Doğal Ve Yapay Aydınlatma

12 Temmuz 2007



Doğal ve Yapay Aydınlatma

Yeni bir binanın projesini çizdiğinde mimarın ilk vereceği karar kullanılacak ışık kaynağının cinsi ve dolayısıyla uygun aydınlatma üzerine olacaktır. Bu karar projesinin kalbidir, zira bu kararın neticeleri, bina yönlenmesi, inşaat malzemeleri (renk, doku, parlaklık açısından) , mekanik teçhizat, pencereler, katların .-’ yüksekliği,mekanların derinliği ile ilgili sonradan verilecek tercihleri etkileyecektir. Bütün bunların doğru olarak gerçekleşebilmesi için geniş bir aydınlatma bilgisine sahip olunması gerekir.

Gün ışığı ile aydınlatmanın ve suni aydınlatmanın sahip olduğu farklılıkları sayesinde -mimariye önemli bir şekilde pay vermek için her kaynağın sahip olduğu niteliklerin bilinmesi gerekir.

Mimarların mekanları daha derin projelendirmeleri ve. dolayısıyla , camların, büro, okul ve fabrika gibi mekanları tek başlarına aydınlatamamaları sonucu gittikçe daha .fazla sayıda, bilinçli olarak iklimlendirme veya mimari kaygılardan .dolayı az pencereli ve hatta tamamen penceresi mekanlar yapılmaktadır. Roedler, yapılan işin nedenini açıklamaya bile gerek “duymaksızın tamamen gün ışığından yoksun, penceresiz sınıflar inşaa edildiğini söyler.

Acaba böyle tasarımlarda aydınlatmanın sorumluluğunu taşıyanlar gün ışığı ile yapay ışık arasındaki (spektral yapı, sabit aydınlık, seviyesi, monotonluk) gibi farklılıkların bu günkü teknolojik seviye ile çözümlendiğini söyleseler bile, acaba insanın binlerce yıl sonucu adapte olduğu gün ışığının yerini yapay ışık kaynakları alabilir mi?

Her iki ışık kaynağının fiziksel farklılıkları olmasına rağmen, her ikisini de Helmholtz tarafından kurulan fizyolojik optik esaslarına göre algılıyoruz ve her iki ışık türü de birbirinden farklı, birbirinin yerini alamayacak psikolojik duyulanma meydana getirebilmektedirler. Fakat acaba aşağıda bazı çalışmalardan alarak özetleyeceğim gün ışığındaki özellikler, suni aydınlatmada var mıdır?

1986 yazında Kaliforniya, Long Beach’te yapılan 2. Uluslararası gün ışığı aydınlatması ve tasarım konferansında en çok katılım olan oturum “Gür ışığı aydınlatmasındaki psikolojik unsurlar” olarak ifade edilmiştir. Pencerelerin sağladığı görünüm çalışmalarında insanların ilk başta, ot ve ağaç gibi doğal elementler içeren manzaraları, ikinci olarak ta insan içeren .”manzaraları tercih ettiğini göstermektedir. Çalışmalardan hangi şekildeki pencerelerin daha fazla doyum sağladığı konusunda ortak bir görüş çıkmamaktadır.

Bu konferansta Judigh K.Heerwagen, hastanelerde ki pencereli yoğun bakım ünitelerindeki hastaların, penceresiz yoğun bakım ünitelerindekinden daha çabuk iyileştiğini gösteren çalışmalar sunmuştur.

Michigan Üniversitesinde 1965 te yayınlanan “Environmental Case Study” adlı bir yayında benzer bir karşılaştırma yapılmıştır: Penceresiz bir sınıfta okuyan çocuklarla, normal pencereli bir sınıfta okuyan çocuklarla ilgili üç yıllık eğitim programının karşılaştırılması sonucu; ortalamanın üstünde öğrenim seviyesine sahip olmalarına rağmen, penceresiz sınıfa ait çocuklarda verim, pencereli sınıfta okuyan daha vasat çocuklara nazaran düşmektedir.

Yoğun bakım ünitelerinde çalışma yapan Heerwagen, bir binanın içinden doğaya bakmak, yaşamanın doyum (psikolojik)sorunundan da Öte bir şey olduğunu öne sürmüştür. Bu da kanımca ışığın biyolojik boyutu üzerine çalışmalar yapan Hollwic’in çalışmalarıyla açıklanabilir.

Helmholz’dan beri, psikolojinin ve göz tedavi bilimlerinin bütün ders kitaplarında, gözün yalnız tek fonksiyonunun çevrenin, biçim ve rengin gayet hassas bir şekilde aks ettiren, bir kamera gibi kabul edildiği okutulmaktadır diyen F. Hollwich, uzun zaman gözün ikinci fonksiyonun qözardı edildiğini söyler. Bu ikin ci fonksiyon da organizma ve vegetatif sinir sisteminin çevre ile günlük ve de mevsimsel aydınlık oynamalarıyla bağlantılı olmasıdır, Hollwich tarafından görme şeridinin “Enerjetik kısmı” olarak tanımlanan gözün bu ikinci fonksiyonu çevrenin ışık etkilerini organizmaya taşımakta ve böylece insanların doğal gün ışığının günlük açık-koyu değişimi ve güneş ışınımının mevsimsel değişimleri ile bağlantısını kurmaktadır.

Peş peşe araştırmalarla, göz aracılığı ve görme yörüngesinin ener-jetik kısmı ile ilgili ışığın bu etkisi, hayvansal organizmalarda belirlenmiştir. Dışarıdan göz aracılığı ile alçılanan ışık impulsları, görme yörüngesinin enerjetik kısmı üzerinden; su, şeker ve hormon dengesi, kandaki eosinophil hücreler, karaciğeri fonksiyon değişimleri ve böbrek üstü bezlerinin çalışması üzerine etkili olmaktadır.

Konu bu kadar geniş boyutlara ulaştığında, renk biliminin didaktik bölümünde insanı “hiçbir uyarıcıdan ışık kadar etkilenmeyen optik bir yaratık” olarak tanımlayan Goethe’nin sözlerini hatırlamamak imkansız gibidir.

Burada ortaya şu önemli soru çıkmaktadır: Maddelerin kana karışması prosesini veya münferit organ sistemlerinin fonksiyonlarında herhangi bir arıza olması kuşkusu olmadan bir mekanda yapay aydınlatma, gün ışığının yerini alabilir mi? Bugünkü teknolojik seviye göz önüne alındığında şimdilik hayır, ama ileride belki.

Çalışma Yerlerinin Aydınlatılması

Uygun bir aydınlatma, sadece çalışan insan üzerinde olumlu psikolojik etkinin yaratılması için değil, aynı zamanda, randımanın artması ve iş kazalarının önlenmesi bakımından da gereklidir. Işığın yetersiz olduğu kış günlerinde ve iyi aydınlatılmayan iş yerlerinde kaza frekansları yükselmektedir.

Aydınlatma yetersizliğinde, özellikle koyu renkli maddelerle çalışılan işlerde, görme fonksiyonu üzerine ileri derecede yüklenilmesi nedeniyle, kısa bir süre sonra, yorgunluk belirtileri, görme bozuklukları ve baş ağrıları meydana gelir. Özellikle yaşlıların çalıştığı yerlerde, aydınlanma derecesinin optimal düzeyde bulunması gerekir. 60 yaşındaki bir işçinin 20 yaşındaki bir gence nazaran yaklaşık 2-5 katı daha kuvvetli bir aydınlığa ihtiyacı vardır .

Fortuin’e göre, iyi basılmış bir kitabı okumada, 40 yaşındaki bir kişinin aydınlanma ihtiyacı l olarak kabul edilirse, değişik yaşlarda, aynı kitabı okumak için gerekli aydınlanma ihtiyaçları aşağıdaki tabloda verilmiştir:

Aşağıdaki Tabloda Yaş Sınırlarına Göre Aydınlanma İhtiyaçları

Yaş Sınırları

10-20

20-30

30-40

40-50

50-60

Aydınlanma İhtiyacı

0.3-0.5

0.5-0.7

0.7-1.0

1.0-2.0

2.0-5.0

Doğal Aydınlatma (Gün Işığı İle Aydınlatma )

En uygun aydınlatma şeklidir. Endüstride, çeşitli iş şekilleri ve imalat işlemlerinde, pencerelerden ya da çatıdan aydınlatma tekniği ile yeterli aydınlatma sağlayabilir. Böyle bir aydınlatma tercih edildiği zaman, ışığın yönü ve yeğinliği dikkate alınarak, iş istasyonları, makine ve tezgahların yeri iyi seçilmelidir. Gün ışığı ile aydınlatmada, çalışma yüzeylerinde parlamalar olmaması, çalışanların gözlerine doğrudan ve yeğin ışık gelmemesi ve aydınlatma gereksinime göre makine ve işlemlerin yerinin iyi seçilmiş olması gibi temel yaklaşımlar, özenle, ele alınmalıdır.

Endüstride gün ışığı kullanırken temel yaklaşım, bu ışığın tüm işlem alanlarına, olabildiği ölçülerde eşit bir şekilde dağılımını planlamaktır. Bunun için, en uygun aydınlatma yaklaşımının çatıdan aydınlatma olduğu bilinmektedir. Öte yandan pencerelerden gelen ışığın da, zaman zaman dışarı bakan çalışanların gözlerini dinlendirdiği ve dış dünya ile ilişkilerini devam ettirerek, bir açıdan yararlı etkisinin olduğu anımsanmalıdır. Çatıdan aydınlatmalarda, testere tipi çatılarda olduğu gibi, gün ışığının tek bir yönden geldiği düzenlemelerden kaçınılmalıdır.

Gün ışığı ile aydınlatmanın en önemli sorunu, ışık şiddetinin gün boyu değişik düzeylerde olabilmesi ve mevsim değişikliklerinde, önemli yeğinlik farklarının söz konusu olmasıdır. Bu tip aydınlatma projelerinde, normal koşullarda sağlanan aydınlatmanın belli ölçülerde düşüşü normal kabul edilir. İş istasyonlarının ve tezgahların, ışığın yayılma doğrultusuna paralel yerleştirildiği işyerlerinde, aydınlatma düzeyinin yarısına kadar düşmesi pek önemli bir aydınlatma kaybı olarak kabul edilmez. Ancak, temelde, gün ışığı aydınlatması, normal düzeyin % 70′ine indiğinde, daha aşağı bir aydınlatma koşulunun oluşmaması için önlemler alınmalıdır .

Gün ışığı ile aydınlatılan bir işyerinde, daha fazla ışık gereksinimi olan tezgahlar ya da iş istasyonları varsa, bunların yapay ışık kaynakları ile desteklenmesi gerekir. Gün ışığının desteklenmesinde, yapay aydınlatma, sadece gün ışığı yetmezliklerinde kullanılacak bir aydınlatma düzeni olarak düşünülmemelidir. Temel yaklaşım, gün ışığı aydınlatmasının yetersizliklerini dikkate alarak, aydınlatma düzeyinin dengelenmesidir. Bu şekilde bir düzenleme yapılırken, yapay aydınlatmanın ışık etkisinin gün ışığına yakın olmasına ve gün ışığı kadar aydınlatma etkinliği sağlamasına dikkat edilmelidir. Gün ışığının yeterli yapay ışık ile takviyesi, fabrikada kullanılabilir hacim ve alanları arttırır, gölgelenmeleri ve karanlık köşeleri ortadan kaldırır ve yerleşim yönü nedeniyle yeterli gün ışığı sağlanamayan fabrikalarda, aydınlatma düzeyinin optimizasyonuna katkıda bulunur. Kapalı odalarda yapay ışık kullanımı, pencerelerden gelen gün ışığı yetersizliklerini giderdiği gibi, gereksiz parlama ve gölgelenmeleri de ortadan kaldırır.

Bunun dışında doğal gün ışığı aydınlatmadan başka fonksiyonlarada sahiptir. Doğal gün ışığı, çevreye bakış sağlar, günün zamanını belirler ve hava koşullarının anlaşılmasını sağlar.

Gün ışığı ölçülmeye başlandığında hareket noktası yaygın (diffus) gün ışığıdır. Bu ışık gökyüzü bulutlu ve ışık gölgeli alanda ölçüldüğünde elde edilir.

Bir oda aydınlatması dikkate alındığında önemli bir ölçüsü gün ışığı bölümüdür. Bu değer oda içindeki aydınlık şiddetinin oda dışındaki aydınlık şiddetine oranıdır ve aşağıdaki eşitlikle bulunur.

DQ=(Ep/Ea)x 100

Burada:

DQ: gün ışığı sayısı,

Ep: Ölçü noktasındaki Aydınlık şiddeti,

Ea: Üniform olarak kapatıldığında gökyüzüyle aydınlatılan yatay alanın aydınlık şiddetidir.

5 000 lx ile kapı dışındaki aydınlık şiddeti (Ea) için bir minimum değer aşağıdaki çizelgede verilen farklı gün ışığı sayılarındaki aydınlatma ile elde edilir.

Farklı Gün Işığı Sayıları İçin Değerler:

İşyerinde DQ

İşyerinde

Aydınlatma lx

Aydınlatma ihtiyaçları

%3

150

düşük

%6

300

düşük-orta

%10

500

orta

%20

1000

yüksek

Gün ışığı sayısı bir oda içindeki ışık dağılımını belirtmek için kullanılabilir ve pencere boyutlarının hesaplanması ve diğer gün ışığı teminine etkili direkt gün ışığından korunmak için kullanılabilir.

Yüksek gün ışığı sayısı ve ışık dağılımı ile fizyolojik olarak istenen bir özelliktir. Daha yüksek gün ışığı sayısı daha yapay ışık gerektirir. Bu koşul özellikle kışın doğrudur, hele uzun Aralık ayında % 10′ lük bir DQ ile ışık yoğunluğu saat 10:00-14:00 arasında ancak 500 lx lük bir aydınlatmaya ulaşır.

Bu konudaki öneriler aşağıda özetlenmiştir.

Oda içinde DQ değerleri ve dağılımı özellikle pencerelerin konum ve tipine bağlıdır. Aynı zamanda bina çevresi ile duvarların ve diğer oda yüzeylerinin yansıtma özellikleri önemlidir. Pencereler için aşağıdaki önlemler sıralanabilir;

1. Yüksek pencereler ışık girişi için alçak olanlardan daha etkilidir. Pencere başlıkları 30 cm’ den daha derin olmamalıdır.

2. Pencere eşikleri en az masa yüksekliği seviyesinde olmalıdır. Daha düşük eşikler, kışın odaların çabuk soğumasına ve parlamadan dolayı bazı problemlerin ortaya çıkmasına neden olabilir.

3. Pencereden iş yerine mesafe pencere yüksekliğinin 2 katından uzakta olmamalıdır.

4. Toplam pencere alanı döşeme alanının 1/5 kadar olmalıdır. Ancak bu ilke son derece genel bir kuraldır. Koşullara göre değiştirilebilir.

5. Pencere camı vasıtasıyla, ışığın, etkin olarak iletilmesi sağlanmalıdır. Bu durum, gün ışığı aydınlatması için gereklidir. Şeffaf ( saydam ) cam, % 90′dan daha fazla bir şeffaflığa sahiptir. Buzlu cam, cam tuğlaları veya güneş ışığından yayılan sıcaklığı süzmek için kullanılmış cam levhalar, % 30- 70′Iik şeffaflık değerlerine sahiptirler.

6. Direk gün ışığına karşın gün ışığı parlamasına karşın ve ısı radyasyonuna karşın etkili korunma iyi bir görüş ve termik çalışma ortamı için önemlidir. En etkili yöntem pencereyi dışarıdan gölgelemedir. Özellikle uygun yöntem Venetian kör perde ve uzun perdedir. Venetian yöntemi pencere içinde ısı radyasyonuna karşı bir koruma yoktur. Pencere panelleri ayarlı değildir ve kışın ışık geçişini azaltırlar, yazın ise odadan ısı geçişini korurlar. Balkonlar, diğer parçalar problem yaratırlar.

7. Her pencere, güneş ışığını direkt olarak içeriye taşımalıdır ve bütün pencereler, çalışma yerinden gökyüzünü rahatça görebilecek bir konumda olmalıdır

8. Binalar arası mesafe bina yüksekliklerinin iki katı olmalıdır.

9. Mat renkler çalışma odalarında kullanılmalıdır bu şekilde ışık yansıması artar ve gün ışığı sayısı yükselir. Daha yüksek bir gün ışığı sayısı elde etmek için, avlular ve çalışma odaları açık renkte olmalıdır.

Sera Tipi ve Penceresiz Fabrikalar

Modern mimari pencere oranını arttırmaya yönelmiştir. Bazen bir binanın dış yüzeyi tamamen cam ile kaplanmaktadır. Fizyolojik açıdan bina dış yüzeyinin cam ile tamamen kapatılması kışın ısıtma güçlüğü yazın yüksek ısı radyasyonu için güçlük yaratır. Her iki etki oda için ekonomik olumsuzluk ve güç klimatik problemler yaratır. Kış aylarında pencereye yakın çalışma yerinde ısı kaybının etkisi altında yaz aylarında ısı radyasyonundan dolayı aşırı sıcaklık etkisi altında çalışma durumu oluşur. Ancak dış dünyaya daha iyi bir görüş getirir ve daha yoğun gün ışığı alma avantajı yaratır, oda sıcaklığının kontrolü zorlaşır ve daha pahalı olur.

Üstten Aydınlatma .

Büyük binalarda yeterli gün ışığı olmayan bina bölümlerinde tepe ve fan ışıkları bir avantaj olarak kullanılabilir. İlke olarak üsten göz kamaştırma parlamaya karşı aşağıdaki önlemler alınabilir.

1. Çatıdan aydınlatma

Tepe ışıkları camın uzun ekseninin genişliği çalışma yerinin yüksekliğinden az ise geniş düzgün yayılan gün ışığı sayısına DQ’ ya ulaşılır. Bu tip üstten aydınlatmalı atölyelerde yüksek düzeydeki yerleşim için uygundur. Bu şekilde makineler iki taraftan iyi bir aydınlatma olanağına sahip olurlar.

2. Çatı sırtı tepe ışıkları

Bu tip aydınlatma üretim hollerinde çatının merkez hattına cam konstrüksiyon yerleştirilerek yapılır. Bu tip aydınlatma yöntemi yüksek hollerde ve merkezden aydınlatma gerektiren yerler için uygundur.

3. Balık sırtı çatı tipi aydınlatma (Hollanda tipi çatı)

Bu tip yerlerde aydınlatma tepe lambalarının pencere üzerine eğimli yerleşimi ile sağlanır. Bu tip bir düzenleme dış duvarlarda oldukça fazla gün ışığı sağlar, fakat parlama tehlikesi yaratır ve merkezi odaya çok az gün ışığı sağlar.

4. Hangar çatı tipi aydınlatma

Bu tip ortamlarda çatı tamamen saydamdır ve tüm alanı kapatır. Çatı kural olarak; kuzey tarafı 60° güney 30° eğimlidir. Bu tip düzenlemelerde çok uygun gün ışığı DQ sağlanır. Bu tip yapılar, özellikle geniş fabrikalar için önerilir.

Yapay Aydınlatma

Gün ışığından yeter derecede faydalanılamayan yerlerde, çalışma koşullarına uygun yapay aydınlatmaya başvurulur. Son yıllarda, bazı işletmeler, pencereleri ortadan kaldırmış, klimalı ve sadece yapay aydınlatma sistemi ile ışıklandırılmış kapalı bir çalışma sistemini benimsemişlerdir. Böyle bir tercihin başlıca nedeni, bu sistemin ileri derecede homojen çalışma koşulları sağlamasıdır. Fakat, doğal ışığın küçümsenmeyecek derecede olumlu psikolojik etkileri olduğu unutulmamalıdır. İnsanda doğal aydınlığa karşı gerçek bir ihtiyaç mevcuttur. Doğal ışığın bu önemi, gece ve gündüzleri, aylarca devam eden kutup bölgelerinde açık olarak görülür. Bu bölgelere giden araştırma gruplarının raporlarında, daima, doğal ışık eksikliğine ve meydana getirdiği zararlı etkilere değinilmiştir. Kutup bölgelerinin, yerleşim bölgeleri olarak kullanılmamasının başlıca nedeni, soğuktan çok, sürekli bir karanlığın aylarca devam etmesidir.

Yapay aydınlatma ile büro ve atölyelerin ışıklandırılması, yapılan işin türüne ve odalarına büyüklüğüne göre üç şekilde yapılabilir:

1. Genel Aydınlatma.

2. Genel aydınlatma ile desteklenen kısmi aydınlatma.

3. Kısmi aydınlatma.

1. Genel Aydınlatma : Genel aydınlatma, bürolar ve çalışma yerlerinin sabit olmadığı atölyeler için elverişlidir. Bu tür aydınlatma düzeninde, çalışma yeri farkı gözetilmeden, tüm oda (ya da atölye) aynı düzeyde ve aynı biçimde aydınlatılır.

Genel aydınlatmada lambalar, olanaklar elverdiği ölçülerde yükseğe yerleştirilir. Böylece, göz kamaşmasının önüne geçildiği gibi, ışınların odanın her tarafına yayılması da sağlanmış olur. Lambaların yükseğe yerleştirilmesinin, çalışma yüzeyindeki aydınlık yeğinliğini azaltacağı zannedilir. Oysa, komşu lambalardan gelen ışınlar bu kaybı fazlasıyla karşılar.

Genel aydınlatmada, iki lamba arasındaki uzaklık, lambaların çalışma yüzeyine olan yüksekliğiyle orantılı olmalıdır. Özellikle, tekdüze bir aydınlatmanın gerekli olduğu çalışma yerlerinde, bu orana önem verilmelidir, iki lamba arasındaki uzaklık, lambanın çalışma yüzeyinden yüksekliğinin 1.5 katını aşmamalıdır

Aydınlatmada tekdüzelik, lambalar arasındaki uzaklık küçüldükçe iyileşir. Bu nedenle tekdüzeliğin arandığı işyerlerinde, çok sayıda, küçük, güçlü lamba kullanmak gerekir. Tekdüzeliğin önemli olmadığı işyerlerinde ise, az sayıda, büyük, güçlü lamba kullanmak, bakım masraflarını azaltacağından, daha ekonomik olacaktır.

2. Genel Aydınlatma ile Desteklenen Kısmi Aydınlatma: Bu tür aydınlatma düzeninde, çalışma yerleri, özel olarak aydınlatılır. Ayrıca, işyerinin tümünü kapsayan genel aydınlatma vardır

Bu tür aydınlatma düzeni, yüksek bir aydınlatma düzeyinin atölyenin tümü için gerekli olmadığı, ancak bazı çalışma yerlerinde güçlü aydınlatmaya gereksinme duyulduğu işyerleri için elverişlidir. Örneğin, büyük boyutlu, kaba işlerin yapıldığı bir atölyede, bazı çalışma yerlerinde, küçük boyutlu, duyarlı işler yapılıyorsa, yalnızca bu çalışma yerleri yüksek düzeyde aydınlatılır. Kural olarak, atölyenin tümündeki aydınlık düzeyi, yöresel olarak aydınlatılan çalışma yerlerinin aydınlığının kare kökünden düşük olmamalıdır.

3. Kısmi Aydınlatma : Bu tür aydınlatma düzeni güçlü bir aydınlatmaya gereksinme duyulan çalışma yerleri için elverişlidir. Bir atölyenin tümünü, yüksek düzeyde aydınlatmak çok fazla masraflı olacağından, yalnızca çalışma yerlerinin, kısmi olarak aydınlatılması yeğlenir.

a. Atölyelerin Aydınlatılması : Bir atölye kısmi olarak aydınlatılmak istendiğinde, lamba yüksekliğiyle lambalar arası uzaklık arasındaki orana özen göstermek gerekli değildir. Çalışma yerleri değişik aralıklarla yerleştirildiği için, ışıklık yerleri de ona göre ayarlanmalıdır

i.Tezgahların Aydınlatılması :Tezgahlar değişik biçimlerde aydınlatılırlar Çalışılan iş, tezgah üzerine yatay olarak yerleştirilmiş ve ışıklar alçağa asılmışsa, en uygun ışıktık sıralanışı, (a) şeklindeki gibidir. Ancak, bu düzenlemede ışıklığın alt ucunun, çalışanın bakış çizgisinin altında olmasına özen gösterilmelidir

ii.Düşey Panoların Aydınlatılması : Düşey olarak yerleştirilmiş parlak panoların, camlı göstergelerin üzerinde, görmeyi zorlaştıran parazit yansımaların oluşmaması için, ışıklıkların yeterli yüksekliğe yerleştirilmeleri yararlı olur.

b. Büroların Aydınlatılması : Büro çalışmasının yapıldığı odalar tekdüze aydınlatılır. Bu nedenle lambalar arası uzaklığın, lambanın masadan yüksekliğinin 1.5 katını aşmaması gerekir. Ayrıca ışıklık yerleri, çalışma masalarının konumuna göre saptanır. Buna, istenmeyen yansımaları gidermek için özen göstermelidir. Özellikle kurşun kalemle yapılan çalışmalarda, parazit yansımalar, kurşun kalem iziyle beyaz kağıt arasındaki kontrastı azaltarak, bazen tamamen ortadan kaldırarak, görmeyi önemli ölçüde aksatır. Önden gelen ışınlar, bu tür istenmeyen yansımalara neden olur. Eğer masa yüzeyi de parlaksa bu yansımalar görmeyi oldukça güçleştirir. Bu nedenle ışıklıkların, çalışma masalarının yan kenarlarına paralel olarak yerleştirilmesi öğütlenir. Birçok masanın yerleştirildiği büyük boyutlu bürolarda masaların, yan yana sıralanmış ışıklıkların tam arasına gelecek şekilde yerleştirilmeleri doğru olur.

Dikey çizim masalarında en uygun aydınlatma, pencere kenarına dikey, çizim masasının üst kenarına paralel olarak yerleştirilen ışıklıklarla gerçekleştirilir. Böylece istenmeyen yansımaların, çizimcinin görüş alanının dışına çıkması sağlanmış olur.

Kategori: Bilim


Rasgele...


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy