Tabloa:bunlar Maddeyi Oluşturan Temel Parçacıklardır.parçacıkların Bazı Fiz

12 Temmuz 2007



TabloA:Bunlar maddeyi oluşturan temel parçacıklardır.Parçacıkların bazı fiziksel özelliklerini belirten renk ve koku tanımlarının parçacık fiziğinde günlük yaşamdakinden farklı teknik anlamları vardır.Parçacıkların kütleleri birbirinden oldukça farklıdır ve kolaylık sağlaması bakımından 1 birim olarak alınan protonun kütlesine göre verilmiştir.Elektrik yükü de protonunkine göre belirlenmiştir.(? ve t parçacıklarının henüz doğrudan gözlemlenememiştir, ama varlıklarına ilişkin güçlü belirtiler bulunmaktadır.)Her parçacığın, elektrik yükü, rengi ve kokusu ters işaretli olan bir karşıt parçacığı vardır;karşıt parçacıklar ayrıca listeye alınmamıştır.

KARŞIT PARÇACIKLAR

Kuvantum kuramının geliştirilmesinden kısa bir süre sonra, 1930’ların başlarında kuramsal fizikçi P.A.M Dirac karşıt parçacıkların olduğunu öne sürdü.Her temel parçacık için kütlesi aynı, ama elektrik yükü (ve herhangi bir başka yükü) ters işaretli olan bir başka parçacığın bulunması gerekiyordu.Bugün bu varsayım kanıtlanarak doğrulanmıştır.Örneğin, elektronun karşıt parçacığı pozitron, protonunki karşı proton (ya da antiproton) ve kuvarkınki karşıt kuvarktır (ya da antikuvark).

ATOM PARÇACIKLARININ ÖZELLİKLERİ

Her atom parçacığının bazı ayırt edici özelliği vardır.Bu özelliklerin başlıcaları kütle, elektrik yükü, bakışım, renk ve kokudur.

KÜTLE VE ELEKTRİK YÜKÜ

Her temel parçacığın bir özgül kütlesi vardır.Parçacıkların kütleleri birbirinden çok farklı olabilmekte, ana bunun nedeni henüz bilinmemektedir.Parçacıkların bilinen bir başka özelliği de elektrik yükleridir.Bozonlar ile leptonların elektrik yükü elektronunkiyle aynı (-1) olabileceği gibi, bozonlarınki bunun tam ters işaretlisi de (+1) olabilir.Nötron ya da nötrino gibi yüksüz (nötr) bozonlar ve leptonlar da vardır.Kuvarkların elektrik yükü ise -2/3’tür.

BAKIŞIM

Herhangi bir madde üzerinde yapılabilen ve maddede değişikliğe yol açmayan bir işlem varsa, o maddenin bakışımlı olduğu söylenir.Örneğim bir dairenin, merkezinden geçen ve ona dik olarak geçen çizginin çevresinde döndürülmüş olup olmadığı belirlenemez.Benzer biçimde, bir eşkenar üçgen merkezinden dik olarak çıkan bir çizginin .evresinde 120 derece döndürülürse üçgenin görünümünde herhangi bir değişiklik olmaz.Matematikçiler, çeşitli sistemlere uygulandığında bunlarda herhangi bir değişikliğe yol açmayan işlemleri genelleştirmiş ve sınıflandırmışlardır;buna gruplar kuramı denir.Eğer bazı maddeler üzerinde, bu maddelerde ve aralarındaki ilişkilerde bir değişikliğe neden olmadan uygulanabilecek bir işlemler kümesi varsa, bu kümeye bakışım grubu denir.Bu maddelerin bakışım işlemleri altında birbirlerine dönüştükleri söylenir.Bakışım gruplarının çeşitli adları vardır;doğadaki kuvvetlerin ve parçacıkların nasıl düzenlenmiş olduklarının açıklanması bakımından özel önem taşıyan bazı özel bakışım grupları SU(N) grupları olarak adlandırılır.Buradaki N, bakışım işlemlerinin uygulanabileceği temel madde sayısını gösterir.

Bakışım olgusunu gösteren bu çizimde görülen her üç cisim de, merkezlerinden geçen, sayfaya dik bir eksenin çevresinde 120 derece döndürüldüklerinde kendisine dönüşür,yani görünümlerinde hiçbir değişiklik olmaz.(b) ve (c) cisimleri, aynı merkez üzerine oturmuş iki

Tane (a) cisminden oluşur.Aynı bakışıma sahip daha karmaşık birçok başka düzen kurulabilir.(c) cismi daha az bakışımlı olmakla birlikte, öbür ikisi için belirtilen temel bakışıma sahiptir.

Fizikçiler parçacıkları ve bunların arasındaki etkileşimleri belirleyen yasaların belirli işlem kümeleri altında değişmediğini saptamışlardır.Özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra keşfedilen parçacıkların, SU(3) bakışım grubu işlemleri altında birbirine dönüşen kümeler oluşturduğu ortaya çıkmıştır.Ama, gözlemlenen parçacık kümeleri, olanaklı en basit maddeler kümesi değildir.Bu durum yukarıdaki çizimde gösterilmiştir.Gözlemlenen parçacıklar çizimdeki (b) ve (c) şekillerinin köşelerindeki gibidir ve 120 derecelik döndürmeler yapıldıkça doğa yasaları değişmemiş, böylece birçok parçacık kümesi çok basit şekilde gözlemlenebilmiştir.Ama (a) şeklinin köşelerinde yer alan en basit küme gözlemlenememiştir.

1964’te Murray Gell-Mann ve George Zweig, birbirlerinden bağımsız olarak, proton,nötron ve keşfedilmiş birçok parçacığı da içermek üzere tüm hadronların çizimdeki (a) şekline benzer bir başka madde düzeyinden oluştuğunu ileri sürdüler;bu madde Gell-Mann’ın önerisi uyarınca kuvark olarak adlandırıldı.Kuvarklar ayrıca, “koku” denen fiziksel özelliklerine göre u,d ve s kuvarkları olarak ayrıldı.(Kuvark sözcüğü James Joyce’un Finnegans Wake adlı romanında geçen bir cümleden alınmıştı.)

Daha sonraki fizikçilerin de çalışmalarında benzer sonuçlara varması Gell-Mann ve Zweig’ın görüşünün doğrulanmasına ve kuvarkların kuvvetli etkileşime giren temel parçacıklar olarak kabul edilmesine yol açtı.Örneğin 1960’ların sonlarında ABD’nin California eyaletindeki Stanford Doğrusal Hızlandırıcı Merkezi’nde gerçekleştirilen bir deney sonucunda protonların ve nötronların kuvarklardan oluştuğu kanısı kesinleşti.Bu deneyde araştırmacılar Ernest Rutherfod’un atom çekirdeğini keşfetmesini sağlayan tekniğin bir benzerini uyguladılar.Bir kez protonlara çok yüksek enerjili elektronlar çarptırıldı ve şaşılacak kadar çok sayıda elektronun doğrudan protonların arasından geçmek yerine, büyük açılarla geri yansıdığı görüldü.Dikkatle sürdürülen incelemelerin ardından da protonların temelde üç noktamsı parçacıktan, yani kuvarklardan oluştuğunun kabul edilmesi gerektiği sonucuna varıldı.(Bu deney sırasında ayrıca, kuvarkları birleştirerek protonun oluşmasını sağlayan ve glüon denen parçacıkların varlığına ilişkin kanıtlar da elde edildi.)

Bilim adamlarının maddenin kuvarklardan oluştuğuna inanmalarını sağlayan başka nedenler de vardır.Bunlardan biri, kuvarkların proton,nötron ve öbür hadron türlerini oluştururken ancak belirli sayısal birleşimlerde bir araya geldiklerinin anlaşılmış olmasıdır.Protonlar ve nötronlar üç kuvarktan, mezonlar ise tıpkı pionlar gibi kuvark-karşıt kuvark çiftlerinden oluşur.kuramın geçerli olabilmesi için ancak belirli hadron biçimlerinin bulunması, bazılarının ise bulunmaması gerekir ve her iki koşul da sağlanmıştır.Bir başka neden de kuvarkların hem kuvvetli, hem de zayıf etkileşimlere nasıl girdiğini tanımlayan kuramların pek çok önemli deneyi doyurucu biçimde açıklayabilmesidir.

İki kuvark arasında glüon alışverişi

Geçmişte maddenin yapısı araştırılırken ulaşılan her aşamada, keşfedilen yeni parçacığın da bir iç yapısı olduğunu düşündüren ipuçları elde ediliyordu.Örneğin, proton keşfedildiğinde bu parçacığın magnetik alanlarla noktamsı bir parçacıktan beklenen biçimde etkileşime girmediği görülmüş ve üzerine çarptırılan elektronları saçılıma uğratınca da bir iç yapısı olduğu anlaşılmıştı.Oysa çok yakınlarına kadar ulaşılıp imcelenmelerine karşın kuvarkların ve leptonların bir içi yapısı olduğunu gösteren herhangi bir belirtiye rastlanmamıştır.

Kuvarkların bu bakımdan çok önemli olabilecek bir başka özelliği daha vardır.Çok çeşitli şekillerde gözlemlenebilmelerine karşın, bu parçacıkların yalın halde ayrılıp elde edilemeyeceğine inanılmaktadır.Bilindiği kadarıyla bu parçacıkları bir arada tutan kuvvet, aralarındaki uzaklık artsa bile sabit kalır ve bu yüzden bir çift kuvarkı birbirinden ayırmak için gittikçe daha fazla enerjiye gereksinim duyulur.Ama sisteme yüklenen enerji belirli bir düzeye ulaştığında bu kez sistem bir kuvark-karşıt kuvark çifti oluşturur.Bu durumda da sistemden ancak qqq ya da qq birleşimleri çıkar;bu birleşimler ise normal hadronlardan başka bir şey değildir.Kuvarkların ayrılamayacağı ve yalnızca hadronları oluşturan birleşimlerinin görülebileceği tezine sınırlanma denir.Maddenin bölünebilirliğine ilişkin tarihsel problemin yeni çözümü belki de bu sınırlanma ilkesidir.Gelecekte yapılacak deneyler maddenin daha ileri düzeylerinin olup olmadığını ortaya çıkaracaktır, ama bilim tarihte ilk kez maddenin en temel ve parçalanamaz bileşenlerine ulaşmış gibi görünüyor.

KİLOMETRE TAŞLARI

1896-RADYOAKTİFLİK BULUNDU.

1898-POLONYUM,SONRA RADYUM (P. VE M. CURİE), ALFA VE BETA IŞINLARI (ERNEST RUTHERFORD) BULUNDU.

1900-ELEKTROMANYETİK YAPIDA OLAN GAMMA IŞINLARI BULUNDU(P.VİLLA-

RD).

1911-İZOTOP KAVRAMI ORTAYA ÇIKTI (AYNI FİZİKSEL VE KİMYASAL ÖZELLİKLERE SAHİP AMA ATOM KÜTLELERİ FARKLI ELEMETLER).

1932-NÖTRON KEŞFEDİLDİ (J. CHADWİCK).

1932-W. PAULİ VE E. FERMİ BETA RADYOAKTİFLİĞİNİN YANI SIRA NÖTRİNO DENEN ÇOK GİRİŞKEN YÜKSÜZ BİR PARÇACIĞIN DA YAYOMLANDIĞINI KANITLADI.

1934-J.F. VE I. JOLİOT-CURİE YAPAY RADYOAKTİFLİĞİ VE ß+RADYOAKTİFLİĞİ-

Nİ BULDU.

1935-NÜKLEER KUVVETİN “MEZON” KURAMI (YUKAVA).

1938-NÜKLEER PARÇALANMA (FİSYON) BULUNDU

1970- AĞIR İYON HIZLANDIRICILARI, ÇEKİRDEKLERİN KARARLILIK KOŞULLA-

RINI ARAŞTIRMAYA İMKAN VERİLDİ.

RADYOAKTİFLİK

Biraz tesadüf eseri biraz da özenli gözlemci nitelikleri sayesinde Becquerel, 1896 yılında radyoaktifliği buldu.Nitekim, atom çekirdeklerinin tamamının kararlı olmadığını gösterdi:bunlardan, radyoaktif denilen bazı girişken ışınlar biçiminde küçük parçacıklar fırlatıyor, böyle bir yayımdan sonra atomlar yapılarını değiştiriyordu.

Doğal radyoaktif cisimlerin araştırılması ve özelliklerinin incelenmesi XX. yüzyılın başında gelişti.Bu dönemin en önemli olayı 1898’de, P. Ve M. Curie tarafından radyumun bulunmasıydı.Kısa sürede üç radyoaktiflik türünün (alfa,beta,gamma) bulunduğu ve bunların her birine ilgili atom çekirdeklerinde farklı bir dönüşümün gelişme ettiği anlaşıldı.Radyoaktifliğin incelenmesi ve aynı zamanda, oluşturduğu ışınların kullanılması, atom çekirdeklerinin yapısının anlaşılmasına önemli ölçüde yardımcı oldu.Ayrıca çekirdekleri alfa ışınlarıyla bombardıman eden I. Ve J. F. Joliot-Curie, yeni radyoaktif çekirdeklerin oluşmasını sağladılar.

Tekil kuvarklar (daireler) oluşturdukları parçacıklardan ayrılamaz.Gösterimi basitleştirmek için yan yana konmuş üç kuvarktan oluşan bir proton düşünün (a).Şimdi kuvarklardan birini çekip ayırmayı düşünün (b).Bunun için bir ek enerjiye gereksinim vardır.Kuvarklar arasındaki kuvvetli etkileşimi taşıyan glüonları tespit eden çizgiyi (bükülü şerit) uzatalım.Bir kuvark-karşıt kuvark çiftini oluşturmaya yetecek kadar enerji sağlandığında bu gerçekleşecektir (c).Bu durumda yeni çiftteki kuvark öbür kuvarkların yanına geçip bir proton;karşıt kuvark ile kuvark ise bir pion oluşturacaktır.Böylece yalnızca protonlar ve pionlar gibi olağan hadronlar üretilmiş olacaktır (d).

RENK VE KOKU

Parçacıkları iki başka özelliği daha vardır.Bunlar günlük yaşamda duyumsadıklarımızla pek ilgili olmasa da, “renk” ve “koku” olarak tanımlanmıştır.Renk ve koku parçacıkların bu özelliklerinin işleyişinden yola çıkılarak verilmiş adlardır, ama günlük kullanımdakinden çok farklı teknik anlamlar taşır.

Elektrik yükü ile elektromagnetik kuvvet arasında nasıl bir ilişki varsa, renk ile kuvarkları birbirine bağlayan kuvvetli etkileşim arasında da öyle bir ilişki vardır.Elektrik yüklü parçacıklar elektrik alanları ve magnetik alanlar oluştururlar ve foton alışverişi gerçekleştirirler.Kuvarklar elektrik yükünün yanı sıra renk yükü taşırlar ve glüon alışverişi gerçekleştirirler;her kuvarkın üç rengi olabilir ve renk bakışımı bir SU(3) grubudur.Glüonlar da renk yükü taşır, ama fotonlar elektrik yükü taşımazlar;dolayısıyla renk kuvveti elektrik kuvvetinden daha değişik ve daha karmaşıktır.Renkli glüonlar kuvvetli etkileşimleri iletir ve renk yükü taşıyan her şeyle etkileşime girerler.Kuvarklar kırmızı, mavi ve yeşil renklerde;karşıt kuvarklar ise eksi kırmızı, eksi mavi ve eksi yeşil renklerde olabilirler.Bilinen tüm hadronlar ya üç kuvarktan ya da kuvark-karşıt kuvark çiftlerinden oluşur.Birinci durumda, kuvarklar ancak olanaklı her renkten eşit sayıda olmak üzere bir araya gelebildiklerinden, üç ayrı renkli üç kuvark bir renksiz parçacık (proton,nötron) oluşturur;ikinci durumda ise renkler ise renkler birbirini götürür ve gene bir renksiz parçacık (pion) ortaya çıkar.Renklerin bir başka biçimde bir araya gelerek beyaz (renksiz) oluşturmaları olanaksızdır.

Renk özelliğiyle hemen görülemeyen benzerlikleri bulunabilirse de, koku renkten farklı bir özelliktir.Bugüne değin altı tür lepton (yani altı lepton kokusu) ve altı tür kuvark (altı kuvark kokusu) saptanmıştır.Lepton kokularından üçü –1 elektrik yüklüdür.Ağırlık bakımından ikinci sırada gelene mü ya da mü on (Yunanca µ harfiyle gösterilir), en ağırına ise tau (Yunanca ? ile gösterilir) denir.Kütleleri ve kütleye bağlı öbür etkileri dışta tutulursa, µ ve ? parçacıkları esas olarak elektron gibi davranırlar;ama onları elektrondan ayıran bir özellikleri vardır.Bu tek ayrı özellik onların enerji salıp elektronlara dönüşmelerini engeller (oysa yalnızca birer elektron olsalardı dönüşürlerdi).Bu parçacıkları farklı özelliği kokudur.Elektron,müon ve taunun üçünün de kendi ayrı nötrinosu, yani üç ayrı nötrino kokusu vardır.Bugüne değin yapılan deneyler bu üç nötrino türünün birbirinden farklı olmadığını göstermiştir.Bir elektron nötrinosu etkileşime girdiğinde her zaman bir elektron oluşturur, hiçbir zaman bir müon yada tau parçacığı oluşturmaz ve bir müon nötrinosu etkileşime girdiğinde her zaman bir müon oluşturur, hiçbir zaman bir elektron ya da tau parçacığı oluşturmaz;ama bu olgunun aralarındaki benzerliği değiştirdiği kabul edilmez.(Tau parçacığı deneysel olarak saptanamamış, ama varlığı dolaylı olarak kanıtlanmıştır)

Kuvarklar için de durum aynıdır.Altı kuvark kokusu vardır;bunlardan üçünün elektrik yükü 2/3, üçünün ise –1/3’tür.En hafif kuvarklar çift halinde bulunan yukarı (up,simgesi u) ve aşağı (down,simgesi d) kuvarklardır.Bunların ardından acayip (strange,simgesi s) kuvarklar bulunmuş ve keşif sırasında olağandışı, acayip davranışlar gösteren parçacıklara rastlandığı için bu adla anılmıştır.Acayip kuvarkın içinde yer aldığı çiftin öbür üyesi büyülü (charmed,simgesi c) kuvarktır.Özellikleri kuramsal olarak önceden belirlenmiş olan büyülü kuvarkın 1974’te keşfedilmesi, fizikçilerin büyük bölümünü parçacıklara ve bunların etkileşimlerine ilişkin modern kuramların özünde doğru olduğuna inandırmıştır.Bu büyülü baryon, kabarcık odası ve özel fotoğraf yöntemleri yardımıyla bulunmuştur.Üçüncü kuvark çiftini ise, üst (top,simgesi t) ve alt (bottom,simgesi b) kuvarklar oluşturur.Alt kuvarklar 1977’de ortaya çıkarılmış, üst kuvark ise henüz doğrudan gözlemlenememiştir, ama bunların varlığını gösteren dolaylı kanıtlar çok güçlüdür (zayıf etkileşimler kuramına göre, t kuvarkı olmasaydı, buket kuvarkı daha farklı davranırdı).Üst kuvarkın gözlemlenememesi, var olan parçacık hızlandırıcılarıyla üretilemeyecek kadar ağır olmasına bağlanmaktadır.

Bu anlatılanlar temelinde kuvarklar da üç çift halinde ayrılabilir:

( ), ( ), ( ).

Burada da çiftlerin üst ve alt üyelerini zayıf etkileşimler birbirine bağlar, ama çiftleri birbirine bağlayan, bilinen herhangi bir etkileşim yoktur.Bozonların özellikleri aşağıdaki tabloda verilmiştir.

Bozon

Spin

Elektrik

Yükü

Kütle

Renkle

Etkileşim

Elektrik

Yüküyle

Etkileşim

Koku

Değişimi

Rolü

8 glüon

-1

4/3

-1/3

yaklaşık 80

yaklaşık 80

yaklaşık 90

yaklaşık 10

yaklaşık 10

hayır

evet

hayır

hayır

hayır

evet

evet

evet

hayır

evet

evet

evet

evet

evet

hayır

hayır

evet

evet

hayır

evet

evet

Elektromagnetik kuvvet iletir.

Kuvvetli etkileşim iletir.

Zayıf etkileşim iletir.

Zayıf etkileşim iletir.

Zayıf etkileşim iletir.

Birleşik alan kuramlarında

öngörülür ve foton bozunmasına aracılık ettiği varsayılır.

Tablo B:Bozonlar doğadaki bilinen kuvvetleri iletirler ve aynı zamanda kuvarkları ve leptonları birbirine bağlayarak çeşitli madde biçimlerinin oluşmasını sağlarlar.Foton ve glüon gözlemlenmiştir;taşıyıcı mezonların ise etkileri belirlenmemiştir.X ve Y parçacıkları birleşik alan kuramlarında öngörülmüştür.Parçacıkların bazı fiziksel özelliklerini belirten renk ve koku tanımlarının parçacık fiziğinde günlük yaşamdakinden farklı teknik anlamları vardır.Parçacıkların kütlesi birbirinden oldukça farklıdır ve kolaylık sağlaması bakımından 1 birim olarak alınan protonun kütlesine göre verilmiştir.Elektrik yükü de protonunkine göre belirlenmiştir.

Şimdi atom modellerini görelim. 

ATOM MODELLERİ:

DALTON ATOM MODELİ :

1- Madde, atom denilen içleri dolu bölünemeyen taneciklerden oluşmuştur. 

2- Aynı elementin atomları büyüklük yönünden birbirinin aynı, farklı elementlerin atomları tamamen birbirinden farklıdır. 

3- Tepkimelerde atomlar korunur. 

4-Atomların birleşmeleri sonunda moleküller oluşur.

THOMSON ATOM MODELİ :

Thomson, maddenin düzgün olarak dağıtılmış pozitif yükler ve aralarına serpiştirilmiş negatif yüklerden oluştuğunu ifade etmiştir. Bu yönüyle madde atomu üzümlü keke benzetilebilir. Kek pozitif yük, üzümler ise elektronlardır.

RUTHERFORD ATOM MODELİ :

Merkezde kütlesi çok büyük bir çekirdek ve etrafında belirli yörüngelerde dolanan elektronlardan oluşmuştur. Bu görüşün yetersizliği ise; Elektronun neden çekirdeğe düşmediği yada atomdan fırlayıp gitmediği sorusunun cevapsız kalmasıdır. 

 BOHR ATOM MODELİ :

Bohr atom modeli, elektronların çekirdekten herhangi bir uzaklıkta bulunan tek bir yörüngede değil, belirli yörüngede olduğunu belirtir. Bir elektronun bulunduğu yer elektronun sahip olduğu enerjiye bağlıdır. Bu enerji düzeyleri çekirdeğe yakın olandan uzağa doğru 1,2,3…. gibi numaralar verilerek gösterilir. Enerji düzeylerinin enerjisi çekirdeğe yaklaştıkça azalır, uzaklaştıkça artar. Elektron bir üst enerji seviyesine enerji verilerek uyarılır ve enerji kesilirse elektron eski yerine gelir ve bu arada aldığı enerjiyi ışık şeklinde yayar. 

Atomun temel parçacıkları proton , nötron ve elektronlardır. Protonlar ve nötronlar atomun kütlesini oluşturup çekirdekte bulunurlarken, kütlesi yok denilecek kadar az olan elektronlar, çekirdeğin etrafındaki belirli yörüngelerde çok hızlı bir şekilde dönerler.

 Bir atomda kütle numarası,atom numarası ve atomun yükü yandaki şekilde olduğu gibi gösterilir.

Bir atomun çekirdeğindeki proton sayısı ile nötron sayısının toplamı kütle numarasını verir. Elektronun kütlesi proton ve nötronun yanında çok küçük olduğundan ihmal edilir.

Atomun çekirdeğinde kaç tane pozitif yük varsa etrafında da o kadar negatif yük olmalı ki atom nötr olsun . Protonlar (+) yüklü, nötronlar yüksüz ve elektronlar (-) yüklü tanecikler olduğuna göre nötr atomlarda proton sayısı daima elektron sayısına eşit olmalıdır. Proton sayısı aynı zamanda çekirdek yükünün bir ifadesidir.

Atom no = proton sayısı = elektron sayısı (nötr atomlarda) = çekirdek yükü

 Elektron dizilimi şekildeki gibi gösterilebilir.

İzotop Atomlar:  Atom numaraları aynı kütle numaraları farklı ya da proton sayıları aynı nötron sayıları farklı olan atomlara bir birinin izotopu atomlar denir. İzotop atomların kimyasal özellikleri aynı olduğu halde fiziksel özellikleri farklıdır.

İzotopu olan elementin atomik kütlesi, izotoplarının tabiattaki yüzdeleriyle doğru orantılı olarak, onların bir ortalamasıdır. 

Allotrop atomlar : Aynı elementin uzayda farklı şekilde dizilerek farklı geometrik şeklindeki kristallerine allotrop denir. Örneğin grafitle elmas, beyaz fosforla kırmızı fosfor, rombik kükürtle monoklinik kükürt, ozon ile oksijen birbirinin allotropudur. Allotropların fiziksel özellikleri farklı olduğu halde kimyasal özellikleri aynıdır. 

İzoton : Nötron sayıları eşit olan atomlara birbirinin izotonu denir.

İzobar:  Kütle numaraları aynı atom numaraları farklı olan atomlara izobar atomlar denir. 

İzoelektronik:  Elektron sayıları bir birine eşit olan atomlardır.

İZOTOP ATOMLAR

1910 yılında F. Saddy (sadi) radyoaktif çalışmaları yaparken uranyum atomunun farklı kütleli atomlarını bulmuş bu atomlara izotop atomları adını vermiştir.1912’de J.J. Thamson neon atomlarıyla çalışırken kimyasal özellikleri aynı kütleleri çok az farklı iki tür neon atomu bulabileceğinden şüphelenmişti.

Thamson’la birlikte çalışan F. Astan (astır) kütle spektrometresi denilen aletle pozitif yüklü neon iyonlarını kütlelerine ayırmayı başardı.Astan doğadaki her on neon atomundan dokuzunun kütle numarasının 22 olduğunu gösterdi.Bu şekilde aynı elementin farklı kütleli atomlarının yani izotoplarının varlığı anlaşıldı.Bir elementin bütün atomlarının proton sayıları aynı olduğuna göre atomların kütlelerindeki farklılık nötron sayılarındaki farklılıktan ileri gelir.O halde izotoplar proton sayıları aynı nötron sayıları farklı atomlardır.Diğer bir deyişle izotopların atom numaraları aynı kütle numaraları farklıdır.İzotopların kimyasal özellikleri aynı fiziksek özellikleri farklıdır.

İzotopları olan bir elementin ortalama atom kütlesi izotoplarının atom kütlelerinin ağırlıklı ortalamasıdır.Yani tüm izotoplarının bulunma yüzdeleri ile kütle numaralarının çarpımlarının toplamına eşittir.

Fosfor,sodyum,alüminyum,mangan,iyot ve altın gibi bazı elementlerin doğada kararlı izotopları yoktur.

Günümüzde izotopları mineral,kayaç ve fosillerin yaş tayininde, tıpta organ sintigrafisinde, kanser tedavisinde, bakterilerin öldürülmesi ve yiyeceklerin korunmasında, endüstride metallerin inceltilmesinde, petrol yataklarının belirlenmesinde kullanılmaktadır.

İzotopların uygulama alanı çok geniştir.Kimyada,biyokimyada,tarımda “izleyici” denen izotoplarla markalanmış gerek kütle sayıları gerek radyoaktif özellikleriyle algılanabilen moleküllerin kullanımı, bir çok mekanizmanın aydınlanmasını sağladı.Çekirdek fiziğinde bir elementin izotopları birbirinden tümüyle farklı davranışlar gösterir.İzotopların gerek çalışmalarda gerek araştırmalarda ve gerek nükleer enerjide gittikçe artan kullanımı, bunları hazırlama ya da doğal elementin sağladığı karışımlardan zenginleştirme yoluyla elde etme konusunda geniş çalışmalar yapılmasına yol açtı.Kimi izotoplar özellikle radyoaktif izotopları kararlı elementleri reaktörlerde ışınlayarak “atom birleşimi” yoluyla çok küçük miktarda elde edilebilir.Bir izotopu ya da izotoplarından biri bakımından zenginleştirilmiş bir elementi tartılabilir niceliklerde hazırlamada ise çeşitli yöntemlerden yararlanılır.

Bir bileşimin yapısına giren basit bir cismin yerine radyoaktif izotopu kullanarak işaretlenen ve organizmaya verildikten sonra dokuların içinde çok küçük dozları bile izlenebilen izotoplar kullanır.Böylece fizyolojik açıdan radyoaktif değilmiş gibi davranan bu maddenin dağılımı ve geçirdiği evreler izlenebilir.Bazı koloit maddelerde suda erimeyen radyoaktif cisim parçacıklarıyla birleştirilerek işaretlenebilir.Kullanılan başlıca izotoplar tiroit bezi araştırmalarında yararlanılan iyot,radyoaktif,fosfor,galyum ve teknetyumdur.

Elementler tabiatta çeşitli izotoplarının farklı yüzeylerdeki karışımı halinde bulunur.Atom kütleleri izotop kütleleri göz önünde bulundurularak ortalama atom kütleleri olarak belirtilir.

En Basit Atom ve Üç İzotopu

En Ağır Doğal Atom ve Uranyum İzotopunun Çekirdeği

YARARLANDIĞIMIZ KAYNAKLAR

1)İNTERNET

2)DICTIONNAIRE LARAUSSE

3)THEMA LARAUSSE

4)BRITANNICA COMPTON’S

Kategori: Bilim


Rasgele...