Fotografin Tarihsel Gelisimine Kisa Bir Bakis:
12 Temmuz 2007
Fotografin Tarihsel Gelisimine Kisa Bir Bakis:
Sanatçilar, binlerce yildir çevre1erinde gördükleri nesnelerin görüntülerini çesitli ortamlara degisik yollarla aktarmistir. magara resimlerinden, günümüzde çesitli biçimlerde yaratilan görüntülere gelinmistir. Sanatçilar yarattiklari görüntülerin hep gerçege benzemesi için çalismistir. Fotograf, insanlara bu olanagi mükemmel biçimde saglamis ve gerçek gibi olanin üretilmesi fotografin bulunmasiyla birlikte gerçeklesmistir.
Fotograf 19. yüzyilin önemli buluslarindan biri, günümüz iletisim ortamlarinin ve araçlarinin önemlileri arasinda. Fotograf sözcügü ilk kez Sir John Herscel tarafindan 1839 yilinda kullanildi. Görüntünün bir “aygit” kullanilarak, iki boyutlu bir yüzey üzerine kaydedilmeye baslanmasinin üzerinden yüzelli yildan fazla geçti. Louis Daguerre bir aygit “karanlik kutu” (camera obscura) ve isigin marifetiyle görüntüyü bir yüzey üzerine kaydettigini Fransiz Bilimler Akademisi tarafindan açikladigi zaman takvimler 19 Agustos 1839’u gösteriyordu. Fotograf tarihçileri arasinda sözü edilen tarih üzerine tartismalar devam etmektedir. Isim üzerine de tartismalar vardir. Kimi arastirmacilar 1820’li yillari ve Niepce adli bir baska Fransiz biliminsanini i~ret eder ve ilk fotografin Niepce tarafindan çekil digi söylenir. Fotografi sözcügü eski Yunanca’dan gelir ve anlami isikla çizmek demektir. ( Foto: Isik, Grafi: Çizmek)
Görüntü kaydinda bir aygitin kullanilmasindan sonra görüntü kaydiyla ilgili bir çok farkli gelisme ve bulus oldu, bu buluslar giderek artti ve günümüze dek geldi, çok farkli kayit teknikleri gelistirildi. 1800’lü yillarin ilk yarisinin karanlik kutusunun yerini günümüzde elektronik ve mekanik anlamda çok gelismis fotograf makinalari, sayisal olarak kayit yapabilen elektronik ve bilgisayar teknolojisini bir arada kullanan makinalar aldi.
Gerçek gibi olanin, gerçegin görüntülenmesi istegi 19. yüzyilin düs ve düsüncelerinden biri degildi kuskusuz. Bu istek insanlikla birlikte varolmustu. Insanlik görüntülerle binlerce yildan beri tanisik ve onlarla hasir nesirdi. Gerek düsünsel anlamdaki gelisme ve degisiklikler, gerekse teknik anlamdaki - bu gelismelerin içine optik, fizik, kimya gibi bilimleri sokmamiz olanaklidir - birikimler fotografi 19, yüzyil da ortaya çikartti.
Fotografin olusmasi binlerce yilin ürünü, örnegin; gümüs ve gümüs tuzlarinin isik altinda karardiklari 10. yüzyildan beri hem dogulu hem de batili simyacilar tarafindan biliniyordu. Karanlik kutu, popüler adiyla “camera obscura’ ise çaglar boyunca güriesin hareketlerini izlemede, özellikle günes tuttulmasini incelemede ve Orta Çagda ise manzara cizimlerinde kullaniliyordu. Orta Çag ressamlari seri biçimde manzara resmi üretimlerini karanlik kutuyu kullanarak gerçeklestiriyorlardi. Film duyarkatlarinda kullanilan isiga hassas gümüs tuzlarinin fiziksel ve kimyasal özellikleri 1727 yilinda Alman bilim insani Johann Heinrich Schulze tarafindan belirgin biçimde ortaya kondu. Joseph Nicephore Niepce, Louis M Daguerre ve Hippolyte Bayard Fransa’da ve William Henry Talbot Ingilterede fotograf üzerine çalismalarina devam ediyorlardi. Her biri Gamera Obscuranin çalisma ilkelerinden ve fotograf kimyasindan haberdardilar. 1800’lü yillarda ise camera obscura kullanilarak görüntü kaydetmeyle ilgili Thomas Wçdgwood’in basarisiz çalismalari oldugu bilinmektedir.
Yukarida sözü edildigi gibi fotografin kaydiyla ilgili bilim insanlarindan Nicephore Niepce karanlik kutuyu kullanarak görüntünün sürekli kaydini sagladi, ancak amaci fotograf veya fotografik anlamda görüntü elde etmekten ziyade litografik baskilarda kullanabilecegi çinko kaliplari olusturmakti.
Ilk fotografik kaydi gerçeklestiren Louis Daguerre de bir ressamdi ve muhtemelen karanlik kutuyu resim yapmada da kullaniyordu. Ancak bu kez isiga hassas bir maddeyi, gümüs iyodürü bakir bir levha üzerine sürdü, karanlik kutuyu kullanarak poz lamayi yapti, civa buharinda gerçeklestirdigi banyo isleminden sonraysa, sodyum hiposülfit kullanarak tesbit islemini gerçeklestirdi. Bu islem görüntünün sürekli biçimde eldesi için bir devrimdi. Bu bulus Daguerreotype olarak adlandirildi. Günümüz fotograf teknolojisiyle karsilastirildigi zaman Daguerreotype kayitlarinin tek oldugunu görüyoruz, bir baska deyisle negatif olmadigi için çogaltilmasi çok zor veya olanaksizdi. Estetik ve sanat boyutunda düsünüldügü zaman ise Daguerreotype kayitlari detaylarin belirgin oldugu ve perspektifi n dogru oldugu görüntülerdi.
Takip eden yillarda, William Fox Talbot adli Ingiliz, günümüzün fotograf anlayisina yakin görüntüler elde etmeyi basardi. Daguerreotype’dan farkli olarak, duyarkat kagida sürülüyor ve kagit pozlaniyordu, daha sonra ise banyo edilmis kagit negatif görüntüden tekrar kopya alinarak sonsuz sayida pozitif görüntüler elde ediliyordu. Talbot bu bulusunu Calotype olarak adlandirdi. Bu yasi otuzun üzerinde olanlarin kolaylikla animsayabilecegi, resmi kurumlar önünde bulunan sipsak fotografçilarin tekniginin aynisidir.
Ortaya çikisindan veya resmi olarak tescil edilisinden dört yil sonra, 1840’li yillarin baslarinda fotograf yayginlasmaya basladi. Bu yillardaki fotografçilarin hedef kitlesi, pahali oldugu için yagli boya portrelerini yaptiramayan orta sinifti. 0 yillarda yagli boya portrelerini yaptirmak soylulugun sembolüydü ve üst siniflara iliskin bir eylemdi.
1844 yilinda Fox Talbot ilk fotograf kitabi “The Bencil of Nature” u (Doganin Kalemi) yayimladi.
Takip eden yillarda duyarkatlara ve objektiflere iliskin çalismalar devam etti, fotograflarda detaylar artti, kalite yükseldi, pozlama süresi azaldi. Bu gelismeler fotograf makinalarini gezginlerin en önemli yol arkadaslari haline getirdi. Özellikle Fransa ve Ingiltere basta olmak üzere dünyanin her yanina fotografçilar gitti, egzotik ülkelere iliskin fotograflar satilan metalar haline geldi. Fotograf basinda da kullanilmaya baslandi Kirim Savasi (1853 - 1856 ) ve Amerikan Iç Savasi fotograf landi ve bu görüntüler gazetelerde kullanildi. Fotografik görüntünün gerçegi oldugu gibi yansittigi düsüncesi o yillardaki kamuoyunu ve politik görüsleri de etkiledi. Fotografin büyük gücü ve iletisim boyutu anlasildigi zaman ise bulunusunun üzerinden henüz yirmi yil geçmisti.
Fotografik görüntüler sanat çevrelerinde de tartismalar açti, resim gibi degildi, resimden daha mükemmel biçimde perspektifi ve görüneni aktariyordu. Fotografin ilk otuz yilinda kimi fotografçilar negatifler üzerinde oynayarak, fotograf üzerinde dokular olusturarak, firça darbelerinin benzerlerini yaratmaya çalisarak resim gibi olani yakalamaya çalistilar.
1870’li yillarin sonlarinda duyarkatlar ( emülsiyonlar ) eni konu gelisti, hassaslasti, fotograf makinalarinin optik ve mekanik aksamlari gelisti, o günlere dek fotografçinin çekim anindan hemen önce kendisinin imal ettigi islak duyarkatli fotografik levhalar yerine atölye ve fabrikalarda üretilmis, kuru, kullanim ve tasima kolayligi saglayan hazir emülsiyonlu fotograf levhalari üretilmeye baslandi. Bunlar güzelligi elde etmenin yeni araçlari” olarak tanitildi, fotografik olanaklar gelisti.
1888 yilinda Kodak firmasi film, banyo ve baski ücreti içinde olan, 100 adet filmi bulunan fotograf makinalarini piyasaya sürdü, o yillara göre pahali sayilacak bir fiyata 25 dolara ve “ dügmeye basin, gerisini bize birakin” reklam sloganiyla satiliyordu, bu yillardan sonra fotograf genis kitlelere mal oldu.
Ondokuzuncu yüzyilin sonu ve yirminci yüzyilin baslarinda fotograf günümüzdeki mükemmelligine ulasti, fotografa iliskin tartismalar gazete sütunlarindan sanat ortamlarina üniversitelere tasindi, fotograf üzerine yazilanlar kitaplarda yerlerini almaya basladi. Sinematografik görüntülerin ve televizyonun temellerini olusturan fotograf görüntüsü üzerine felsefi tartismalar basladi. Fotografin teknik gelisimi kadar, felsefi boyutu üzerine olan tartismalar günümüzde devam etmektedir.
Fotografin icadina dek görüntüler bir araç, bir aygit olmaksizin elle üretiliyordu. Üretilen bu resimler tekti. biricikti. Fotograf, görüntünün üretim sürecine bir araci bir “aygit”i sokmustur.
Kategori: Bilim