Ulugbeð

12 Temmuz 2007



UlugbeÄŸ

(Gafasını sallayarak son derece sinirli ve gızğın).

O gün ki istambul’da

Genişlik fransızlaşdı,

Getdikçe Türk övladı

Uçuruma yahlaşdı.

Yurdumuzu sardıgça

Düşkün Paris mıdası,

Her kesce örnek oldu

Sersem firenk edası,

SerhoÅŸluÄŸu, iffetsizlik

Sardı bütün gencleri

Zeherlendi getdikçe

Memleketin her yeri.

Gehreman Oğuzların,

Büyük Ertoğrulların

Sarsılmaz helefleri

İmdi hep sapgın, azğın….

Avropadan- fezilet,

Himmet,

Ciddiyyet, vugar

Dururken – yalnız çürük

Bir züppelik aldılar.

Bu sırada Yıldırım Aydemir’le beraber gelir. Aydemir çekilip gedir,

Yıldırım ise durduğu yerde dana galır.

Yıldırım, gel, yahın gel,

Gel, bahalım, nerdesen?

EÅŸitdim celal kimi

BaÅŸga alemlerdesen

Men seni ta kiçikken

Öz ruhuma besledim.

Menim oğlum da bir gün

Azarmış!…. Heç bilmedim.

(Acı tebessümle)

Söyle, sevgilin nerde?

Nerde Paris töhfesi?

O felaket bayguÅŸu,

O sogag süpürgesi.

(240)

Yıldırım

Bey , baba! Efu edersen,

Gebahetli olsam da

Me’zuram işte, çünki

Menim niyyetim baÅŸga

Men istedim ki, suçsuz

Bir aile sevnisin,

İşkenceden gurtulub

Mes’ud olsun Gövercin.

Yahsa menim Anjele…

Esla tohunduÄŸum yoh,

Emin ol, senin oglun

Deyil azğın bir çocug…

Gövercinin sesi

Söndü parlag emeller,

Men ağlaram, el güler,

Yaralı, mahzun könül,

Hep çırpınar, hep inler.

UluÄŸbey

(Yıldırımın golundan tutarag)

İşte dinleyirmisen?

Durma, artıg, gel beri,

Seni görse, şüphesiz,

CoÅŸar eski derdleri.

(Her üçü görünmez bir terefe çekilir: Sonra gövercin gelir)

Gövercin

(Yaralı Sesle)

MenekÅŸem, ah, nur yavrum!

Seni aldım, Tanrım;

Gel mene, uf, nerdesen?

Sensiz gan oldu bagrım.

(Arka terefe bahar celalın geldiyini görünce)

Ah, yene o, nerde yavrum?

Celal

(241)

Merhemet!

Gövercin

Menden ne isteyirsen, Get, çekil get!

Gelal

Efv et, men bir divaneyem, suçum çoh,

Feget düşün, divaneye gelem yoh…

Efv et, cürmüm, gebahetim gelem çohsa da,

Efv et, gerçi leyagetim yohsa da…

Gövercin

Heç zerer yoh, men efv eyledim seni,

Feget sen de bu haldan gurtar meni!

Gel, yahın gel, köksümüm, gel, parçala,

Belke ruhum iÅŸkenceden gurtula…

İmdi Menekşem, o sönmüş penbe nur

Meni issız mezarında bekliyor.

Celal

Gövercin, ganatma könlümü, yeter…

Çekdiyim esablar ölümden beter,

İşlediyim suçun cezası neyse,

İtaet eylerem, başımda getse.

Gövercin

(Usanmış ve çılgınca bir feryad ile)

Yavrum! …Nerde yavrum!?

Celal

Efv et!.

Gövercin

Ah, çekil!

Celal

(242)

Gövercin, Gövercin!?

Gövercin

(CelalÂ’a)

Çekil get, sefil!…

(Deye sinirli ve nifretli bahışlarla içeri girir.

Celal ise şaşgın bir heykel kimi yerinde dona galır.)

Anjel

(Yan terefden çıharag, Celal’ı Yıldırım zennile)

Yıldırım!…

(Tebdili – tövr ile)

Ah, Celal, senmisen?…

Celal

(acı gülümseyişle)

Evet,

Evet, menem, gözel, sevimli afet!

Anjel

Ah, bu nasıl çöhre? Nasıl gıyafet?!

Aman, efv et…

Celal

(Çılgınca)

Artıg yeter, şeytenet!

Yeter dağıtdın yurdumu, yuvamı,

Elimden aldın zövgümü, sefamı.

Yahıp – yıhdın fikrimi, heyalımı,

(243)

Çeynedin hep mügeddes amalımı.

Yeter unuturdun mene tanrımı.

Gapan kimi parçalatdın yavrımı.

Men alçalmazdım, sen meni alçaltdın,

Sen meni mehv etdin, ah rezil gadın!..

Hemen sür’etli ve nifretli addımlarla çekilip gedir, Anjel

Şaşgın bahışlarla bahınıp durur. Bu sırada EMON ağaclar

Arasında körünür, feget Yıldırımın kekmekde olduğunu görünce

Çekilir ve onları dinleyip durur.

Yıldırım

(garşı terefden çıharag, acı tebessümle)

Gözlerin yaşarmış, söyle bu hal ne?

Hanki aÅŸiÄŸini beklersen yene?

Anjel

(şaşgın ve sinirli)

Serhoşmusan, Yıldırım, ah Yıldırım!?

Yıldırım

Serhoş idim, evet, imdi ayıldım.

Bilmem gözlerime neler göründü,

Söndü eski mecnunluğu , hep söndü.

Önce nasıl yahlaşık gavuşdugsa,

Öyle de ayrılmalıyız…

Anjel

Ah, yohsa,

Yoksa atmagmı isteyirsen meni?

Hayır, hayır, efsunlamışlar seni,

Bir düşün, senden ayrılırsam, mene

Kim bahar, kim teselli eder?…

Yıldırım

(istehzalı tebessümle)

Sene

Celal, Edman, bütün cahan müşteri..

Kim rapd eder senin kini dilberi?

Anjel

(244)

(sarsılmış bir halda)

Aman, ya rab !! Düşün, düşün bir kere

Kim dayanar bu çirkin tehgirlere!?

Yıldırım

Zenn edersem artıg el verir sükut,

Melek de olsan unut meni, unut!

Anjel

Neçin, söyle neçin?

Yıldırım

Sorma, heç sorma!

Çekil! Artıg yeter, çekil get, durma!

(Sert bahışlarla içeri girir, Anjel isebuht ve heyret içinde dona kalır)

Edman

(Ağaçlar arasından çıharag acı ve istehzalı gehgehelerle)

Anjel

(Ağlar kimi görünür, mendil ile köz yaşını silerek)

Artıg el verir çekdiyim felaket,

Bir de ne lazım bunca te’n , töhmet?

Edman

(245)

(Yarım gehgeheyle)

Ya! PeÅŸiman oldunmu yohsa?… Heyha!

Göz yaşların deyil, bütün kainat,

Bütün cahan alt – üst olub dağılsa,

Dağlar, ormanlar kül olub savrulsa,

Denizler gan püskürse de, doğrusu

Sönmez mendeki intigam duygusu.

Anjel

(Köksünü açarag)

Öyle ise gel, gel de mehv et meni.

Gel intigam al da, avut könlüni…

Edman

(Ona yahlaÅŸarag)

Heyr, meni çoh da zenn etme sersem,

Çünki sen bir vuruşda öldürsem,

Çekdiyin iztirabdan gurtularsan,

Edmonun elile mesÂ’ud olarsan.

(sinirli)

Sene bir bir ceza vermek istersem ki,

Ömrün oldugça hep gemirsin seni,

Her gören senden ibret alsın ancag…

(Tehgiramiz ve kinli bir tövr ile yahalayıp bir terefe çekerek.)

haydı, gel, durma, gel ÅŸerefsiz, alçag!…

onlar çekildiyi kimi Gövercin çıhar, dalğın addımlarla körpüye doğru yahlaşır. Bu sırada Yıldırım dehi tekrar Anjeli izlemek üzre Ekrem’le beraber çıhar. Uluğ Bey de eyni zamanda ağaclar arasında görünürek onları dinler.

Yıldırım

(246)

Anjel sefil olsa da bir gadındır,

Onu köyede yalnız burahmam, hayır,

Özüm getmesem de bir başgasıyla

Her halda getmeli o İstambulÂ’a….

Ekrem

Burah, canım, o şeytandan çoh bilir.

Yıldırım

Çoh bilse de geribdir, kimsesizdir.

(Getmek ister.)

Ekrem

(Burahmaz)

Def’ etdin başından, yeter, getme, dur!

Yıldırım

(mütereddid)

Lakin bu heç vicdanıma sığmıyor.

UluÄŸbey

(Çıhar)

Sagın, marag etme, oğlum, o imdi

Şığ bir fransızla savuşdı, getdi.

(istehzalı tebessümle)

Evet, öyle gözel, yasma afetler.

Senin kimi çohlarını cezb eyler.

Hetta demincik görmüşler Celalı,

O da Anjel üçün gelmiÅŸ olmalı…

Ekrem

(247)

Hayır, yanılmayın, efendim,, hayır,

Celal’ın derdi zennimce başgadır,

O kendini efv etdirmek isteyir,

Belke göverçini görmek isteyir,

UluÄŸbey

(sinirli)

Nasıl!? Demek serhoşluğu getdimim?

Hep azgınlıg, saygısızlıg bitdimi?

Heyhat!Unutmalı keçmiş günleri,

Yayından gurtulan oh dönmez geri!

Yıldırım’la beraber içeri girir; Ekrem de şaşgın bir veziyyetle düşünüp durur. Bu sırada Celal tepe başında görünerek et başında görünerek etrafı uçurumlu cığır ile ireliler Gövercin onu görünce nifretle geri dönmek ister.

Celal

Gövercin, Gövercin, melek Gövercin!

Bu nifretler neçin? Söyle, ah, neçin?

(Gövercin usanmış bir tövr ile çekilip görmek ister. Celal acı ve yaralı gehgehelerle.)

Gartaldan ürken bir gövercin kimi,

Menden geçmag isteyirsen, öylemi?

Heç telaş etme dur, sagın, getme dur!

İmdi efv olunar yapdıgım güsür.

Gövercin

Hayal, baş bir heyal, sönük bir heyal!

Gırılmış bir könül, saÄŸalmaz, mehal!…

(Son derece sinirli)

Artıg unut, her şey mehv olub getdi.

Evet Celal! Get! Bitdi…Her ÅŸey bitdi…

(Balkona doÄŸru ireliler.)

Celal

(248)

Son görüşdür, efv et, heyal olsa da,

Son nefesdir, efv et, mehal olsa da…

(Ellerini köksünde çapraz ederek, ye’s ve dehşet içinde baha galır.)

Ekrem

Celal, şaşırdınmı? Ah, düşün bir az,

Er kişiye ümidsizlik yaraşmaz!

Her derd üçün şüphesiz bir çare var,

Besbelli, her gışı izler bir bahar.

Ekrem

Hayır, bu derd üçün bulunmaz çare,

Hayır, bu bir gış ki, çıhmaz bahare

Ekrem

(bir az yahlaşır)

Gel beri, gel yeter çocuglug, yeter.

Gel, seni bekleyir parlag emeller.

Evet, sen’et, deha, algış, perestiş

Hep seni bekleyir….

Celal

İstemem…..KeçmiÅŸ……

Hayır, heç bir şey istemem, imdi men

Yalnız me’sum Gövercinin gelbinden

Silinmez lekeyi silmek isterem.

Çoh alçaldım da yükselmek isterem.

Ekrem

(249)

Celal! Bu çılğın hal ile emin ol,

Felaket doÄŸurar hep tutduÄŸun yol.

Celal

Gorhunc ve acı gehgehelerden sonra, gorhar, ÅŸaÅŸgın ve mecnunane bahışlarla bahar. Önce hezin ve titrek… Sonra getdikçe sinirli ve heyecanlı bir feryad ile

Uçurum: Garanlıg, çıhılmaz yolum,

Uçurum: Uçurum hep sagım, solum.

Uçurum: Duyduğum hegiget, heyal.

Uçurum: Uçurum yaldızlı amal.

Uçurum: Çağlayanlar, kehkaşanlar,

Uçurum: Denizler, dağlar, ormanlar.

Uçurum: Üfügler, engin fezalar.

Uçurum: Uçurum çılğın dehalar,

Uçurum: Sürekli, çoşğun algışlar,

Uçurum: Uçurum süzgün bahışlar,

Uçurum: Bu çirkin, bu alcag heyat,

Uçurum: Uçurum bütün kainat!…

(Uçuruma yahlaşır.)

Ekrem

Celal, bir düşün, ah, ne dehÅŸetli hal!…

Celal

Uçurum !… Uçurum!…

(Uçuruma atılır.)

Gövercin

(Gollarını Celal’a doğru açarag, son derece müteessir)

Celal, ah Celal!…

(Bayılıp Ekremin golları arasına düşü verir.)

Perde

SON

(250)

İBLİS

FACİE – 4 PERDE

EÅžHAS

İblis __…………….

Melek ___…………….

İhtiyar ÅŸeyh – aÄŸsaggal bir sevmeeniÅŸin…

Haver – ihtiyarın torunu

Arif – perişan saçlı, sade geyimli bir genc.

Vasif – könüllü bir Tür zabiti (Arif’in kiçik gardaşı).

Kiçik zabit – Vasıfın arhadaşı

Re’na – Son derece kösel bir şefget hemşiresi (Türk)

İbn Yemin – gırh beş yaşında garaşın bir ereb zabiti.

Yaralı zabit – rus ordusuna mensub bir genc.

Zenci çavuş – ibn yeminin hidmetçisi ve bir nefer meiyyeğ esgeri.

Teyf – Re’nanın megtul babasının heyalı.

Elhan – zabit (esgeri gaçag)

Zabitler, esgerler, haydutlar, reggaseler (ereb), çenganeler, teyfler, çalgı tagımı ve saire..

İLK PERDE

BaÄŸdat civarında aÄŸaclıg, menzereli bir güşe… Bir terefde dışarısı yaşıllıglarla mühat bir çardag, içerisi hesirle döşenmiÅŸ sade bir gülbecik…..

(253)

Gülbenin iki penceresi, saÄŸda, solda ve garşıda birer yapısı var. Tahçada bir tagım kitablar nezere çarpar. AÄŸustos, ikindi çağı…

Perde açıldıgca Arif bir terefde, tahta bir karyola üzerinde eline tekye ederek, uzanıb düşünceye dalmış, sehne yapanlıg, etrafda göy gurultusu, ÅŸimÅŸek çahışı, tranpete sedaları, top, tüfeng, bomba partlayışları… Garşıda, sehnenin nehayetinde iki büyük göz (pencere) ateÅŸler, alovlar içinde dehÅŸetli bir müharibe komandasile meÅŸgul … Gözlerin birinde İblis, diÄŸerinde Melek körünür. Gurultudan sonra süküt …

İblis

(memnun genelgesinde)

Deryalara hökm etmedentufan,

Sehraları sarsttmada vulkan ,

Seller kimi ahmagda gızıl gan,

Canlar yanar , evler yıhar insan …

(gehgehe)

Melek

Ya reb, bu ne dehÅŸet , ne felaket?

Ya reb, bu ne vehÅŸet , ne zelalet ?

Yah kimsede insafü münüvvet.

İblisin müstehzi ve sürekli gehgehelerile beraber gene göy gurultusunu ,top pulemyot sedaları başlar. Sonra düküt..

İblis

( Çılgın gehgehelerle)

Toplar veriyor aleme dehÅŸet,

DehÅŸet !… Gopuyor sanki giyamet ,

YaÄŸmur kimi göyden yaÄŸar ateÅŸ !…

AteÅŸ!… Garalar , dalÄŸalar ateÅŸl!…

Melek

Ya reb , azacığ lütfü inayet !

Göhr olmada artığ beşeriyet .

Başdan – başa hep yer üzü vehşet .

İblis ile hemrengi - siyaset

Gözler gapanır , sehne aydınlaşır

Arif

(Uygudan oyanır kimi alnını ve gözlerini avuşdurur. Yerinden

Galhır . göğe doğru.)

Dünyaları yahdan yaradan , ey ulu tanrı !

Ey haligi – hikmet !

Duydugca , düşümdükce olur gelbime tanrı

Mim şüpheli illet .

Duydukca , evet , perdeli hikmetleri her an ,

Mim dürlü hegiget ,

Min dürlü müemmalı hegigat mene henden ,

Hepside de zülmet…

Bülbüllerin elhanı , çiçeklerdeki elvan

Ya şö ‘leyi – ecram ,

Olmaz bu menim çıldıracağ könlüme el’an

Bir menbei – ilham

Ey varlığı yah , yohluğu vardan daha dilber!

Ruhum seni izler.

Lütf et , o gözel çöhreni bir an mene göster

Könlüm seni özler,

Uydum da peyemberlere , ganuna , kitaba,

Duydum gene gesvet .

Başdan – başa hep gehrü gezeb , tövbe – inabe

Hep zeÂ’fe elamet …

Her felsefe bir velvele , hep dadlı heyalet ,

Yoh rehberi – vicdan ;

Sensiz doğamaz gelbime , vicdanıma , heyhat,

Bir şöy’leyi – ürdan .

En , gel mene , yahud meni yükseklere galdır ,

Gezdir gonağında ;

Yerlerde süründüm , yetişir , göylere kaldır ,

Dindir gucağında ,

Galdır meni , bir seyr eleyim hoş mu, gözel mi

Cennete melekler?

Galdır meni , ta görmeyin insandaki zülmi

Bah , yer üzü inler .

Y reb , bu cinayet bu heyanet , bu sefalet

Bulmazmı nehayet?

İnsanları helg etmekde var belke de hikmet ,

İblise ne hacet?

Yorgun ve düşünceli bir halda iskemleye oturur.Derhal sahnenin ışığı azalır. İblis sürekli ve istehzalı gehgehelerle yerden alavlar içinden çıhar.Yaldızlı ve eflatuni ridasının etekleri hareket etdikce ateşreng sima ve elbisesi parlar durur.

İblis

Arif ! Mene bah, sendemi övhame gapıldın?

Biçare çocuğ , sendemi iblise tapıldın?

Dahiler , ululÂ’ezm nebiler bele menden

Heç vechle tehlisi – giriban edemezken

Daim meni tehgir ederek eyleniyorsan…

Hep söyleniyor, söyleniyor, söyleniyoran…

Bir gün geler, elbette, bu iz’an, ile sen de

Bazice olarsan goca iblisÂ’in elinde.

İblis, o büyük güdret, o ateşli müemma

Bir gün seni de kendine eyler köle….amma

Heyhat, olamaz derdine bir kimseden imdad,

İmdade geşar, goşsa feget ah ile feryad.

Ridasının eteklerini Arif’in üzüne sürer, laübali gehgehelerle çekilip geder. Sehne aydınlaşır.

Arif

(Şaşgın, sinirli bir tövr ile saçlarını garışdırır, içeri girmekde olan İHTİYAR’a heyecanlı ve müzterib)

Gel, gel mene! Gel, eyle menim derdime çare!

İhtiyar

Oğlum, yene derdin ne imiş, söyle, ne çare?

Arif

(256)

(acı tebessümle)

Yar benimi, aç gelbimi! Eyvah açamazsan,

Gaç menden uzaglaş, hayır, esla gaçamazsan.

Men çılgınam artıg, mene yahlaşma, kenar ol!

Gel, gaçma, hayır, derdime lütf et de, deva bu!

İhtiyar

Oğlum, medeni alemi nifretle burahdın,

Geldin bu cedelsiz, bedevi aleme çıhdın,

İnsandaki hagsızlığı, zulmü unut artıg,

Gelbindeki nifretleri, vehşetleri yah, yıh.

Yüz, min deyil iblisÂ’e uyan… Hep beÅŸeriyyet

Etmiş bu gün ev yıhmaga, gan içmeye adet.

Arif! Unut, oglum, unut, artıg meni dinle,

Sen kendini mehv eyleyeceksen bu gediÅŸle.

Arif

(acı tebessümle)

Mümkünmü unutmag? ! Dayanılmaz buna esla.

Esla dayanılmaz bu böyük vehÅŸete…Zira,

Yalnız deyil insanlara, vehşilere sorsan,

Onlar bele insandaki vehÅŸiliye heyran.

(göye dogru sinirli ve heyecanlı)

Bilmem bu cinayet, bu hiyanet, bu felaket

Bitmezmi, İlahi! Bu geder sebre ne hacet?

(Çılgın)

ver, bir buyurug ver de cehennemler açılsın,

Coşsun, bütün ateşleri dünyaya saçılsın.

Yahsın da, bu zalım beşerin yurdunu yıhsın.

Hep yer üzü bir ah olarag göylere çıhsın.

Bu sırada dehşetli göy gurultusu başlar. Gurultu ile beraber iblis’in şiddetli gehgeheleri eşidilir. İhtiyar me’yus ve düşünceli bir halda gülbeden çıhar. Arif eli alnında olarag

(257)

gurultu ve gehgeheleri dinler. Eyni zamanda sehnenin işığı azalır. İblis Arif’in garşısına keçi verir.

Arif

(fesini goyarag şaşgın)

Kimsen, necisen? Söyle nedir fıkrü meramın?

Nerden geliyorsan, ne imiş şöhretü namın?

İblis

(megrur gehgehelerle)

Men imidi bir ateÅŸ, feget evvelce melekdim,

Hep halige tesbih idi, tehlil idi virdim,

İlk önce melekler meni tegdis ediyordu,

Adem kimi bir saygısız ahır leke vurdu.

Alçalmadı, yükseldi feget şöhretü şanım,

Allah ile bir zikr edilir namü nişanım.

Arif

Artıg yetişir, anladım izahe ne hacet,

Garşımdaki iblis imiş, eyvah, ne dehşet!

Hep gehrt oluyorken bu cahan hain elinle,

Bilmem neye geldin, neye geldin, mene söyle

İblis

Bahdım, eziyor ruhunu hep geydi – esaret,

Geldim ki, edim ta seni hürriyyete de’vet.

Bahdım, sen, mehv etmede min dürlü heyalet,

Geldim ki, verim gelbine bir nuri- hegiget.

Arif

Uymam sene, her mel’enetin mence eyandır.

Def’ol da, get azgınları, sapgınları gandır!

Hürriyyete asla meni sen irdiremezsen.

İblis

(258)

(istehzalı gehgehelerle)

Lakin bu heta… AteÅŸi züşmet sanıyorsan!

Sen arif iken halbuki çoh aldanıyorsan,

Zülmet deyilem, iÅŸte menim her sözüm ateÅŸ….

Ateş, özüm ateş, gözüm ateş.

Arif

Men nura feget talibem ateş mene lazım!.

İblis

Ateşsiz, inan, nur olamaz sabitü gaim.

Ateş, güneş ateş, beşeriyyet bütün ateş,

Her bir hereket, mebdeci – higet bütün ateÅŸ…

Zerdüştü düşün, felsefesi, fikri dehası

Hep ateşe tapdıramag idi zümreyi –nası.

Yalnız bunu derk etdi, o ellameyi – meşrur,

Yalnız o böyük baÅŸ, bu böyük keÅŸfle meÄŸrur…

Arif

(sinirli)

Mehv olsa da hep menliyim uymam sene, def ol!

İblis

Durmam, gedersem ….

(gehgehe ile çekilir)

Arif

Haydı, çekil, iÅŸte açıg yol!…

(Fesini bir terefe atıb esebi hallar geçirir. Sehne aydınlaşır.)

Haver

(259)

(gelir, heyecan ve teleÅŸ ile)

Söyle, Arif! Aman ne oldu yene,

Yene kimler göründü gözlerine?

Arif

Sorma, heç sorma, nazenin Haver

Meni mehv etdi iztirabü keder.

(onu golları arasına alır)

Sen, evet sen de olmasan, heyhat!

Men, bir gün boğar bu ganlı heyat.

Ah, o gözler bilirmisen ne deyir?

Haver

Ne deyir, söyle

Arif

Ruhu cezb eleyir,

Söyleyir eski hatiratı mana

(etrafa)

Sanki garşımdadır gözel Re’na.

Haver

Mene bah, sende gizli bir söz var…

Arif

Onu heç sorma, sevgilim!

Haver

(etrafa)

Geddar!

(260)

bu sırada ihtiyar ile beraber ibn Yemin, Re’na zenci çavuş ve bir esger, elinde ufag bir çanta dahil olurlar.

İbn Yemin

(semimi bir tövr ile elini ihtiyar’ın omuzuna goyarag)

Möhterem ihtiyar, nasıl keyfin?

İhtiyar

Heç gemim yoh, var olsun ibn Yemin!

İbn Yemin

(alnının terini siler)

Çoh sıcag, hem de yol bu gün çoh uzag.

(esgere)

Çapug ol haydı, goş da atlara bah.

Esger çantanı bir terefe burahıb çıhar.

Arif

(Digget ve heyretle etrafa)

Ah. O ReÂ’na, o nazenin afet!

Haver

Yere bir ÅŸeymi oldu, Arif?

Arif

Evet.

(Re’na ‘ya yahlaşarag)

Söyle, Re’namı isminiz?

ReÂ’na

(261)

(Arif’in elini sıhar, heyret ve sevincle)

Arif

İbn Yemin

(Arif’i süzer, etrafa)

Bize bir engel olmasın bu herif?

Arif

Bu geliÅŸ, efv edersiniz, nereden?

İbn Yemin

(megrur ve laubali)

Sehneyi – herbden, mücadileden.

Arif

(acı tebessümle)

Bir feziletse öldürüb – ölmek,

Canavar bizden eÅŸref olsa gerek.

İbn Yemin

(istehzalı gehgehe ile)

İşte bir söz ki, büsbütün yanlış…

Yaşamag isteyirmisen, çarpış,

Herbe goÅŸ, hep vuruÅŸ, ya ez, ya ezil!

Onsuz irmek murada çoh müşkül.

Arif

(istehzalı ve ezici bir tebessümle)

DoÄŸru, çoh doÄŸru bir düşünce…evet,

(262)

İşte her esger, işte her millet

Bu gün olmagda hep bu fikre şerik,

Heç çekilmez feget bu sersemlik.

İhtiyar

(onun golundan tutarag)

Arif, oglum, bırah munagişeyi

Gel, iÅŸim var seninle…

Sağ terefden çıharlar

İbn Yemin

(etrafa)

Ah, ne eyf…

(ReÂ’naÂ’ye)

Bu herif feylesofmu, ya delimi?

Sanki hep cehldir bunun elmi.

ReÂ’na

Beslenir her könülde bir duygu,

Ne yaparsan, onun da mesleki bu..

İbn Yemin

Bu da meslekmidir, nedir, bilmem!

İşte bir kecnezer, zeki sersem!

Haver’in üzünde namemnun hallar.

ReÂ’na

Mence sersem deyil, o ÅŸah huÅŸyar,

Neylesin, herbe garşı nifreti var

İbn Yemin

Onu nerden tanırsınız eceba?

ReÂ’na

(263)

Çoh yahın gonÅŸumuzdu…

İbn Yemin

(etrafa)

İşte bela!

ReÂ’na

Esli İstambul ehlidir, lakin

Çoh kiçikken zavallı derbederin

Evi yanmış da, nesli emhv olmuş,

Bir kiçik gardaşile gurtulmuş

Onu da en sonunda biçare

Geyb edip böyle galmış avare

İbn Yemin

(saatına bahar, Re’na’ye)

Siz muhebbet edin de biç çıhalım,

Eceba bir ne var, ne yoh bakalım,

(çavuşla beraber bir terefe çekilir)

ReÂ’na

(Karyola üzerinde gözüne ilişen iki kitabı gösterir)

bu kitablar seninmidir, eceba?

Haver

Evet, Arif keçen il aldı mana

(kitabların alt terefde bulunan resmli üzünü birer birer çevirib gösterir)

Hace HesreddinÂ’in letifleri.

Bu da <> hekayeleri!..

ReÂ’na

(264)

(açıp yarpaglarını çevirerek)

Mene lütfen bir az serin su….

Haver

Pek ey.

(Destini alıp sol gapıdan çıhar)

İbn Yemin

(Dışarıda pencere önünde, çavuşa)

Çoh düşündün, ne var?

Çovuş

Beyim, her ÅŸey,

Bir bela işte gördüyün Arıf,

Çünki Re’na’ya çoh yahın bu herif.

Daha müdhiş bela bizim esger,

Gorhuram, cümle sirri faş eyler.

Bizi görmüş de çünki Re’na’nın

Babasın get’ eden zaman, hain!

Arif sağ terefden dahil olur, onları dinler.

İbn Yemin

(gafasını oynadarag ıstehzalı tebessümle)

bir böyük ordu, bir yığın insan,

Menim uÄŸrumda oldu hep gurban.

Keyfe serf eyledim de milyonlar,

Yene dövletce e’tibarım var.

Men kimem, bir ereb… Nw zenn etdin?

Bir çocuglanmı gorhar ibn Yemin?

Gederler

(265)

(Re’na’ya yahlaşır, vurgunca bir tövrle)

Ne seadet, ne hoş tesadüf, inan,

Seni kördükde bitdi tabü tevan

Gece rö’yalerimde özlerken

Bu geliş böyle ansızın, bilsen

Ne geder zövgü neş’e verdi mene,

Haglıdır her könül tapınsa sene,

Burda galsan, seninle birleÅŸek,

Şüphe yoh, sisli taleyim gülecek.

ReÂ’na

(mutereddid)

Bir heyal işte, kim bilir, gısmet!?

Arif

Bir sözüm var, güsura bahma feget,

Söyle, Re’na ! Bu ganlı zabitle

Nereye, hanki semte, bir söyle?

ReÂ’na

Bu yahınlarda hesteler varmış.

Arıf

Sagın aldanma, çoh böyük yanlış,

İnanıb getme, ah, o çoh hain,

Burda gal, getme, hemde sorma neçin?

ReÂ’na

Belke hep söylediklerin gerçek,

Çoh güc amma vezifeden dönmek.

İşıg azalır, ağ saggallı möhteşem simalı bir miralay heyalı görünür. Re’na şaşgın ve heyecanlı

Ah, babam, bir de anlı – şanlı babam!

İntigam almadan, inan yaşamam.

(266)

Babasının heyalı

(mühib ve agır bir ahengle)

İntigam! İntigam!…

(çekilir)

ReÂ’na

(ellerini heyala dogu açarag müzterib)

Aman, bu sual!

İblis

(haricden memnun gehgehelerle)

intigam! İntigam!…

arif

Aman, bu ne hal!?

ReÂ’na

Babamın kim bularsa gatilini,

Ona men secde eylerim eleni,

Meni çöllerde gezdiren duyğu,

İntigam eÅŸgi….Hep bu, yalnız bu.

Arif

Görünür sizce bellidir gatil?

ReÂ’na

Hayır, esla bilinmeyir o sefil,

Deyil ibn Yemin <<İnan mene sen,

Bularam nerde olsa gatili men>>.

Arif

Mence bir hiyledir bu, dinlemiyin,

(267)

Haver

(Destini getirir, töküb Re’na’ye verir.)

Buyurun, çoh gözel su, hem de serin.

İbn Yemin

(İhtiyar ve çovuşla beraber döner, su içmekde olan Re’na’ye) Gedelim!

ReÂ’na

(galhar, gülbedekilere)

Heyli razıyam sizden,

Çavuş çantanı alır.

İbn Yemin

Ger nesib olsa övdet eylerken

Galarız burda belke üç-beş gün.

İhtiyar

Ah, o günler bizimçin en hoş gün.

Her üçü çıhar, ihtiyar ile Haver de onları izler.

Haver

(ReÂ’naÂ’ye)

Gelişin çoh gözel, feget gedişin

Umulur ÅŸey deyildi….

ReÂ’na

Allah için,

YetiÅŸir, fezle zehmet etmeyiniz.

(268)

Haver

Ne olar, mümkün olsa getmeyiniz!

Arif

Getme, çoh doğru, getme sen, Re’na!

(mehzun ve sarsılmış bir halda iskemleye oturur.)

Haver

(Geri döner)

Söyle, Arif, ne var, ne oldu sana?

Arif

Ah, o, Re’na, o nazlı heykeli – nur

Sanki garşımda çırpınıb duruyor.

Ona men yardım etmesem gerçek

Meni vicdan ezabı mehv edecek.

Haver

İki söz sormag isterem sene men,

Eceba heç severmisen onu sen?

Arif

Severem baÅŸga bir mehebbetle

Eski, çoh eski hissi – hörmetle…

Haver

Yoh, inanmam, hayır, bu çoh yanlış…

O ne halet, nedir o ses, o bahış?

Sanki bir ingilab içinde senin

Çırpınıp durmag üzre hep bedenin.

Arif

Sende Arif geder düşünseydin

Ki, neler yapmag ister ibn Yemin.

(269)

Büsbütün sarsılırdı vicdanın,

Heyretinden hemen donardı ganın.

Bu sırada Vasif’le arhadaşı kiçik zabit, silahsız olarag, yaralı bir rus zabiti getirirler.

Vasif

(kiçik zabite)

Daha dur, tabı galmamış artıg.

İhtiyar

(onların arhasından yetişib yardım eder)

Yararlanmışmı? Ah, zavallı yazıg….

Getirin, bir geder rahatlansın.

Arif

Ya esir olmalı, o, ya gaçgın.

Vasif

Heste bir rus esiri, hem yaralı

İhtiyar

Gel gızım, tez sarıb da bağlamalı

(İhtiyar’la Haver yaralının alnını ve golunu sarıb içeri odaya götürürler.)

Arif

(Vasif’le kiçik zabite)

Ah, ne munis, ne mermehemetlisiniz,

Nerde rast geldiniz bu zabite siz?

Vasif

Çoh yahınlarda, yol kenarinde,

Bahgıg, ehvali heyli pejmürde.

Kiçik zabit

(270)

Bir esir işte, düşmen olsa bile

Yene lazım müavinet edile.

Arif

Hep bu hisletde olsa cinsi –beşer

Heç gözülmezdi bunca vehşeler.

(sol gapıdan içeri keçer.)

Kiçik zabit

Vasif! Süşünür, hep düşünürsün, bu ne halet?

Mecnun olacagsan bu tebietle mehayet.

Vasif

Bulamazsam eger İbn yemin haini elbet-

Elbet galar üstümde bu çılgınca tebiet!

RaÂ’na, hele ReÂ’na!… onu iÄŸva ne demekdir.

Bir alçağa layigmi o gülgönçeyi – bakir?

Kiçik zabit

Türk ordusu etrafe bu gün hemle edergen,

İran’e ve ya Gafgaza imdade gedergen,

Rus ordusu durmaz, çekilirken öznümüdeb

Vasif! Ne revadır ki, bu parlag günümüzden

Feyz almayarag biz alalım geflete mail

Satmaz, satama milleti ÅŸehsiyyetle agil.

Vasif

Efsus ki, heçdir sonu, Türk ordusu varsın,

İsterse bütün hindi de, Efganı da sarsın,

İsterse bütün garşı çıhan manei yıhsın,

Turanı basıb bağrına Altaylar’a çıhsın,

Mümkün deyil, esla olamaz haili – ama!

Etdikçe heyanet eli bu milleti pamal.

Kiçik zabit

(271)

Lakin saparag başgası eylerse heyanet,

Seyr eyleyerek hep baha dursunmu bu millet?

Vasif

Türk ordusu daim basarag ölkeler almış

En sonra siyasetde basılmış da bunalmış.

İdarki sönük başçıların gefleti ancag

EtmiÅŸ, edecek milleti hep elde oyuncag.

(ani bir düşünceden sonra keskin ve şiddetli)

Turana gılıcdan daha keskin ulu güvvet,

Yalnız medeniyyet, medeniyyet.

Kiçik zabit

(geri dönmekde olan Arif’e)

Yahu, buradan kimdi bir az önce keçenler?

Arif

Bir atlı ereb zabiti, bir gızla beraber….

Vasif

Gördünmü? Gecikdik de geçirdıg ovu elden

Kiçik zabit

İnsan ne geder gaçsa da gurtulmaz ecelden.

Vasif

Gel, durma, henüz elde bir az fürsetimiz var.

Kiçik zabit

(yarım gehgehe ile)

artıg sen emin ol, bu gün ovcundadır onlar.

(272)

Her ikisi yüngül temennalarla gülbeden çıhar ve sür’etli addımlarla İbn Yemin hereket etdiyi terefe doğru yürürler. Arif durduğu yerde baha galır. Şaşgınlıgla garışıg böyük bir hüzn ve keder ruhunu sarmağa başlar. Bu sırada sehnenin işığı azalır.

İblis istehzalı ve şiddetli gehgehelerle garşısına çıhar.

Arif

DefÂ’ol, yene geldnimi?

İblis

…Ezizim, çocug olma!

Arif! Mene bah, eczi burah, hisse yapılma,

Çarpışmag için lazım iken merde cesaret,

Bilmem, neçin olmuş sene galib esebiyyet?

Men hepsini duymagdayam, inkar ne lazim?

Re’na, o senin imdi bütün ruhuna hakim,

Hakim o senin hissine, idrakine … Efsus

Ayrılsan izinden olur eÄŸyar ile meÂ’nus…

Arif

Gandırmag için Arif!i hep nafile israr,

Her halde hainsen, inanmam sene zinhar…

İblis

Lakin bu inadınla perişan olacagsan,

Bir gün gelecekdir ki, peşiman oalcagsan,

Efsus, nedamet sene vermez semer esla

(elinde bir tapança ile bir kise altun tutarag)

Al bunları … Bas baÄŸrına, Arif, eyi sahla!

Bunlar edecek etse nehayet seni mesÂ’ud,

Al! İşte bu ateş, bu da en sevgili me’bud!

(tapançanı bir kerre havaya boşaldarag)

Al! İşte bu ateşle geler gelbine güvvet.

Yalnız bu verer garşı duran hesmine dehşet,

(273)

(kisedeki altunları seslendirib oynadarag Arif’e verir)

Bah, sesleniyo, işte sedayi – peri – Cebrail!

Bunsuz olamaz kimse, inan, megsede nail.

Arif

(İblis’in vermiş olduğu tapançanı ve altunları yere atar, son derece gızgın ve uşanmış bir halda.)

DefÂ’ol yetiÅŸir, eyleme esla meni teltif!

Mötac deyil altuna, ya gurşuna Arif.

İblis

Tekrar ederem, ze’fi burah, aldanıyorsan,

Hep aldanıyorsan, mene bah, aldanıyorsan!

(gehgehelerle çekilir)

Arif

(tereddüd ve düşünceden sonra)

Heyhat, o melek gehr edilirken,

Layigmi durup seyr eleyim men?

(keskin bir ezmle)

Yoh getmeliyem, hem de bu saet,

Menden ona hörmet ve mehebbet…

(ridasını << atgı>> ve fesini alıb hemen dışarı fırlar)

iblis

(gelir, istehzalı gehgehelerle)

Get, lakin o hörmet ve mehebbet

Bir gün doğurar ganlı edavet

Get, bellidir insandaki hislet,

(274)

Sizlerdeki ülfet; sonu vehşet,

Sizlerdeki ÅŸefget; sonu nifret,

Sizlerdeki rehmet; sonu leÂ’net!…

(sürekli gehgehler….)

perde

İKİNCİ PERDE

Ereb zövgüne uygun süslü sir salon…. Garşıda, saÄŸda ve solda birer gapı ve bir neçe pencere… İblis hidmetçi ereb giyafetinde öteni – berini düzeldir.

İbn Yemin

( garşıdaki gaıdan gelerek)

Mene bah, durma ezizim, çapug ol,

Durma get, haydı, imamı ara-bul.

Söyle gelsin de nikah gıymag için.

İblis

Baş çavuş zenn edirem getdi demin,

İbn yemin

Çoh gözel, gelse, hemen söyle mana,

İblis

Söylerem, lakin emin ol, Re’na

Bir geder gösterecek istigna .

İbn Yemin

Ne vezifen, deyil and bu sana,

İblis

(275)

Emre borumdur itaet, heyfa,

Onu mecbur edemezsen, zira

Böyle bir cebri hökümet duysa

Çekecekdir başımız dürlü bela.

Çünki var başga günahın da senin,

Orduya, dövlete çıhdın hain,

İbn Yemin

(mütereddid, diplomatca bir tebessümle)

İşte çoh doğru ve mentigli cavab

Sen vekil ol, ne dilersen, onu yap!

(geldiyi yapıdan çıhır)

iblis

(megrur gehgehe ile, yalnız)

Evet, iblis, o böyük senetkar

Hem yapar, hem de yıhar, güdreti var.

Bu sırada Vasif ile kiçik zabit sag gapıdan dahil olur, etrafı süzmeye başlarlar.

Bu cesaret ne demek? Et, mene bah!

Vasif

( istehzalı gehgehe ile)

Bir oteldir deye sandıg bu gonag.

İblis

Ecebal? Sahibi kimdir otelin?

Vasif

Bir erebdir, adı da ibn Yemin,

İblis

(276)

(gızgın)

Saygısızlıg yetişir, haydı, gedin!

Vasif

(silah çekerek)

Şımarıg abdala bah, dur! Ne dedin?

Kiçik zabit

(mane olur)

Vasif! Allah’ı seversen de burah!

(geri çekilmekde olan İblis’e)

Dur, telaÅŸ etme, ezizim…

Vasıf

Alçag!

Nerde Re’na, onu göster!

İblis

(istehzalı tebessümle)

Ne demek!

Varıyor ibn Yemin’e o melek

Vafis

Onu gandırmış o hain, lakin

Men sağ oldugca bu iş namümkün!

Kiçik zabit

(mülayim)

Arkadaş, gerçi o sersem meğrur.

(Vasıf!i gösterir)

(277)

Gızın en Sevgili me’şugu budur.

İblis

Ah, ayag sesleri var, tez çekilin,

Cekilin, sonra, bir az sonra gelir.

Vasif

(arhadaşına hüsusu)

Gedelim, en eyi yol: her ikimiz,

Azacıg sonra müsafir geleriz,

Bu herif çünki yahındostumdur,

Belke bir rengle iÅŸ hell olunur.

Kiçik zabit

(çıharken İblis’e)

İmdi var bir sene ümmid ancag.

Çare bul, yohsa o gız mehv olacag.

İblis

(megrur gehgehe ile, yalnız)

Menden imdad umuyor cümle cakan,

Biri zalım, biri mezlum insan,

ReÂ’na

(sol yapıdan dahil olur)

Bu ziyafet ne demek, söyle neçin,

Sene heç açmadımı İbn Yemin?

İblis

(yarım gehgehe ile)

BilmeyirmiÅŸ kimi davranmag ne!?

Bu zıyafetdir elamet düyüne.

(278)

Seni tezvic eleyir İbn Yemin,

İmdi emr etdi nikah gıymag için.

ReÂ’na

(heyecanlı ve şaşgın)

Sus, aman sus! Ne rezalet!?

(e’timadsız)

Eceba!

Yoh, çekilmez bu heyanet esla

Meni bilmem ki ne sanmış bu herif,

Ah, çoh doğru deyirmiş Arif.

(Son derece tehditkar)

Heç marag etme, duyar, imdi duyaar,

İmdi onlar ki, evet, mende ne var.

Geldiyi gapıdan çıhır. Bu sırada Arif fesli olarag, üzümü gözelce teras etdirmiş olduğu halda, sağ gapıdan girer. Re’na’nın gapını gapayıp getdiyini görünce büsbütün şaşırır.

İblis

Mene bah, bey seni sersem, budala!

Bu cesaret sene nerden eceba?

Arif

(Re’na çıhdıgı gapıya işaretle)

Ondan, ah işte o dilber gızdan,

İmdi burdan süzülen yıldızdan.

İblis

Söyle, derdin nedir, aydın söyle!

Arif

(279)

Merhemet gıl da, aman, lütf

Söyle re’na’ye ki, Arif gelmiş,

İblis

Anladım derdini, lakin bu zor iÅŸ…

Ona nail olur ancag onlar

Ki, ovuclar dolusu altunu var.

Arif

Mende yoh altun, ezizim zira

Uymamış servete könlüm asla

İblis

(yarım gehgehe ile)

Altunun yoksa silahın var ya,

Meni öldür de govuş sonra ana.

Arif

Yoh, sılahım da yoh insaf eyle,

Sanma vehÅŸi meni sen bir eyle,

İblis

(me’nalı bir gehgehe ile)

Yoh gözel, anladım, ancag Re’na

Gısmet olmaz bu tebietle sana.

Üzülüp durma, çekil get, zira

Güvvete, altuna tabe dünya.

(Arif’de me’yusca bir dalgınlıg. İblis mülayım gehgehe ile)

Neye daldın, neçin oldun me’yus?

Arif

(280)

Çünki yoh bir şeyim efsus, efsus!

İblis

Bir şeyin yohsa da könlüm var ya,

Mene ver könlünü…

Arif

Esla, esla!…

Bunu heç umma, sagın Arif’den,

Vermişem könlümü yalnız ona men.

İblis

(etrafa)

İşte Şergin mütereddid çocuğu!

Şaşgın, abdal, esebi yavrucuğu!

Arif

(masa üzerindeki şerab gedehini yahalar)

Ah, aman! Bir içim olsun, mene su!

İbris

(surahini alıb gedehi ragı ile doldurulu)

Al! İç!

Arif

(yarıya içer. Üz – gözünü bürüşdürür)

Eyvah, ne dehÅŸet, yahu!

Su deyil, Semli bir ateÅŸdir bu.

İblis

(281)

(başga bir şüşeden böyük bir gedeh dolusu er gevahi şerab verir.)

Bu feget dadlıdır, al içi

Arif

Nedir o?

İblis

İç de bah, sonra duyarsan ne imiş,

En güzel töhfe, keÅŸiÅŸ göndermiÅŸ…

Arif

(Bir geder içer, gedehi memnun ve neş’eli bir bahışla süzerek)

Ah evet, sanki ÅŸefeg dalgalı nur…

(içib bitirdikten sonra, niyaz ile)

İmdi Re’na’yı çağırsan ne olur?

İblis

Onu sen çohmu seversen?

Arif

(cibinden bir cıgara çıharır)

sorma,

Sızlayan könlüme ateş vurma!

(İblis cıgaranı ateşler)

Ta çocugken seviyordum onu men.

İblis

(282)

(yapıya işaretle)

Geliyor işte o ğülgönce dehen.

Arif

Ah amani halı nasıl hüznaver.

Gözlerinden saçılır şimşekler.

ReÂ’na

(elinde bir neçe parça kağız dahil olur, heyretle)

Arif, Arif! Ne için geldin sen?

Arif

Sorma menden, onu sor gelbinden.

İblis

Bu kağızlar re içindir, yavrum?

ReÂ’na

Onu bunlar edecekdir mehkum.

Arif

Eceba, kimdir o hain miskin?

ReÂ’na

Sence çoh belli herif: İbn yemin.

Arif

(kağızları göz ucile süzerek)

Bu heyanetleri sen evvelden

Biliyorken susuyordun, Bu neden?

ReÂ’na

(283)

Meni gandırdı da sandım o deni,

Bulur elbet babmın gatilini,

Sonra bahdım ki, o bir başga sefil!..

Arif

(etrafa)

Belke hep kendisi cani, gatil…

(ReÂ’naÂ’ye)

Mene ver onları, Re’na! Mene ver

(kağızları almag ister)

ReÂ’na

(İblis’i gösterir)

Hele sebi et bahalım bir bu ne der.

İblis

Ver, evet ver, o ne lazımsa yapar.

Arif

Mene ver, imdi o azgın canavar,

Bulur elbette ceza, guturlmaz,

(kağızları alır, sür’etli addımlarla geldiyi gapıdan cihar)

ReÂ’na

(müzterib)

Ah, lakin o herif çoh gurnaz…

İblis

(284)

Heç telaş etme, guzum, dinle meni,

İki bildik soruyorlardı seni…

ReÂ’na

(sözünü keserek)

Kimdi onlar?

İblis

Biri oldugca iÄŸit,

Vasif isminde gözel bir zabit.

ReÂ’na

(ÅŸad ve memnun)

Ah, gerçekmi bu söz?

İblis

Çoh gerçek,

Mene söz verdi, emin ol, gelecek.

İbn Yemin

(dahil olur, İblis’e)

Eceba sevgili ReÂ’na ne deyir?

İblis

Beyim, izhari – meserret eleyir.

İbn yemin

(İblis’in omuzunu ohşayarag)

Heyli memnunem, ezizim, senden.

ReÂ’na

(285)

(kınayeli ve acı tebessümle)

Hesteye bahmag için gelmiş iken,

Bir ziyafetde bulunmag ne tühaf!

İbn yemin

Yohmudur sende, gülüm, heç insaf!?

Yaralı esgere bahmagsa meram,

Esgerem men de böyük, hem de yaram,

Yar da aç, gelbime bah, sonra inan,

Çünki hala ahıyor, kesmedi gan.

ReÂ’na

(mahzun)

Ah, teÂ’min ediyordun da meni;

Bulacagdın babamın gatilini,

İblis

O da mümkün, o da mümkün, Re’na!

Bir düşün, men ne dedim imdi sana?

Hep sevin, gül meleyim, çnki bu gün

Ele düşmez… ne seadetli düyün!…

(me’nalı gehgehe)

Çavuş

(dahil olur)

Geliyor işte müsafirlerimiz

İbn Yemin

(ReÂ’naÂ’ye)

Get, gülüm, sonra muhebbet ederiz.

(Müsafirleri garşılamag üçün garşıki gapıdan çıhar.)

İblis

(286)

(ReÂ’naÂ’ye)

Heç marag etme, emin ol, o menim

En itaetli gulumdur daim.

Durma get, bekle defürset demini,

Belke rö’yade görer bir de seni.

İstehzalı gehgehe… ReÂ’ne saÄŸ gapıdan çıhar. İbn Yemin ile beraber Vasif, arhadaşı ve iki – üç zabit dahil olurlar.

İbn Yemin

(önde olarag dadlı gehgehelerle)

Hay, hay, buyurun, ne hoş tesadüf!

(Vasif’le kiçik zabiti misafirlerine gösterir)

Bir arhadaşımdır işte Vasif,

Aylarca egerçi ayrı düşdük,

Gısmet bu, yene bu gün görüşdük.

Vasif

(İbn Yemin’e)

HeÅŸbeht olarag ziyaretinden.

Könlüm ne geder sevindi bilsen!

İbn Yemin

(müsafirlere)

Men herb eleyirken ordumuzda

Gördümse beş – on sevimli sima,

Vasif, bu könüllü, şanlı sabit.

Bir ulduza benzeyirdi sabit.

Birinci zabit

Dünyayı saran bu ganlı govğa

Bir heyli igidler etdi peyda;

(287)

Yoh şüphe, bu dürlü növcavanlar

Oldugça deyerli gehremanlar.

İbn Yemin

Govğada golay müveffeg olmag.

Tale ve cesaret olsun ancag.

Otururlar

Birinci zabit

(yarım serhoş, ibn Yemin’e)

Yahu, bu nasıl düyün, ziyafet!?

Mescidmi bu, ya ki, bezmi- iÅŸret?

İkinci zabit

Gerçek, bu ne? Oynayıb çalan yoh.

Bir neş’elenib de zövg alan yoh

İbn Yemin

Dur, hep olur, onsuz olmaz elbet,

Ismarlamışam, geler bu saet.

Çavuş

(gelir, esgersce temenna edir)

Reggaseler emre müntezirdir.

İbn Yemin

Gelsinler, evet, hemen heber ver.

Çavuş çıhar.

Birinci zabit

Gelsinler, evet, deyiÅŸsin ehval.

Gülsün azacıg periyi – amal

İkinci zabit

(288)

Tam beÅŸ senedir ki, rahib oldug.

Ciddiyyet içinde hep boğuldug.

Reggaseler dahil olur.

İbn Yemin

(çalgıçılara)

Çal, haydı çal, etme fövti – fürset!

Çal, durma senindir işte növbet.

Birinci zabit

Çal, sızlayıla inlesin o teller,

Çıpınsın onunla hep könüller.

İkinci zabit

Çal, meclise zövgü ne’şe gelsin.

Çal, ta ölüler de regse gelsin.

Çalğı başlar, reggaseler aşağıdakı şergini hemaheng darag söyler ve regs ederler.

Åžergi

Her ÅŸey senindir, ey gafil insan!

Gülgün şefegler, rengin ciçekler.

Her ÅŸey senindir, ey cahil insan!

Parlag güneşler, dilber melekler.

Yalnız senin, yalnız senin her dürlü ne’met;

Genclik, gözellik, eşgü ülfet, her seadet,

Sür daima zövgü sefa, fövt etme fürset

Bir gün geler, esla semer vermez nedamet.

Beş günlük ömrün rö’yaye benzer.

Dal eyşi – nuşa, heç gelme huşa

Daim gül, eylen, olma mükedder,

İç bade, hep gel cuşü hüruşa.

(289)

Sermesti – eşg ol, ey gözüm, gevset ne lazım,

Bir gün geler, elden çıhar- zövgi – herabat.

Al neş’e her şeyden, evet, geflet ne lazım,

Bir gün geler, elden düşer peymane heyhat!…

Rags bitmek üzre iken Arif’le beraber eli silahlı iki kanun neferi dahil olur.

Birinci kanun

(Keskin ve amirane bir tövr ile reggaselere)

Sakit, dağılın!…

Musigi susar, reggaseler ikişer, üçer salonu terk ederler.

İbn Yemin

(heyretle, kanunlara)

Nedir bu reftar?

Arif

(İbn Yemin’i gösterir)

Tam kendisi, iÅŸte! Ah, geddar!

İbn Yemin

Lakin çekilirmi bu hegaret?

(Silah çekmek ister.)

Birinci kanun

Hep nafile bunca geyzü hiddet,

El’an seni isteyir hökumet,

Gel!…

Arif

Bellidir etdiyin heyanet.

İbn Yemin’i alıb götürürler, Arif!e müsafirler de beraber çıhar.

(290)

Vasif

(en arhada galır, kiçik zabite)

Bah, imdi de fövt edilse fürset.

Daim galaram vüsale hesret.

Sol gapıdan girmek isterler, Re’na garşılarına çıhar.

Vasif perestişkar bir tövr ile.

ReÂ’na ReÂ’na! Sevimli afet!

Gel, durma aman, edilse geflet.

Mütleg seni mehv eder bu hain,

Olmaz daha gurtuluş seninçin.

ReÂ’na

(sevinc ile)

Vasif! Gedelim…

(mütereddid)

Feget bu müşkil,

Heyhat, bulunmadıkca gatil…

Vasif

(sözünü keserek)

Sen gel, bulunur o bir gün elbet.

İblis

(gelir)

Re’na, dah durma, işte fürset!

ReÂ’na

Lakin babam!…

Vasif

Ah, gel, aman gel!

Çıharlar.

İblis

(291)

Get, get, daha durma, artar engel.

Arif

(Dahil olur, sonderece memnun)

Hain yahalandı en nehayet.

İblis

(yarım gehgehe ile)

eşg olsun, evet böyük meharet!

Arif

Re’na hanı? Söyle gelsin!

İblis

Efsus,

Bir zabite uygu getdi..

Arif

(çılgın)

Ah, sus

İblis

(elile onun omuzunu ohÅŸar)

Yahı! Mene bah, şaşırma esla,

ReÂ’na, o melek elinde hala…

Arif

(böyük bir telaş ile)

Bir söyle, ne semte getdi onlar?

İblis

(292)

(gapıdan onlar getdiyi terefi gösterir)

Bah, garşıda iÅŸte hurmalıg var….

Arif

(sözünü keserek)

Bildim, yetiÅŸir, o, belli bir yol.

(Derhal dışarı fırlar)

iblis

Get, durma!

(istehzalı gehgehe)

Feget, yazıg! Emin ol,

Bekler seni bir yığın cinayet.

İzler seni bir yığın felaket.

( Gehgehe…)

Perde

ÜÇÜNCÜ PERDE

Sehne ilk perdede olduÄŸu kimi ihtiyar ÅŸeyhin cardağını gülbesini gösterir. Åžeyh dışarıda, çardağın altında tesbih çekerek dalıb getmiÅŸ…

Son bahar, önle, sisli hava….

Haver

(yaralı zabitin alnındaki ve golundaki sarğını açar)

Çoh şükür, işte hep sağaldı yaran,

Bah, nasıl merhemetlidir yaradan.

Yaralı zabit

(293)

Ah, sagaldıgca artıyor kederim,

Meni mehv eyleyir düşüncelerim,

Yada geldikce ailem, yurdum,

Hele sen, ah sen! Senin kederin

Mende bir iz burahdı heyli derin;

Çünki yalnız menimle ugraşarag,

Agibet düşdün Arif!inden uzag.

Haver

Heç marag istemez, hayır, haşa

Mene sen mane olmadın esla.

Bu geza doğdu bir tesadüfden,

Meni tale ayırdı Arif’den.

Bu sırada iki Türk zabiti gelir.

İhtiyar

Merheba!

Birinci zabit

Merheba, efendi baba!

İkinci zabit

Gülbenizde su varmıdır eceba!

İhtiyar

Vardır elbette, hem deheyli serin,

Buyurun, bir geder de rahet edin.

İçeri girerler. İhtiyar su töküb verir. Haverle yaralı zabit bir guşeye sıhılıb durur.

Birinci zabit

Çoh sıcag, galmamış tevan artıg,

Ayrılıp ordudan fena susadıg.

(294)

Alnının terini silib sudan içer. İhtiyar ikinci zabit üzün de töküb vermek ister.

İkinci zabit

Dur, babam, dur, aman rica ederim…

(kendisi töküb içer)

Birinci zabit

(yaralı zabiti süzerek)

Mene bah, ihtiyar, bu zabit kim?

İhtiyar

Bir esir, işte ordudan aralı.

Haver

Kimsesiz bir zavallıdır, yaralı.

İkinci zabit

Bir lehistanlıdır bu, ya bir Rus.

Birinci zabit

Kim bilir, belke, belke bir casus.

Yaralı zabit

Efv edersen, hayır, ne bir rusam.

Ne lelem men, ne kirli casusam.

Bir müselman, gazanlı bir Türküm.

Mence bir ya heyat, yahud ölüm.

Birinci zabit

Başga milletden olmuş olsaydın,

Yene mümkündü efvin…Ah, azğın!

Türk olub Türk’e ateş etmek için

(295)

Yalnız bir cezaye layigsin.

O da eÂ’dam….

Haver

(telaÅŸ ve heyecan ile)

Aman, efendim, inan,

O deyil öyle suçlu bir insan.

İhtiyar

Hayır, özladım, olmayın esebi,

Başga, çoh başhadır onun gelbi

Yaralı zabit

(acı tebessümle)

Ne tühaf! Ta kiçik yaşımdan men

Milletimçin zeferler özlerken,

İşte tale! Menim asılmam için

İmdi siz hökm edersiniz, lakin,

Size men vermek istemem zehmet….

(Derhal cibinden bir tapança çıharır ve öz gafasını nişan alır.)

haver

Ah, man!…

İkinci zabit

(onun bileyini yahalar)

Dur, telaÅŸe yoh hacet.

İhtiyar

Ah. Çılğın, bütün cahan çılğın!

Bu günün arhasında yohmu yarın?

Bu sırada bir gara ereb zabiti gelir, memnun ve bübali gehgehelerle gülmeye başlar.

Birinci zabit

(296)

Ne imiÅŸ arhadaÅŸ, ne var ne heber.

Varmıdır yohsa başga fethü zefer?

Ereb zabiti

(daha çılğınca gehgehelerle)

Bıtdi artıg bütün seferberlik,

Bitdi hep gehramanlıg, esgerlik.

İşte rahet zamanı geldi bize,

Dönüyor ordu kendi ülkemize.

Birinci zabit

Neçin, anlat, neçin bu?

(etrafa)

Ah canavar!

Ereb zabiti

Açıvermiş hüdudu bolgarlar,

Kövkebi – tale eylemiş de üful,

İngilislerle dolmuş İstambul,

( Her kesde teesür ve heyret.)

Yaralı zabit

Sus yeter, ah, hain alçag sus!

Ereb zabit

(istehzalı ve memnun gehgehe ile)

Sanki men susdum, öyledir efsus.

Birinci zabit

Bu herif iÅŸte daima bayguÅŸ.

İkinci zabit

(297)

Zenn edersem, o hem de çoh serhoÅŸ….

Yaralı zabit

(sinirli ve gızğın)

Ah, ereb, cism,, ruh, gelbi ereb,

Hem de memnun…. nedir bu hale sebeb?

(acı gehgeheden sonra)

Ya! O serhoşmu? Yoh, inanma, hayır.

İşte!

Derhal gelbgahinden nişan alır, tapança açılır.

Ereb zabit

Ah!

(Deye sol eli ile yarasını turar, sağ elile cibinden tapancanı çıharıb garşı gotmag isterse de müveffeg olmaz. Silahı hiddetle bir terefe atar ve iztirablar içinde terki heyat eder.)

Yaralı zabit

İşte bah nasıl ayılır?

Bu sırada dışarıdan İblis’in memnun ve sürekli gehgeheleri eşidilir.

İhtiyar

Sen ne yapdın, nedir bu hal, oğlum!

Yaralı zabit

Sade bir bayguş ağzı susdurdum.

(zabitelere)

(298)

Bir güsur işte, bulsanız hagsız,

Meni e’dama imdi haglısınız.

(Elindeki silahı tegdim eder.)

Birinci zabit

(silahı redd ile)

Bu heberden sevinci çohdu onun,

Ona layıgdi müjde bir gurşun.

İkinci zabit

(istehzalı tebessümle)

Çoh yorulmuşdu herbden, elbet,

Etmek isterdi bir geder rahet.

Yaralı zabit

Daha durmag heta, hemen gedelim,

Bu heber düz de olsa ferz edelim.

Bir mücahid dönermi ezminden?

Ah men, imdi ölmek isterken

YaÅŸamag isterem de bir müddet….

Birinci zabit

Biz yaÅŸarsag, evet yaÅŸar millet.

Bu halda dışarıdan aşağıdaki marş eşidilir.

MarÅŸ

Türk oğlu sözünden dönmez,

Mehv olur da sürüklenmez.

Hep yükselmek diler, enmez.

Çarpışır yaşar.

Yurdumuzun arslanları,

İzler durur düşmanları,

Fırtınalı denizvarı

Hep caÅŸub daÅŸar.

(299)

Engin feza çardağımız

Al şefegler bayrağımız,

Gorhu bilmez oymağımız,

Hagg için goşar

İkinci zabit

(Dinledikten sonra her ikisinin golundan tutar.)

Gedelim, yoh gecikmenin semeri

Yaralı zabit

Gedelim, hagga doÄŸru, arÅŸ ileri!

Gederler

İhtiyar

(Yoldan keçen bir nefere cenazeni gösterir.)

Oğlum, mene yardım eyle bir an.

Haver

(merhemetli ve müteessir)

Bir heçle zavallı oldu gurban.

İhtiyar

Yoh kimsede mermehetle vicdan,

İnsanlığı hep unutdu insan.

(cenazeni galdırıb götürürler)

Haver

(Yalnız)

İblis’e uyub da ehli alem.

Hep yer üzü ganlı, cümle sersem….

İblis

(300)

(bir guşede ağsaggal abid gıyafetinde görünür, yarım gehgehe ile)

İnsandaki nefsi – şuma daim

İblis olur ancag olsa hakim.

Bu sırada Vasif’le Re’na telaş içinde gelirler.

ReÂ’na

Allah için eyleyin inayet,

İzler bizi bir yığın felaket.

Vasif

(e’tinasız)

yoh gorhuya ehtiyac….

ReÂ’na

Aman dur!

Terk et de inadı, olma meğrur,

Bah, arhadaşın çocugluğundan

Bir gurÅŸuna oldu imdi gurban

Vasif

Her dürlü gezaye razıyam men,

Gorhmam feget öyle bir deniden.

Haver

Kimdir eceba o hain, alcag?

ReÂ’na

Haver, onu sorma, yer ver ancag.

Haver

Aldınsa da Arif’i elimden.

Her yardıma işte hazıram men.

(301)

(Gülbeye dahil olurlar. Haver onları daha içeri geçirmek ister.)

İblis

(burahmaz)

Dur, getme, sagın, o dürlü yerler.

Her şüpheyi celbü de’vet eyler.

(gülbedeki hesiri bir terefe ceker, ufag bir gapını galdırıp da Re’na’ye)

Gir, haydı gızım, bu yerde sahlan!

(Re’na aşagı ener, iblis yapagı endirip tekrar üzerini hesirle örter, Vasif’in golundan tutub ormanı gösterir.)

İşte, sene de geniş bir orman!

Bir terefe çekilirler. Teyla olguları kimi Arif fessiz olarag gelir. Haver ona doğru goşar, yahlaşdığı sırada birden- bire küskün ve şaşgın bir tövr ile ürküb geri eçkilir.

Arif

Haver, mene bah, zavallı Haver!

Bir söyle, nedir bu hali-müzter?

AguÅŸuma goÅŸmag isteyirken

Ürkdün ne üçün bu serseriden?

Haver

GoÅŸdum sene sevdiyimden, amma

Bahdım ki, sevilmeyenler esla.

Layig deyil olmaÄŸa hemaÄŸuÅŸ,

Ürkdüm de çekildim işte medhuş.

Arif

Artıg yetişir bu sersenişler.

Efv eyle, güsura bahma, Haver!

Haver

Haver sene etse de perestiÅŸ,

Heyhat, dönermi bir de keçmiş!

(302)

Oldun senelerce hep enisim,

Beslendi seninle fikrü hissim

Kölgen kimi hep peşince goşdum,

Eşginle gonadlanıp da uçdum.

Lakin meni bir nigahe satdın,

Birden-bire hep unutdun, atdın.

Arif! Niye susdun, ah, böyle,

Bir söyle, düşünme, söyle, söyle!

Arif

Susmag, o da başga dürlü feryad

Hep menliyim oldu sanki berbad.

Haver

Men heç, o zavallı ihtiyarı

Bir lehze düşünmedin de barı.

Arif

Kategori: Bilim