezi’ de (NUWC) John Castano, burun yapısı içe doğru olması gerektiğini vurguluyor. Aerodinamik bir yapı yerine, kabarcığı içindeki aracı düz burunlu olması gerekiyor. Bu sayede yüksek hızlarda su öyle bir hızla ve açıyla burnu çevresin de geçip gider ki aracın üzerini örtemez.
Hava boÅŸluÄŸu içindeki bir cismin sürtünmesi oldukça düşüktür, çünkü dış yüzeyinin direnci neredeyse kaybolmustur. Nesne su yerin e daha düşük yoÄŸunluÄŸu ve vizkozitesi olan su buharıyla çevrilir. Böyle bir nesnenin sürtünmeye neden olan tek yeri burun bölgesidir. Yalnızca burnun suyla teması vardır çünkü. “Yine de burada bir denge var.” diyor Pratap. Burun ne kadar küt olursa, sürtünme o kadar artar. Bu nedenle en iyi burun tipi hafif eÄŸimli olandır. PratapÂ’a göre genel sürtünme hava kabarcığının içine girildiÄŸine olaÄŸan üstü derecede düşüyor ve artık yalnızca hıza baÄŸlı olarak artıyor
“Bu neden böyle oluyor diye sorarsanız, sizi yanıtlayamam. Bu çok karışık bir durum ve sıvı mekaniÄŸi topluluÄŸunun bunu iyi anlayabildigini de henüz emin deÄŸilim.”Ne olursa olsun sonuçlar oldukça açık. Sürtünmenin azaltılmasıyla birlikte yüksek hızlar mümkün oluyor.
Santa Barbara’daki California Üniversitesi’ne bağlı Okyanus Mühendisliği Laboratuvarı’nın müdürü olan Marshal Tuli ’se deniz araçlarını hava boşluğu yöntemiyle kolay işler halegetirilebileceğini düsünüyor. Tuli ’ne göre kızaklı botların kızaklarındaki sürtünmenin azaltılması, onların hızlarını ikiye katlayabilir. Merculov, Tuli ’ni çalışmasını gördüğünde hava boşluğu yöntemiyle süper hızlı torpidolar yapilabileceğini anladı.
Yalnız bir soru vardı: aracın yalnızca burnu suya dokunacağı için alışıldık pervaneler bu araçlarda işe yaramayacaktı. Tümüyle yeni bir itiş tekniği bulunmalıydı. Bu sorunun çözümü basitti: Geriye roket motoru takmak. Roketler hava boşluğunda çalşacağı için , suyla ilgili bir sorun yasamadan istenen kalitede bir itiş sağlayabilir. Düşüncede oldukça kolay gibi görünse de çalışan bir torpido yapabilmek zor bir iş. Sağlamlık ve burun kısmını hayli yüksek basınçlara dayanabilecek malzemeyle yapılması hiç de kolay değil. Ulaşılan hızlarda hava boşluğunu torpidonun tamamının içine alamaması olasılıgı da vardır. Yapılan Rus torpidosuysa burnundan egzosuna kadar sanal bir boşluğu için de olacak biçimde tasarlandı.
“EÄŸer nesnenin hızı buhar boÅŸluÄŸunda geçmeye yetecek kadar deÄŸilse, kabarcığı içine gönderilecek yapay havalandırma, nesne geçinceye kadar boÅŸluÄŸu açık tutacaktır.” diyor Castano. StafforshireÂ’daki Keele ÜniversitesiÂ’nde bir savunma uzmanı olan Mark GaleottiÂ’ye göre bu torpidoların prototipleri 1980Â’lerde ortaya çıkmÅŸtı;fakat üzerinde daha çok çalışılmalıydı.
“1990Â’ların başında yalnızca Ruslar düzgün iÅŸleyen bir torpido yapabildiler.” diyor Galeotti. “Yaygara” anlamına gelen “Shkval” adı verilen bu araç saatte 500 kilometre hıza ulaÅŸabiliyordu. Denizaltıdan muhtemelen mekanik bir mancınık yardımıyla bir ok gibi fırlatlmıştı. Böylece torpido roketi ateÅŸlenebilmesi için hava boÅŸluÄŸunun içine girebilmiÅŸti.Ruslar kendilerine ölümcül bir silah yaptılar. Shkval düsman denizaltılar onlar daha harekete geçemeden saf dışı bırakabilir, ya da bir denizaltı, üzerine gelen torpidolarda onu kullanarak korunabilir. Bununla birlikte Shkval, ardılına göre oldukça hantal sayılır. 1990Â’ların başında BirleÅŸik Devletler de kendi hava boÅŸluÄŸu programını baÅŸlattı. BaÅŸlangıç olarak su altı mermileri üzerinde duruluyor. Geleneksel mermiler suya doÄŸru ateÅŸlendiÄŸinde daha bir metre gidemeden , sürtünme yüzünde duraklıyorlardı. NUWCÂ’daki araÅŸtırmacılar, boÅŸluklandırıcı içindeki mühimmati çok yüksek hızlara çıkmaya olanak verecegini ve çok daha uzaÄŸa ulaÅŸabileceÄŸini biliyorlardı. 1997 yılında bunu denediler.Shkval Â’in sahneye çıkışından yalnızca birkaç yıl sonra NUWC araÅŸtırmacıları sesten hızlı bir araçları olduÄŸunu ilan ettiler. Dikkatle tasarlanmış düz bir burnu olan kurusıkı mermi, bir su altı silahından ateÅŸlendi. Suda ses duvarını aÅŸan mermi, saatte 5400 ve saniyede 1.5 kilometre hıza ulaÅŸtı.
Hareketini sürdürmesi için bir güç kaynağı olmadığı için mermi kısa sürede yavaşladı, fakat bu bir hava kabarcığıyla hızlanmanın mümkün olduğunu göstermesi açısından yeterliydi. NUWC’daki arastırmacılar havada sahip olunan saniyede 2.5 kilometre hızına ulaşmak istiyorlardı ve bu artık onlar için çok uzak bir olasılık değildi.
Böylesine yüksek hızlara ulaşamasalar da, hava boşluklu mermiler birçok yararlı işte kullanılabilir. Sözgelimi Deniz Kuvvetleri, havadan ateşlendiğinde yeterince derine inmeyen geleneksel mermiler yerine bunları kullanarak mayın temizleme işlemlerini daha verimli hale getirmeyi düşünüyor.
Bu bağlamda Californiya’da Deniz Hava Savaşı Silahları tümenine bağlı bir grup mayınlara birer balon uçuruyorlar. Havadan Hızlı Mayın Temizleme Sisteminde (RAMICS) mermiler standart bir20 milimetrelik Gattling silahıyla vuruluyor. Küt koni biçimli burunlarıyla, suyun 350 metre üzerinden lazerle hedeflenmiş ve 12 metre suda giderek hedeflerini yok edebiliyorlar.
Deniz AraÅŸtırmaları Ofisi (ONR)Â’nden RAMICSÂ’in proje sponsoru olan Doug Todoruff şöyle diyor: “Çelik bir duvarı delip geçmiÅŸtik ve hala patlayıcıları ateÅŸleyebilecek kadar kinetik enerjimiz vardı. Sistem, karada denenmis halinin çok ötesinde. Havadan, bir Cobra helikopterinden gerçek bir mayının üzerine atılma denemesi gelecek ay için kararlaÅŸtırılmış. Peki ya bir ConcordeÂ’dan daha hızlı bir denizaltıya ne dersiniz? Suda bir mermi ateÅŸlemek baska bir ÅŸeydir, roket gücüyle ilerleyen bir aracı yüksek hızda kullanmak ve onu hava boÅŸluÄŸu içinde tutmaya çalışmak baska ÅŸey. Ikincisi çok daha zordur. Peki uygun hız sınırı ne kadardır? Ordudaki bilim adamlarının pervanelerle elde ettikleri hızı tartışmaya çok istekli olmadıkları görülüyor. Fakat yine de bir mermi kadar hızlı gidememelerinin temel bir nedeni yok. Galleotti, “Ruslar Shkval Â’i bir son olarak deÄŸil bir baÅŸlangıç olarak görüyorlar.” diyor. ” Bu teknolojinin insanlı araçlarda uygulanmaması için hiçbir neden yok.” diye de ekliyor Castano.
Aslında birçok teknolojik engel var bu projede. Bunlardan biri hâlâ güçlü bir itici sisteme gerek duyulması. Alüminyum yakıtlı bir roket bunun çözümlerinden biri olabilir. Oksidasyon için su kullanacağından fazladan oksijen taşımaya gerek duymaz. Böyle bir durumda yanmamış yakıtın hızla alüminyum oksitle kaplanması ve daha fazla reaksiyona engel olması gibi bir sorun yaşanabilir. Bundan kaçinmak için toz haline getirilmiş alüminyum su girdabina enjekte edilebilir, bu dayanan ve eriyen parçaları uzak tutar. Alüminyum yakıtlı roketler kısa mesafeler için iyi olabilir; fakat ya uzak mesafeli yolculuklar için ne olacak?
Bunun için muhtemelen güç kaynağına nükleer bir reaktör eklenmesi yeterli olacaktır. Böyle bir araçla saniyede 2.5 kilometre hızla yolculuk Londra New York arası yolu bir saatten az bir zamanda geçmeyi olanaklı kılabilir. Yolda bir balinaya çarpmazsanız tabi. Aracın dümenini kontrol etmek de sorunlu olabilir. Shkval ’in yönlendirilme olanağının fazla olmadığı
söyleniyor. Bir anlamda bu kadar çaba dümdüz gidebilen bir araç için. Bir kez fırlatıldığında herkesin kontrolünden çıkıyor. “Zorluk, kontrol edilebilen yüksek hızlı bir araç yapabilmekte” diyor ONRÂ’den Kam Ng. O ve ekibi, aracı gövdesine yüzgece benzer parçalar ekleyerek kontrol edebilmeyi amaçlıyor. Araçta burun kısmı dışında kalan parçaların suya deÄŸmesi istenmiyordu, çünkü bunun sürtünmeye neden olacağı biliniyor.”Ama,” diyor Ng, “aracı kontrol edebilmek için bu ödenmesi gereken küçük bir bedel .”Bununla birlikte boÅŸluÄŸun düzensiz bir yapiya bürünmesi olasılığı da var; ama Ng ve ekibi bu tür sorunları çözmek için uÄŸraşıyorlar.
“Hava boÅŸluÄŸunda yol alma fikri deniz altındaki savaÅŸların çehresini deÄŸiÅŸtirecek.” Diyor Galleotti. “OlabildiÄŸince sessiz araçlarla geleneksel olan kedi fare oyunu bir anlamda kakafonik bir it dalaşına dönüşecek.” Galleotti hava kabarcığı içinde gidecek gemilerin çok büyük gemiler olmayacağını da söylüyor. Bunun yerine bir ana gemiden yola çıkarak kısa menzilli saldırılar yapan küçük araçlar kullanılması düşünülüyor. “Bu tıpkı havada savaÅŸmak gibi olacak.” diyor Galleotti. Bu projede ÅŸu anda kimsenin yanıtlayamadığı bir sorun daha var aslında. Hava boÅŸluÄŸunda gidecek böylesi bir aracın ilk etapta gerekli hıza nasıl ulaÅŸacağı bilinmiyor. Bu bir yana,bir silahtan ateslenen araca kim binmek ister?
TABLO 3: DENİZ SİSTEMLERİ TEKNOLOJİSİ
ÖLÜM IŞINLARI
Bir askeri uzmandan obüsün yerine ideal bir silah tasarlaması istense, büyük olasılıkla sıralanacak özellikler listesi şöyle olur: Hafif mermi , sınırsız mühimmat, bir uçaÄŸa ya da kara taşıtına yüklenmeye elveriÅŸli boyutlar, hedefi doÄŸrudan niÅŸanlayabilme,çabuk doldurulma, hareketli hedefleri izleme, nokta atışı yapma ve hedef dışında hasara yol açmama. Sonunda bütün bunların uzmanı getireceÄŸi nokta, ağır metal parçaları yerine ışık fotonları fırlatan bir silah olacaktır. Gerçekte, ABD bütün bu özellikler taşıyan silahlar yapma yolunda çalışıyor. Bunun içinde kullanılması düşünülen kaynak, lazer. Yüksek güçlü lazerlerin düşman füzelerini yok etmek amacıyla kullanılması yeni bir olgu deÄŸil; Çok daha az bilinen ve daha az spekülatif olan bir olasılık, 40 yıl süren ve ürünleri savaÅŸ alanlarına dökülmek üzere olan yoÄŸun bir araÅŸtırma-geliÅŸtirme çabası sonucu “ayakları daha çok yere basan” lazer silahlarının tüm savaÅŸ türlerinde devrim yaratması.
ABD’nin en önde gelen üniversitelerinden Massachusetts Teknoloji Ensititüsü’nün (MIT) yayımladığı Technology Review dergisine göre, ancak Boeing 747-400 (jumbo jet)uçaklarına yerleştirilebilecek çapta olanlardan tutun, Jeep’lerin tahtına kurulan yeni Humvee’lere takılabilecek küçüklükte olan lazerler, yapılan deneylerde askeri hedefler başlarıyla etkisiz hale getiriyorlar. Bu silahlar büyük bir olasılıkla on yıl içinde ister sıcak savaş olsun,ister barış bekçiliği , ister teröristlere karşı operasyon, her türlü askeri harekatta kullanılmaya başlanacak.
1990Â’ların başında hem siviller hem de askerler kör edici etkiye sahip oldukları gerekçesiyle kullanımlarını insanlık dışı olarak niteleyen grupların protestoları, piyadelere düşmanı kör etme yeteneÄŸi saÄŸlayan gizli bir lazer sisteminin rafa kaldırılmasına yol açmıştı. Yeni programlar kör edici silahlar için konulan uluslararası yasakların çevresinden dolanacak biçimde yürütülüyor olsa da, silahların kullanıma alınmasıyla birlikte protestoların anlanması bekleniyor. Karşıtlarca beslenen tüm endiÅŸelere karşın askeri araÅŸtırma ve geliÅŸtirme çalışmaları tüm hızıyla sürüyor ve bazı uzmanlara göre kısa süre içinde Amerikan askerlerine savaÅŸ alanında üstünlük saÄŸlayacak. Amerikan Askeri Üniversitesi ve Californiya Eyalet ÜniversitesiÂ’nde yürütülen Ulusal Güvenlik Çalışmaları Programı’ndan Robert Bun-ker, “Öldürücü olmayan ileri teknoloji silahları da dahil olmak üzere optik ve öteki ‘yönlendirilmiÅŸ enerji silahlarının rtaya çıkması, ateÅŸli silahların ve topların modern toplum üzerinde yapmış olduÄŸu etkiye benzer bir etki yapacaktır” diyor. Çin ve RusyaÂ’nın da en az on yıldır lazer silahları geliÅŸtirmekle uÄŸraÅŸtıkları, ancak bu silahların daha az güçlü oldukları söyleniyor.
Projeler Çeşit Çeşit
Lazerleri savaş alanına taşıma çabasının odak noktalarından biri , Albuquerque’deki Kirkland Hava Üssü. Burada yapılan bir deneyde, bir karbondioksit lazerinin bir anlık atımı, karşısındaki plexiglass levhasını bir alev topuna dönüştürüyor ve levhada 8 mm’lik bir delik açıyor. Bu yalnızca deney için geliştirilmiş bir düzenek.Gücü, savaş lazerlerinin güçlerinin ufak kesirleri kadar. Ancak lazerlerin değişik malzemeler üzerindeki etkileri konusunda sağladığı bilgiler, kısa menzilli roketler, uçaklar, tanklar ve dolaylı olarak da düşman askerleri ve teröristleri etkisizleştirecek lazerler için yürütülen üç ayrı projede kullanım alanı bulabilir.
Bu üç projeden şu an için en belirgin olanı, Bush döneminde 2,7 milyar dolara kadar ek ödenek sağlaması beklenen Airborne Laser (Uçakta Lazer) Projesi. Projenin ana hedefi Körfez Savaşı’nda çokça kullanılan Scuds füzelerini havalandıktan çok kısa bir süre sonra, bir başka söyleyişle füze düşman topraklarındayken etkisiz hale getirmek. Bu projede bir Boeing 747-400’e oksijen iyot lazeri yerleştiriliyor.
Bütün lazerler gibi, bu da kimyasal enerji ya da elektrik enerjisi pompalanan bir maddenin atomlarının, bu enerjiyi düzgün (saçılmayıp tek yönde giden) bir ışık demeti halinde yeniden yayımlaması temeline dayalı bir düzenek.
Projenin üç ayağı var. İlki , Boeing firmasına 747-400 uçaklarının lazer yerleştirilebilecek biçimde değiştirilmesi. İkincisi , TRW firmasının, yüksek enerji lazeri olan kimyasal oksijen iyot lazerlerin geliştirmesi . Sonuncusu da Lockheed Martin Space Systems firmasının tasarlayıp geliştirdiği ışın/ateş kontrol sistemi . Şimdilik bu üç bölüm birbirinden ayrı yürütülüyor. Askeri senaryolara göre, bu lazerleri taşıyan 747’ler yerden 12 bin metre yukarıda güvenli bölgede dolaşırken, yakındaki bölgeler kısa mesafeli roketlerin saldırısına uğrayabilir. Bu lazerler 300 km uzaktaki bir hedefe 2 megawatt (milyon watt) enerjili bir ışın demeti gönderir. Bu güç, bir küçük kenti aydınlatmaya yetecek güce eşit.Böylesine güçlü bir ışın demeti bile,roketin kaplamasını anında elemez.Yaptığı, roketin yakıt deposunun kaplamasını yüksek ısıyla aşındırmak. Zayıflayan bu nokta, yakıtın iç basıncıyla yırtılır ve yakıt patlar. Yeni fırlatılan bir düşman füzesi ,radarca belirlendikten sonra işin zor tarafı başlar. Yapılacak iş, basketbol topu çapındaki ışın demetini , atmosferik çalkantıya karşın, hızla yükselmekte olan füzenin yakıt deposu üzerinde gereken sıcaklığı oluşturacak süreyle,yani beş on saniye sabit olarak tutabilmek. Bunun için silahın, hedefin görüntülerini izleyen atmosferik etkileri hesaplayan ve ışının yön ve şiddetini sürekli olarak yeniden ayarlayan bilgisayarların desteğine gereksinim var.
Bunun avantajlı yanı, düşman füzenin yalnızca 10 000 dolar deÄŸerinde kimyasal yakıt harcanarak vurulabilmesi (bir uçakta 30 atış için yeterli yakıtın bulunması gerekir). Aynı ışın bir anti-balistik füze yardımıyla yapılmasının maliyetiyse 1 milyon dolar. ABD Hava Kuvvetleri Â’nden Albay Lynn Wills “Bu sistemin 2008 yılına kadar dünyanın herhangi bir yerinde kullanılabilecek yaygınlıkta konuÅŸlandırılabileceÄŸini ” söylüyor. Hedeflenen, ikisi sürekli olarak havada, kriz bölgeleri üzerinde devriye gezecek olan yedi uçaktan oluÅŸan bir filo. Lazerlerin ve niÅŸan sistemlerinin ilk örnekleri , halen San DiegoÂ’nun kuzeyinde, TRWÂ’ye ait gizli bir tesiste deneniyor.Lazerli bir 747-400 prototipinin ilk uçuÅŸu ve ateÅŸ testinin 2004Â’te yapılması bekleniyor. Bir baÅŸka lazer silahıysa döteryum-flüorit güçlü lazer. Tactical High-Energy Laser (Taktik Yüksek Enerji Lazeri ) olarak bilinen bu silahın amaçlanan hedefiyse, genellikle gerillaların kullandıkları ucuz ve küçük roketler. Rus yapımı KatyuÅŸa roketlerinin LübnanÂ’daki Hizbullah yanlılarınca İsrailÂ’e karşı kullanılmasının hemen ardından, 1996Â’da Tactical High-Energy Laser Programı’na hız kazandırıldı. ABD programa 170 milyon dolar, İsrail ise 80 milyon dolar ayırdı ve tüm geliÅŸmeler AmerikaÂ’nın kontrolü altında gerçekleÅŸiyor. Bu lazerler de uçaktaki lazer gibi radar izleme, niÅŸan ve kontrol sistemlerini içeriyor. Ancak farkı, karada konuÅŸlandırılması ve bir KatyuÅŸa roketin yalnızca 2000 dolar maliyetle yok edebilmesi. Gerçi körfez savaşı sırasında kullanılan Patriot füzeler de bu iÅŸi yapabilir,ama uzmanlar, fiyatı 1000 dolar olan KatyuÅŸaÂ’ları 1 milyon dolarlık PatriotÂ’larla düşürmenin fazla akılcı olmadığını vurguluyorlar.
ABD Ordu Uzay ve Füze Savunma Komutanlığı’ndan program yöneticisi Dick Bradshaw silahın çok hızlı olduÄŸunu söylüyor. Bradshaw “Bir kere kenetlendi mi hiçbir manevra ondan kurtulmak için yeterli olmaz. Bir fotondan nasıl kaçabilirsiniz ki ?” diyor. Dönen bir taret üzerindeki bir ışıldak görünümündeki silah 10 kilometre menzile sahip. New MexicoÂ’daki White Sands Füze Deney Alanında ÅŸimdiye kadar 20Â’den fazla füze düşürmüş. Taktik yüksek enerji lazeri , ÅŸimdilik küçük bir garaj büyüklüğünde bir beton platform üzerine yerleÅŸtirilmiÅŸ bulunuyor. Bradshaw, ilerde silahın ÅŸimdikinin beÅŸte bir boyutlara indirilerek bir kamyona monte edilebilir hale getirilebileceÄŸini söylüyor. Bu, silahın hızla gereken yere taşınabilmesini saÄŸlayacak.
Tankları da Vururlar
Lazer silahlarının roketleri ve uçakları düşürmesinin ardından ordu bu silahların hedefi daraltıp onları tank, kamyon ve top gibi ağır silahları imhada da kullanmayı düşündü. Bu programın aracıysa ileri Taktik Lazer (Advanced Tactivcal Laser). ABD Ordu Uzay ve Füze Savunma Komutanlığı
ile projenin ana yüklenicisi Boeing tarafından yürütülen programın amacı, Boeing 747’lerdeki (2 megawatt’ lık) oksijen-iyot lazerinin 300 kilowatt’lık küçük bir modelini bir helikopter ya da küçük bir uçağa yerleştirip 20 kilometre ötedeki kara hedeflerine karşı kullanabilmek. Programın yöneticileri daha ileride bir kamyon, hatta bir cipe yerleştirebilecek bir sistem gelştirmeyi de hedefliyorlar. Bu alandaki gelişmeleri izleyen birçok gözlemciye göre, lazer silahları füze, roket ya da uçakları hedef almaya devam etmeli . Nedeni , bunların küçük bir parçalarının dahi zarar görmesi halinde parçalanmaları ya da düşmeleri .Kamyon ve tanklarsa bunlara pek benzemiyor. Uzmanlara göre bir lazer silahı, bu gibi araçlar üzerinde kimyasal patlayıcıların uygulayacağı enerjiden daha çoğunu uygulayamaz. Bu durumda lazer silahlarıyla, 15 cm kalınlığında zırha sahip bir tankı yok etmek olanaklı değil.Ama hedef yok etmek yerine sakatlamak, etkisiz kılmak olarak belirlenirse iş değişiyor. Herkesin bildiği gibi , gerçekte tankların da zayıf bir noktası var: Dışarıda neler olup bittiğini anlayabilmek için kullanılan elektronik iletişime ve alıcılara bağımlılık. Bir tankın antenini eritmekse 300 kilowatt’lık bir lazer için çocuk oyunu.
Programda görev alan Albay Mark Stephen “Bir hedefi parça parça etmeden de yok edebilir ya da en azından etkinliÄŸini azaltabilirsiniz. Dahası, iletiÅŸimin kesilmesi ya da diÄŸer elektronik sistemlerinin zarar görmesi , tank mürettebatının savaÅŸma yeteneÄŸini sınırlar; bir tankın konvansiyonel silahlarla yok edilmesi de sonuçta pek farklı bir ÅŸey deÄŸil” diyor.
Aslında, yeniden yakıt yüklenmeden her biri bir kaynak makinesinin ısıtma gücüne sahip 10 m geniÅŸliÄŸinde, 100 ışın demeti gönderme kapasitesine sahip ileri Taktik Lazer, tanklara zarar vermenin ötesinde çok daha baÅŸka iÅŸleyler de yapabilir. Yapılan bir analize göre sistem, yakıtını tüketmeden önce 7 km uzaklıktan 11 anteni eritmiÅŸ, 32 kamyon lastiÄŸini patlatmış ve bir düzine havan, roket atar ve makineli tüfeÄŸi etkisiz hale getirmiÅŸ.Bütün bu becerilerine karşın, bu silahın da sorunlu bir tarafı var. Kara taşıtları, uçaklardan daha fazla sarsıldığı ve titreÅŸim yarattığı için eÄŸer lazer böyle bir araca yerleÅŸtirilmiÅŸse, bilgisayar kontrollü amortisörlere gerek olacaktır. Ayrıca, ÅŸiddetli bir kara savaşında oluÅŸacak toz ve duman lazerler için bir engel oluÅŸturur. Atmosferde bulunan ve aerosol adı verilen ince toz parçacıkları, ışını dağıtır ve zayıflatır. Aerosol kırılması etkisi de denilen bu etkinin azaltılması için çalışmalar yapılıyor. Ayrıca kimyasal yakıtı, ÅŸiddetli çarpışmaların olduÄŸu bir savaÅŸ alanına taşımak da kolay deÄŸil. Bu nedenle, 2003Â’te baÅŸlatılacak olan 100 milyon dolar bütçeli bir araÅŸtırmanın hedefi , kimyasal yakıt yerine enerjisini, neodimyum ile güçlendirilmiÅŸ bir itriyum-alüminyum-garnet (saydam, kırmızı bir silikat mineral) bileÅŸimine verilecek elektrik akımından alacak bir “katıhal” silahı. Laboratuvarlarda geliÅŸtirilen bu tür katıhal lazerlerin gücü ÅŸimdilik 10 kilo-watt. Ancak Bradshaw, gücün bir silah için gerekli olan 100 kilowatt düzeyine çıkarılabileceÄŸini söylüyor.
5 0Bir baÅŸka tasarı ise, itriyum-alüminyum-garnet bileÅŸeninin yerine, kimi iletiÅŸim uygulamalarında kullanılan süper enerji verimli fiber-optik lazerler koyabilmek. Bir Humvee ( ilk kez körfez savaşında ciplerin yerini alan askeri taşıt aracı ) üzerine kolaylıkla takılabilecek fiber-optik lazer, elektrik gücüyle çalıştığından, aracın jeneratörleriyle beslenir ve böylece özel yakıt ge-reksinimini ortadan kaldırır. Bradshaw, “Nihayet aracın biraz daha fazla dizel yakıt› taşıması gerekebilir; ancak bu, savaÅŸl alanında kendi “mermilerinizi” elektrikle üretme lüksü için ödenecek çok küçük bir bedel” diyor.
TABLO 4: SENSÖR VE LAZER TEKNOLOJİSİ
BİLGİ SAVAŞI SİLAHLARI
Bilgisayar Virüsleri
“Virüs, kendisini daha geniÅŸ programların içine kopya edebilen, ve bu programı deÄŸiÅŸtirilebilen parçalı bir koddur. Virüs ancak içinde bulunduÄŸu program çalışınca, aktif hale geçer. Program çalışınca, virüs kendisini tekrar etmeye baÅŸlar ve baÅŸka programlara da yayılarak, onları da etkiler.”
Virüsler, bütün bilgisayar ortamlarında bilinirler. Bilgi Savaşlarında, sıklıkla kullanılan bir savaş aleti olmaları da bu anlamda şaşırtıcı değildir. İstihbarat teşkilatlarının ya da orduların, düşmanlarının telefon sistemlerine virüs yaymaları normal bile karşılanabilir. Günümüz telefon sistemleri, bilgisayarlarla kontrol edildiğine göre, ana vericiye virüs yollamak herhangi bir bilgisayara virüs yollamak kadar kolaydır.
Kurtlar(Worms)
“Kurt (worm) bağımsız ir programdır. Kendi kendine çoÄŸalarak, bir bilgisayardan ötekine kopyalanır, genellikle de bir network sistemine yayılır. Virüslerden farklı olarak, diÄŸer programlara sıçramaz.”
Kutlar, veri yok etmemekle birlikte, network içinde dolaşarak, iletişimi yok edebilir. Ancak, bir kurt veri yok edicisine de dönüştürülebilir. Örneğin, bir bankanın network sistemine yerleşen bir kurt, o bankanın şubeleriyle olan tüm iletişimini kesebilir.
Truva Atları (Trojan horses)
“Truva Atı, bir program içinde gizlenen ve gizli bir iÅŸlev yapan parçalı bir koddur. Virüsleri ya da kurtları saklamak için sıklıkla kullanılan bir mekanizmadır.”
ÇoÄŸunlukla e-maillerin içine yerleÅŸtirilerek yollanan Truva Atları, bir programın içine yerleÅŸir ve o program çalıştırılana kadar, aktif hale geçmez. Truva Atı aktif hale geçince, bir sistemdeki korunmasız host ve serverler hakkındaki bilgileri ele geçirir ve karşı tarafa bulduÄŸu bilgileri yollar. Böylece eÄŸer bilgisayarınıza bir Truva Atı gönderilirse, bilgisayarınız tamamıyla baÅŸka birisinin kontrolü altına geçer. Truva atını yollayan kiÅŸi, e-maillerinizi okuyabilir, CD-ROM’unuzu açıp kapatabilir, her türlü belgenize ulaÅŸabilir, parolalı bilgilerinizi dahi kolaylıkla okuyabilir. Zekice yazılmış bir Truva Atı, kendisini asla belli etmeyeceÄŸi ve hiçbir iz bırakmayacağı için, onun nerede olduÄŸunu bulmak neredeyse imkansızdır.
Mantık Bombası (Logic Bombs)
“Bomba, virüs, kurt ya da baÅŸka bir sistemi yaymak için kullanılan bir truva atı türüdür. Bağımsız bir program ya da bir sistem programcısı tarafından yazılmış, bir kod olabilir.”
Dışarıdan çalıştırılması mümkün olan mantık bombası, bir bilgisayarın harddisk ya da posta dokümanlarının formatını etkileyebilir. Günümüzde büyük yoğunlukla Amerikan yazılımları kullanılmaktadır. Microsoft ya da UNIX sistemleri dünya bilgisayar sistemlerinin neredeyse tamamını ellerinde tutmaktalar. Bu durumda, Amerikan Devletinin, başka ülkelere ihraç edilen programların hepsine truva atı yüklenmesini istediğini düşünün. Böylece, örneğin CIA, dünyanın her yerinden bilgisayar sistemlerine bağlanarak, istediği her bilgiyi alabilecektir. ombalarında olduğu gibi, tüm sistem üreticilerinin böyle bir mekanizmayı başka ülkelere ihraç ettikleri yazılımların içine yerleştirdiklerini düşünün. Böylece tüm bilgi savaşı ajanları, istedikleri her bilgiye elleriyle koymuş gibi ulaşabileceklerdir. Bu belki de, stratejik planlar ve uygulamalar için en kullanışlı yol olacaktır. En canlı istihbaratlar bu şekilde yapılacaktır.
Mikroçipler (Chipping)
Yazılımın yanı sıra donanımın içine de bilinmeyen işlevler yerleştirmek mümkündür. Günümüz mikroçipleri, üreticisi tarafından biçimlendirilebilen ve bilinmeyen işlevler yapabilecek olan, milyonlarca entegre devre içermektedir. Bu devreler, bir süre sonra tükenmek üzere yapılabilir, belli bir frekanstan sinyal aldıktan sonra silinebilir ya da radyo sinyalleri yollayarak bulundukları yeri belli edebilirler. Bu ve benzeri senaryolar çoğaltılabilir.
Mikroçiplerle ilgili başlıca problem, çipin, bilgi savaşçısı için kullanışlı ve doğru bir yere yerleştirilip yerleştirememiş olmasıdır. Bu problem de, Bilgi Savaşları ile ilgilenen ülkenin üretilen çiplerin içine ek özellikler yerleştirmesiyle çözümlenmektedir.
Nano Makineleri
Nano makineleri ve mikroplar bir sisteme çok ciddi zararlar verebilir. Virüslerden farklı olarak bu tür savaş araçları, hem yazılıma hem de donanıma saldırıda bulunabilir.
Nano makineleri, karıncadan bile daha küçük boyutta robotlardır. Düşmanın bilgi merkezine yayılarak kullanılırlar. Nanolar, bir ofisin içindeki her türlü boşluktan süzülerek, bir bilgisayar buluncaya kadar ilerlerler. Boyutları çok küçük olduğu için, bilgisayarın içindeki en küçük deliklerden bile geçebilirler.Elektronik devreleri kullanılmaz hale getirirler.
Donanımı yok etmenin baÅŸka bir yolu da özel üretilmiÅŸ mikroplardır. Bu mikroplar bildiÄŸimiz kadarıyla yaÄŸ yemektedirler. Ya silisyum yiyenleri geliÅŸtirilirse? Bir bilgisayar laboratuarındaki tüm entegre devreleri, bir siteyi, bir binayı hatta bir ÅŸehri yiyip yok edebilirler…
Tuzak Kapıları (Trap doors)
“Tuzak kapısı ya da arka kapı, bir sistemin içine yaratıcısı tarafından yerleÅŸtirilen bir mekanizmadır. Tuzak kapısının fonksiyonu, yaratıcısının sistemin içine, normal sistem koruyucularını aÅŸarak, sızmasını saÄŸlamaktır.”
Mantık Bombalarında olduğu gibi, tüm sistem üreticilerinin böyle bir mekanizmayı başka ülkelere ihraç ettikleri yazılımların içine yerleştirdiklerini düşünün. Böylece tüm bilgi savaşı ajanları, istedikleri her bilgiye elleriyle koymuş gibi ulaşabileceklerdir. Bu belki de, stratejik planlar ve uygulamalar için en kullanışlı yol olacaktır. En canlı istihbaratlar bu şekilde yapılacaktır.
HERF Silahları ve EMP Bombaları
HERF (High Energy Radio Frequency) Yüksek Enerji Radyo Frekansının kısaltmasıdır. HERF silahları, elektronik bir hedefi, yüksek radyo frekansıyla vurarak, onu saf dışı bırakır. Zarar hafif (ör: sistem kapanır ancak yeniden çalıştırılabilir) ya da çok sert olabilir (ör: sistem donanımı fiziksel zarar görebilir). Elektronik devreler, pek çok kişinin zannettiğinden daha hassastır. Fazla yüklemeyi kaldıramazlar.
HERF silahları aslında, radyo ileticisinden başka bir şey değildir. Hedefe konsantre radyo sinyali gönderirler. Hedef bir binanın tüm network sistemi ya da günümüzün elektronik donanımlı, uçakları, arabaları olabilir. İçindeki insanlar için ölümcül sonuçlar doğuracak, hareket halindeki bir araç da olabilir.
EMP (Electromagnetic Pulse) Elektromanyetik Atış anlamına gelmektedir. Kaynak nükleer ya da nükleer olmayan patlamalar olabilir. Oldukça geniÅŸ bir alandaki tüm bilgisayar ve iletiÅŸim sistemlerini yok etmek üzere, özel kuvvet ekipleri tarafından kullanılır. EMP bombası, HERF’ten daha küçük ebattadır ancak aynı zararı verebilir. EMP tek bir hedefi deÄŸil, bombanın etrafındaki tüm donatımı yok eder.
TABLO 5: BİLGİ SAVAŞI TEKNOLOJİLERİ
BİYOLOJİK SAVAŞ
TANIMI
Biyolojik savaş; insan, evcil hayvan ve faydalanılan bitkilerde ölüm veya zarar meydana getirmek, malzemeyi hasara uğratmak amacıyla mikroorganizmaların veya bunların toksinlerinin (zehirlerinin) kasden kullanılmasıdır. Bakteriler, Riketsialar, Virüsler, Funguslar, Protozoalar gibi mikroorganizmalar biyolojik savaş maddesi (ajanı) olarak kullanılabilinirler.
BİYOLOJİK SAVAŞ MADDELERİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ
Biyolojik savaş maddelerinin belli başlı özellikleri şunlardır.
a- Üretimleri kolay ve ucuzdur.
b- Depolama şartlarına ve dış şartlara dayanıklıkları fazladır.
c- Enfeksiyon yetenekleri fazla olup,salgın yapabilmektedir.
d- Hastalık yapmaktadır.
e- Vucuda çeşitli yollardan girer.
f- Kuluçka devreleri genellikle kısadır.
g- Teşhis ve tedavileri güç olup, çok zaman almaktadır.
h- Öldürücüdür.
BİYOLOJİK SAVAŞ MADDELERİNİN VUCUDA GİRİŞ YOLLARI
a- Solunum Sistemi,
b- Sindirim Sistemi,
c- Deri,
d- Tenasül Organları,
e- Göz Konjiktivaları ile
Biyolojik ajanın vucuda giriÅŸ yollarına göre tehlike oranı artar. ÖrneÄŸin; ÅžARBON hastalığı mikrobu deri yolu ile alınırsa ölüm oranı %5-20 civarında iken, solunum yolu ile alındığında ölüm oranı %99′a kadar çıkar. Yine VEBA deri yolu ile bulaÅŸtığında ölüm oranı %20-30 iken, solunum yolu ile alındığında ölüm oranı %95′e kadar çıkar.Tüberküloz basilleri solunum yolu ile akciÄŸerlere girince hastalık VEREM olur. Aynı basiller sindirim yolu ile alınırsa bağırsakta bağırsak hastalığı olur. TİFO mikrobu yaralardan geçerse az, sindirim yolu ile alınırsa çok tehlikeli olur.
Nedir?
Etkisi
Tedavisi
Botulinum Zehiri
Clostridium botulinum
Adlı bakterin ürettiği nörotoksinler
Kullanılıyor.
Genellikle konserve besinlerde oluşuyor ve sindirim yoluyla yok ediliyor. Bakterilerin oluşturduğu zehirin önceden toplanarak saldırı amaçlı olarak püskürtülebileceği düşünülüyor. Zehir solunum amaçlı alındığında ölümcül etki yapıyor. Hastalığın belirtileri, güçsüzlük, göz kapaklarınınkapanması, baş dönmesi, ağız kuruluğu, bulanık görüş gibi belirtileri, genellikle zehir yutulduktan ya da solunduktan 12-36 saat sonra başlıyor. Bunu felç ve solunum yetersizliği izliyor.
Botulinum zehirinin etkisini geçiren bir madde bulunuyor.
Brucella
Brucella cinsinden
Cocco-bacilli’nin dört türünden
Herhangi birinin neden olduÄŸu bir enfeksiyon.
Bakterilerin insanlarca alınması, pastörize edilmemiş süt ve peynirin sindirimi sırasında gerçekleşiyor.
Bu bakterilerin saldırı amaçlı kullanımının sprey yoluyla ya da besinlerin kirletilmesi biçiminde olacağı düşünülüyor. Belirtileri düzensiz ateş, baş ağrısı, bitkinlik, zayıflık, depresyon ve zihinsel durum değişiklikleri.
Brucella’ya karşı insanlar
ü zerinde etkili bir aşı yok. Ancak antibiyotikle
iyileştirme yapılıyor.
Tularemi
Normalde Francisella
Tularensis bakterisinin yol açtğı enfeksiyondan kaynaklanır.
Bazı böceklerin ısırığından ve kemirgen hayvanlardan geçer. Bu bakterilerin saldırı amaçlı
kullanımının da sprey yoluyla olacağı düşünülüyor. Normalde hastalıktan ölüm oranı yüzde beşi geçmiyor; ancak saldırı sonucu havadan alındığı zaman ölümlerin daha çok olacağı düşünülüyor.
Hastalığın kuluçka dönemi 3-5 gün olarak bilinse de, hava saldırısında kullanımının, bu süreyi azaltacağı düşünülüyor. Titreme ateş ve baş ve karın ağrısı, öksürük gibi belirtileri var.
İyileştirmede antibiyotik kullanılıyor.
Hastalığın aşısı da var.
Veba
Yersinia pestis adlı bakterinin
Neden olduÄŸu
Ölümcül bir hastalık.
Normalde veba, enfeksiyonlu fareler üzerinde yaşayan pirelerin ısırığından bulaşır. Veba, sprey yoluyla da bulaşabilir. Bu durumda zatüre benzeri bir biçimde gelişir ve gereken iyileştirme uy-gulanmasa üç gün içinde ölümle sonuçlanır. Saldırı amaçlı kullanımının sprey yoluyla olacağı düşünülüyor. Hastalık yüksek ateş, titreme, baş ağrısı ve kan kusma gibi belirtilerle başlıyor.
Solunum güçlüğü ve oksijensizlik ortaya çıkıyor.
İyileştirme için belirtilerin başlamasından sonra en geç 24 saat içinde antibiyotik alınmaya başlanması gerekiyor. Veba aşısı bulunuyor; ancak bu aşı havadan spreye maruz
kalma durumunda işe yaramıyor.
TABLO 6-1: BİYOLOJİK MADDELER
TABLO 6-2 : BİYOLOJİK VE KİMYASAL SİSTEMLER TEKNOLOJİSİ
NÜKLEER SILAHLAR
Nükleer silahları askeri açıdan çok çekici kılan, bu silahların birim ağırlıkları başına, patlama sırasında ortaya çıkarttıkları enerjidir. Bir bombanın patlaması sonucunda ortaya çıkan enerji, çok kısa bir süre içinde, yakın çevresindeki ortamı ısıtarak bir ÅŸok dalgası yaratır. Bu ÅŸok dalgası, çevreye, dolayısıyla da hedefe zarar verir. Bir bombanın tahrip gücü, patlama sonucu çevreye eÅŸit derecede zarar verecek kimyasal bir patlayıcı olan trinitro-tolüen’ in (TNT) ağırlığı cinsinden verilir. Kimyasal patlayıcıların çevreye zarar ile nükleer bir patlayıcının vereceÄŸi zarar arasında binler veya milyon mertebesinde bir fark vardır. ÖrneÄŸin, Amerikan Minuteman-III Kıtalar Arası Balistik Füzesi içinde bulunan, her biri 170 kt gücünde, ağırlığı yaklaşık 400 kg’ dan az olan W62 nükleer baÅŸlıkları,patlama sonucu 170,000 ton TNT’ e eÅŸdeÄŸer bir enerji açığa çıkarırlar. DiÄŸer yandan, dünyadaki en güçlü nükleer bombalar, Çinlilerin CSS-4 sistemleri olup; güçleri 5-10 Mt (5-10 Milyon ton TNT’ ye eÅŸdeÄŸer) dolayında, ağırlıkları ise 5 tondan azdır.
Nükleer silahları, güç-ağırlık oranları çekici yapmaktadır. Askeri dilde taşıma platformları olarak anılan, uçak veya füze teknolojisine sahip uluslar için nükleer patlayıcılar, çok uzaklardaki hedefleri vurabilme olanağı vermeleri açısından büyük önem taşımaktadırlar.
Nükleer silahların caydırıcı rolünün bir göstergesi,yarım yüzyıla yakın bir süredir bozulmayan Dünya barışıdır. Nükleer silahlara sahip bir ülke, benzer bir saldırının kendisine de yapılacağı kabusu ile yaÅŸamak zorundadır. Bu nedenle nükleer silah sistemleri, “sac ayağı” olarak tanımlanan, bir üçlü sistemden oluÅŸur. İlk sistem, düşmanın Kıtalar Arası Balistik Füze (KABF) silolarını hedef alan KABF sistemidir. Bu sistem, planlanmış bir saldırıda ya da saldırı karşısında savunma amacı ile kullanılabilmektedir. ABD ve eski SSCB, karşılıklı olarak ilk saldırıda bulunmama garantisi vermiÅŸ ve KABF sistemleri salt kendilerine yapılacak bir saldırı karşısında kullanma kararını benimsemiÅŸlerdir. Bir nükleer savaşın ilk yirmi dakikasında, KABF’ lerin çoÄŸunluÄŸunun imha edilmesi ve bunların çevreye çok büyük zararlar vermesi olasılığına karşılık,daha çok intikam alma amacına yönelik olan Denizaltından Atılan Balistik Füzeler (DABF) sistemi geliÅŸtirilmiÅŸtir. Bu füzelerde, KABF baÅŸlıklarına oranla daha güçlü olan çok sayıda nükleer patlayıcı vardır ve füze siloları yerine kentleri hedef alırlar. Kısacası nükleer güçler,karşı tarafın sivil halkını rehin almaktadırlar. Üçüncü sistem ise, KABF ve DABF sistemlerinin arasında devreye girebilen, insan kumandası ile çalışan ve gerektiÄŸinde geri çaÄŸrılabilir nükleer silahlar taşıyabilen bombardıman uçaklarıdır.
Nükleer Bomba Nedir ?
Nükleer bombaların çalışma ilkesi,iki ayrı tür çekirdek tepkimesine dayanır. Ağır çekirdeklerin parçalanması, yani fisyon olayı ile enerji üreten nükleer bombalara, yanlış bir terim olmasına karşın, Atom Bombası denilmektedir. Diğer bir bomba tipi ise, açığa çıkardığı enerjinin çoğunluğu hafif çekirdeklerin kaynaşmasına; yani füzyon tepkimesine dayanan, termonükleer bomba ya da Hidrojen Bombasıdır. Henüz geliştirilme aşamasındaki çok yeni tasarımlar dışında, termonükleer bombaların ateşlenmesinde fisyon tepkimesinden yararlanılır. Diğer bir deyişle hidrojen bombasının tetik mekanizması bir atom bombasıdır. Dolayısıyla nükleer silahların yapılabilirliğini incelemede, atom bombası yapımı için gerekli malzeme ve teknolojinin neler olduğunun belirlenmesi yeterlidir. Fisil, yani bölünebilir madde adını verdiğimiz uranyum izotoplarından U-233 ve U-235 ile insan yapısı olan plütonyum izotopu Pu-239, nükleer silahların ham maddeleridir. Uygun miktar ve geometride bir araya getirilen bu malzemelerde fisyon tepkimesi, bir nötron kaynağı yardımı ile başlatılır. Kaynaktan çıkan bir nötron, fisil madde ile fisyon tepkimesine girerek, fisil maddenin çekirdeğinin parçalanmasına yol açar. Bu tepkime sonunda, yüksek kinetik enerjiye sahip (fisil maddenin çekirdeğine göre) iki hafif çekirdekten başka, iki veya üç tane de nötron ortaya çıkar. Ortaya çıkan bu nötronlardan bazıları, sistemdeki diğer fisil çekirdeklerle fisyon tepkimesine girmeksizin sistemi terk ederler. Sistemden kaçan nötronların fisyon tepkimesine girenlere oranı, sistemin fiziksel büyüklüğü ile ters orantılıdır. Fisyon tepkimesinden çıkan nötronlardan bir kısmı ise, fisil maddede veya sistemdeki diğer maddelerde fisyon yapmayacak tepkimelerle yutulurlar. Sızma ve yutulma kayıplarından arta kalan nötronlar yeniden fisyon tepkimesi yaratırlar. Eğer sistemde yeterli fisil madde varsa ve seçilen geometri uygunsa, art arda gelişen (zincirleme) fisyon tepkimeleri sonucu, sistemdeki nötron sayısı zamanla artar. Hızla oluşan bu zincir tepkimeler sonucu, çok büyük bir ısı açığa çıkar. Sıcaklığı artan sistem genleşme eğilimi gösterir ve sistemden sızan nötronların oranı artar; bunun sonucu olarak da zincirleme tepkimeler sona ere. Dolayısı ile, nükleer bomba tasarımında en önemli konu, malzeme ve geometri seçiminin, zincirleme tepkimeyi mümkün olduğunca uzun süre devam ettirecek şekilde yapılmasıdır.
Nükleer sistemler tasarlanırken, nötron sızıntısının en aza indirilebilmesi amacıyla genelde küresel geometri yeğlenir. Küre, bütün geometrik cisimler içinde,hacim başına en az yüzeye sahip olanıdır. Tümüyle fisil maddeden oluşan bir kürenin çapı büyüdükçe,sızan nötronların oranı azalmaktadır. Kullanılan fisil malzemeye bağlı olarak değişen, belli çaptaki bir kürede her bir fisyon olayından doğan nötronlardan en az biri, yeni bir fisyon tepkimesine yol açarak, zincirleme tepkimelerin oluşmasını sağlar. Böyle bir sisteme kritik kütle adı verilir. Kürenin çapı,kritik çaptan büyük ise, her bir fisyon olayı, birden fazla fisyon tepkimesine yol açar. Bu durumda zincirleme tepkimeler artarak devam eder. Bu tip sistemlere kritik-üstü adı verilir. Kürenin çapı kritik değerinin altındaysa, zincirleme tepkimeler oluşmaz ve böyle sistemler kritik-altı sistemler adı ile anılır.
Nükleer bir bombanın yapımı sırasında kritik kütle oluşturacak kadar fisil maddeyi bir küre halinde bir araya getirmeye çalışmak, patlamaya yol açar. Bu nedenle, nükleer silahların içine konan fisil madde, normal koşullardaki yoğunluğunda zincirleme tepkimeye izin vermeyecek kadar küçük bir metal küre halindedir. Bu metal küre, bombanın patlaması için, kimyasal patlayıcılar yardımı ile sıkıştırılarak, çok daha yoğun; ancak daha küçük bir küre haline getirilir. Kürenin yoğunluğunun artması ile nötron sızıntısı azalır ve çok hızlı gelişen zincirleme tepkimeler,nükleer patlamaya neden olur.
Bir nükleer bombanın yapımı için, yalnızca fisil malzemeye sahip olmak yeterli değildir. Fisil maddeden yapılmış kürenin sıkıştırılabilmesi için, kimyasal patlayıcıları senkronize olarak ateşleyecek düzeneklerin yapımı, bu alanda ileri bir teknolojiye sahip olmayı gerektirmektedir.
TABLO 7 : NÜKLEER SİSTEMLER TEKNOLOJİSİ
NANOTEKNOLOJİ NEDİR?
Nanoteknoloji, günümüzdeki anlamıyla nanoölçekli (metrenin 1 milyarda biriyle 100 milyonda biri arasındaki) malzemelerin üretim, montaj ve kullanımının sözkonusu olduğu alanları kapsıyor. Bu uzunluk, birkaç atomun bir araya getirildiği gruplarınkinden tutun, geliştirildiği söylenen protein motorlarının boyutlarını da içine alacak bir eşik oluşturuyor. Kimya, fizik,malzeme bilimi ve moleküler biyolojiyle uğraşan bilim adamları , bu alandan kendilerine pay biçiyorlar. Bu durum, nanoteknolojiyi psikiyatristlerin hastalarına tanı koyabilmek için kullandıkları mürekkep lekelerine benzer kılıyor.
PittsburghÂ’daki Carnegie Mellon ÜniversitesiÂ’nden iktisatçı Lester Lave bu yeni teknolojinin kendine henüz net bir kullanım alanı bulamamış olmasına dikkat çekiyor.Nanoteknoloji alanındaki ilk ilerlemeler, atomları oraya buraya taşımaktan ibaret kalmadı . Teknolojinin deÄŸiÅŸik malzemeler sentezleme konusunda kanıtlanan gücü, araÅŸtırmacılara nano ölçeklerde pek çok malzemenin biçimini ve boyutlarını kontrol etme olanağı saÄŸladı . AraÅŸtırmacılar, nanoölçekli malzemelerin yüzeylerinin, hacimlerine göre büyük olmasının, bunlara büyük ölçekli malzemelerde bulunmayan özellikler kazandırdığının farkına vardılar. ÖrneÄŸin, kadmiyum selenit gibi yarı iletken malzemeden yapılan nano-ölçekli kristalitler, deÄŸiÅŸen boyutlarına baÄŸlı olarak ışığın deÄŸiÅŸik renklerinde parıldıyorlar. Bu özellikleri nedeniyle biyoloji deneylerinde ışıyan bir “boya” olarak yaygın kullanım kazandılar.Nanoparçacıkların geniÅŸ yüzeyleri, bunları kimyasal tepkimeler için ideal katalizörler durumuna getiriyor. Nedeni, geniÅŸ yüzeylerindeki atomların, tepkimeleri etkin biçimde denetlemeleri.
Malzemelerin nanoölçeklerde kazandıkları değişik özellikler, bunlara giderek artan bir endüstriyel değer kazandırıyor. Bazı şirketler, sıradan plastiğin üzerine nanoölçekli çubuklar yerleştirerek malzemenin gücünü ve darbeye direncini güçlendirmeye çalışıyorlar.Askeri laboratuvarlar, anthrax gibi biyolojik silahları belirleyen nanoölçekli sondaları geliştiriyorlar. Ve bir-iki nanometre çapında, kamış biçimli moleküller olan karbon nanotüpler, biçimlerine bağlı olarak elektriği metal ya da yarı iletken özellikte taşıyabiliyorlar. ve daha şimdiden transistör ve diyot gibi elektrik malzemelerinde yaygın kullanım kazanmış bulunuyorlar.Bir nanoölçekli malzemenin endüstriyel başarısının sırrı , basitliğinde yatıyor. Yapılacak şey, malzemeyi, boyutları çok iyi belirlenmiş küçük tanecikler ya da katmanlar halinde üretebilmenin yolunu bulmak. Öyle ki, bu parçacık ya da taneciklerin her biri, bir güneş piline, ya da bir plastik yüzeye yerleştirildiğinde bunların elektronik, optik ve mekanik özellikleri birbirleriyle tam tamına aynı olacak.
Ancak nanoteknolojinin bilim dünyasında ve kamuoyunda uyandırdğı ilgi, nanomalzemenin elektronik aygıtlar ya da kimyasal algılayıcılar gibi daha karmaşık kullanımlar üzerinde odaklanmış bulunuyor.
42
SAVAÅž ALANI ;UZAY
Gelecek kuÅŸak uzay silahları arasında, düşman uydularına sabotaj yapacak mikrouydular; uzaydan yeryüzündeki herhangi bir hedefe diklemesine saplanacak uzay okları ve hedefe ‘zoom’ yapacak lazer toplarının yer alacağını ihtiva eden projenin baÅŸlıca özellikleri şöyle:
Uzay savaşı teknolojisi bu onyıl bitmeden tamamlanmış olacak.
Teknolojinin can damarını, günümüzde ATM makineleri, cep telefonları, internet ve kredi kartı transferlerinin yapımında kullanılan uydu teknolojisi oluşturacak.
Uzaydan fırlatılacak ‘uzay okları’, sesten daha hızlı yol alacak ve hedefe saplandığında yeryüzünün 750 metre derinliÄŸine kadar girebilecek. Bu oklar özellikle yeraltında inÅŸa edilen gizli koruganları yok etmede kullanılacak.
Uzaya yerleştirilecek dev aynalarla dünyanın istenen bölgesi gündüz gibi aydınlatılacak ve bu bölgedeki hedefler kolaylıkla saptanarak vurulacak. İçbükey aynalar ise güneş ışınlarını bir noktaya yoğunlaştırarak hedeflerin ya da uyduların yanmasını sağlayacak.
‘GüneÅŸ enerjisi silahı’ adı verilen bu proje kod numarası 900163. Proje, gerektiÄŸinde göktaÅŸlarını (meteor) da silah olarak kullanacak
METEOROLOJİ SAVAŞI
Sel operasyonu:
Özel uçaklarca havadan, karadan ya da denizden fırlatılacak füzelerle hedef üzerindeki bulutlara gümüş-nitrat tozu serpilecek. Her parçası toplu iÄŸne başı kadar olan bu parçacıklar bulutu yaÄŸmura çevirecek. Nuh Tufanı’nı andıran yağışlarla hedef sel suları altında kalacak. Hedef selle yokedilecek.
Buzul operasyonu:
Hedefin 17 kilometre üstünde metan ya da karbondioksit bombası patlatılacak. Patlayan bombadan yayılan parçacıklar güneş ışınlarını engelleyecek. Bir anda ısı düşecek. Hedef alanı buz kesecek. Buz devri yaşanacak. Bölgede tüm canlılar donarak ölecek, araçlar buzla kaplanacak.
Ateş fırtınası operasyonu:
Çok güçlü lazer topları çöl kumu ya da toprağı yüksek oranda ısıtacak. Aşırı ısınmış hava yükselecek, suni hortum oluşacak. Kum tipisi düşman ve araçlarını hareket edemez hale getirecek. Hortum, önüne geleni silip süpürecek, ezip geçecek.
Diken operasyonu:
Dikeni andıran minik füzeler, mikrodalgalarla sicim gibi yağmura neden olacak. Minik su tanecikleri radar sistemini etkisiz hale getirecek. Ani gelişecek sis ve yağmur bulutları ile düşman uçaklarının hareket alanı kısıtlanacak. Çakan şimşek, düşen yıldırımlar uçakların havalanmasını engelleyecek. Minik ve uzaktan kumandalı metal parçacıkları, bulutları istenen yöne taşıyacak. Şimşekler çakacak, yağmurlar yağacak, düşman ne olduğunu anlayamadan yaklaşan özel donanımlı uçaklar hedefi bombalayıp yokedecekler.
Su tokmağı operasyonu:
Denizaltında patlatılacak özel bomba suni deniz depremine neden olacak. ‘Tsunami’ olarak da bilinen 30 metre yükseklikte katil dalgalar oluÅŸacak. Dev dalgalar yüzlerce kilometrelik alanda hedef sahil ÅŸeridini tamamiyle yokedecek. Düşman gemileri, denizaltılar, limanlar, deniz üsleri ile yerleÅŸim birimleri dev dalgalarca karton oyuncaklar gibi yutulup yerle bir edilecek.
TABLO 8: UZAY SİSTEMLERİ TEKNOLOJİSİ
Kategori: Bilim